Göç ve İvriz İlköğretmen Okulu Anılarım Bölüm 9

Sakar Balkanın yamaçlarında mola vermiştik Kerim dayımla. Vermiştik çünkü kan ter içinde kalmıştık tırmanmaktan… Nasıl olduysa kendimi Bulgaristan’daki köyümüz Karagözler ’de bulmuş ve Kerim dayımla Sakar Balkana çıkmaya karar vermiştik. Köyün güneyindeki Sakar Balkan gerçekten görülmeye değer demişti dayım. Yamaçlarında gizemli mağaraların yanı sıra Çıplak tepe denen yere çıkıldığında bütün Gerlovo Alçağı denen yer rahatlıkla görülür. Demişti. Ben de hadi çıkalım dayı demiştim.

Tekrar tırmanmaya başladığımızda ‘’Mehmet, Mehmeeet…’’ Diye annemin sesini duymuştum. Annemin sesi bu kadar uzaklara nasıl gelebiliyordu. Ses yakından geliyordu halbuki. Dayımla ter atmaya çalışıyorduk, sesin geldiği tarafa döndüm. Havalanmak için kollarımı yukarı kaldırdığımda üzerimdeki yorgan savruluverdi. Sakar Balkana tırmanırken üzerimdeki yorgan da neyin nesiydi… Gözlerimi araladım, annem başucumda duruyordu. Hadi kalk  kuyudan bir kova su çek de gel. Dedi. Arkadaşın Osman’ın annesi Hatice Teyze geldi…

Kapı açıktı. Pencereler de açık olduğundan, hafif bir rüzgar doluyordu ortama. Bir an için nerede olduğumu anımsamaya çalıştım. Sahi neredeydim ben, neredeydik biz? Karagözler de mi? Osmaniye de mi? Yeşilova da mı? Mersin Göçmen barakalarında mı? Niğde Bor kazasında mı, yoksa Misli de mi? Doğrulup çevreme baktığımda Niğde Misli de olduğumun ayırdına vardım. Meğer rüya görüyor ve rüyamda tırmanıyor muşum Sakar Balkana Kerim Dayımla… Bir süre durumu ve yerimi anlamaya çalıştıktan sonra kalktım, kuyudan su çekmeye gittim…Su çekmeye giderken hafızam yerine geldi. İlkokul bitmişti. Yaz tatilindeydik… Ama ne tatil! 

Osman’ımın pantolon parası…

1958 yılının Ağustos ayı ortaları olmalı… Hava sıcak mı sıcak, köy çevresi kum ve kum, evlerimizin altı ise ucu bucağı olmayan mağaralar… Bu sıcak, bunaltıcı ve can sıkıcı günde tek değişiklik okul arkadaşım Osman’ın annesi rahmetli Hatice teyzenin az önce bize uğraması olmuştu. Kuyudan çektiğim suyu getirdikten sonra Hatice teyzenin elini öpüp Osman’ı sordum. Ben gelirken uyuyordu. Dedi. İzin isteyip yan odada kitap okumaya başladım.

Hatice teyze bir taraftan koyunlarından kırktığı yapağıyı eğirirken, diğer taraftan da yaklaşan dini bayramlardan biri üzerine annemle sohbet ediyordu. 10 lirasının olduğunu, köye uğramasını beklediği seyyar satıcıdan pantolonluk kumaş alarak Osman’a bayramlık bir pantolon dikeceğini söylüyordu. Hatice teyzenin annemle yaptığı bu sohbet her nasılsa aklımda kalmıştı. İyi ki kalmıştı…

Hatice teyze bizden ayrıldıktan bir süre sonra, akşamüzeri, köy otobüsünden çıkan bir tanıdık Niğde Milli Eğitim Müdürlüğünden sarı bir zarf getirdi bize. Zarfı açtığımızda, bir sonraki gün, Niğde’de yapılacak olan İvriz İlköğretmen Okulu yatılılık yazılı sınavlarına davet ediliyorduk. Adeta havalara uçmuştum. Yaşamım boyunca minnet ve rahmetle andığım ilkokul öğretmenimiz Beyazıt Tuna, kardeşim ve benim adıma İvriz İlköğretmen Okulu yatılılık sınavı için başvuruda bulunmuştu. İvriz demek kurtuluş demekti…

Ne var ki sevincim kısa sürdü. Kısa sürdü çünkü Niğde’de iki gün sürecek olan sınavlar için, Niğde’ye gidecek otobüs paramız olmadığı gibi konaklayacak yerimiz de yoktu. Haberleşme olanaklarının neredeyse yok denecek kadar az olduğu köyümüzde Mersin’deki rahmetli babama ulaşamazdık. Ulaşsak bile göndereceği para bir hafta on günden önce gelmezdi. Köydeki tanıdıklardan yardım alabileceğimiz kimse de yoktu.

Rahmetli annemle saatlerce düşündük ama bir çözüm üretemedik. Tam sınavlara katılmaktan vazgeçmiştik ki gündüz bizi ziyaret eden Hatice teyze ile annem arasındaki sohbeti anımsadım. Hatice teyzede ‘’Osman’ımın pantolon parası’’ 10 lira vardı. Gidip istesek mi? Dedim anneme. Gecenin bir yarısında gittik Hatice teyzeye ‘’Osman’ımın pantolon parası’’nı istemeye. Bizi dinledikten sonra, hiç ikiletmeden vermişti 10 lirayı…

Ertesi gün Niğde’ye gitmiştik. Öğretmenimiz Beyazıt Tuna karşılamıştı bizi. Sınav salonuna götürmüştü. İlk gün sınavları benim için oldukça iyi geçmişti. Kardeşim tereddütlüydü. Her nasılsa durumumuzu öğrenen köylümüz Yakup Amca sınavdan sonra bizi almış, ‘’Bu gece benim misafirim olacaksınız.’’ Demişti. Yakup Amca Niğde Kalesi yamaçlarında bulunan bir mağara ağzını kendine mekân eylemişti yaz boyunca. Karnımızı doyurmuş, yatacak yer göstermiş ve ertesi sabah da kahvaltı yaptırarak ikinci gün sınavlarına göndermişti.

Bana önce İvriz’in sonra da tüm öğrenim hayatımın kapılarının açılmasını sağlayan Hatice Teyze ile Yakup Amcayı hiç unutmadım, şükranla andım. Mekânları Cennet olsun dedim… Öyledir de zaten…

1958 yılı Eylül ayının ikinci yarısında İvriz İlköğretmen Okulu yazılı sınav sonuçları belli olmuş ve kazanmıştım. Kardeşim kazanamamıştı, önümüzdeki yıl ilkokul beşinci sınıfı tekrar ederek bilgilerini taze tutacaktı. İvriz’deki sözlü sınavlara katılmam gerekiyordu. Bu arada rahmetli babam da çalışmakta olduğu Mersin’den gelmişti. Sınav tarihinden bir gün önce, Niğde’deki bir bitpazarından bana takım elbise alındığını anımsıyorum. Elbiseyi giydiğimde bendeki çalımı görecektiniz. Hem yazılı sınavı kazanmış hem de takım elbise sahibi olmuştum. Çocuklar gibi şendik deyimi tam da bana uymuştu…

Eylül 1958, İvriz İlköğretmen Okulu…

Ulukışla üzerinden trenle ulaştığımız Konya Ereğli’sinde inmiştik trenden. İvriz’e yaklaşık 12 km uzaklıktaydı. Ereğli’den İvriz’e kadar yürümüştük babamla. Orta Torosların bitimindeki Bolkar Dağının kuzey eteklerinde yer alıyordu İvriz İlköğretmen Okulu. Dağların tam eteklerinden başlayan okulun arazisi İvriz Çayı’na dayanıyor ve geçiyordu. Arazilerinden bir bölümü bu Çay’dan ayrılan bir kanalın hemen aşağısında kalıyor ve arazi çaydan  sulanıyordu. 

‘’Ziraat’’ olarak adlandırılan yerden giriş yapmıştık okula. Yolun iki tarafında yer alan ağaçların arasından yürümüş, okulun eski öğrencilerinin yardımıyla idare binasını bulmuştuk. Okul’ un yerleşkesi çok genişti. Sanırım, değişik amaçlı olmak üzere,  50-60 bina barındırıyordu. Sözlü sınavı da kazanmıştım. Okula kaydımın yapılmasından sonra babam Misli ’ye geri dönmüş, sonra da annemle kardeşimi Misli ’de bırakarak, tekrar Mersin’e gitmişti ailenin nafakasını sağlamak için…

İvriz İlköğretmen Okulu 1961

İvriz İlköğretmen Okulu, 1941 yılında Köy Enstitüsü olarak kurulan ilk enstitülerden biriydi. Adını Enstitünün kurulduğu yerin 9 km. doğusundaki İvriz köyünden almıştı. Köy, Toros Dağlarının İç Anadolu’ya bakan yamacında derin bir vadinin önünde kurulmuştu. Bu köyden doğan ve Ereğli ovasına hayat veren su kaynağının doğduğu yerdeki kayalarda Hititler yıkıldıktan sonra bu yörede hüküm süren Tuana Kralı Warpalavas tarafından yaptırılan ve Dünya tarihi mirası açısından çok önemli olan, beşeriyet tarihinin ilk kabartma yazılı tarım anıtı olma özelliğini taşıyan bir kaya anıtı bulunmaktaydı. İvriz kabartması…

İvriz Köy Enstitüsü, 11 Kasım 1941 günü, geçici olarak Konya Ereğli’sine bağlı Zanapa bucağındaki henüz tamamlanmamış yatılı bir bölge ilkokul binasında açılmıştı. Bu yatılı bölge okulunun noksanlarını sür’atle tamamlamak üzere Adana-Düziçi Köy Enstitüsü öğrencilerinden bir yardımcı ekip gelerek, çok zor koşullar içinde başarılı işler görmüştü.

İvriz Köy Enstitüsünün asıl kurulacağı yer, Gaybi, Durlaz (Yıldızlı) ve Dedeköy köylerinin civarında, Zanapa ile Ereğli arasında, Ereğli’ye 10 km. uzaklıktaydı. Tren yoluna yakınlığının yanı sıra gerek tarım, gerekse içme sularının kolayca sağlanması, bölgesine giren illere yakınlığı en önemli avantajlarıydı. Sıtmalı sahalardan uzakta ve Torosların eteklerinde, yüksekte oluşu ve kuzey rüzgârlarına açık bulunuşu da önemli özelliklerden biriydi.

Yakınındaki Gaybi, Durlaz ve Dedeköy köylerinin, özellikle meyvecilik ve sebzecilik yönünden uygun arazilere sahip olması, inşaat malzemesinin esasını oluşturan taş ve kumun yakında bol miktarda ve çok iyi cinsten oluşu, İvriz’den Ereğli Bez Fabrikası’na giden elektrik hattının İvriz Köy Enstitüsü’nün arazisi içinden geçmesi nedeniyle Enstitü ’ye en uygun yer olarak seçilmişti.

İvriz İlköğretmen Okulu ilk kurulan Köy Enstitülerinden biriydi. Eski Köy Enstitüleri ve devamı olan İlköğretmen okullarının en büyük özelliği köy çocuklarını ”leyli meccani” olarak tanımlanan ”Parasız ve yatılı” olarak bünyesine alması ve günün koşullarına göre yetiştirmesiydi. Köy çocukları Köy Enstitüleri için en iyi ve en verimli kaynaktı. Öyleydi çünkü mezuniyetlerinden sonra köylere gideceklerdi. Gittikleri köyleri ve koşullarını en iyi onlar bilirdi. Köy koşullarını en iyi bilmelerinin yanı sıra bildikleri bir gerçek daha vardı. Kendilerinin ve köylerinin aydınlanması ve kurtuluşu okumalarına, bilgilenmelerine ve çok yönlü yetişmelerine bağlıydı.

İvriz’de öncelikle yatacak yer sorunumuz çözülmüştü. 1958-59 Eğitim ve Öğretim yılına başlamadan önce, askeri koğuş tarzındaki yatakhanelere yerleştirilmiştim. Yatakhaneler 40-50 kişilik gruplar halinde, altlı üstlü ranzalarla düzenlenmişti. Koğuşlardan biri de tahta bavullarımız için ayrılmıştı. O yıllarda yatakhaneler ve diğer binalarda kalorifer sisteminden vazgeçtim, soba bile yoktu. Yangın çıkar düşüncesiyle yatakhaneler ve yemekhaneye sobalar kurulmamıştı.

Yatakhaneleri oluşturan binalar, küçük bir ana girişin olduğu,  iki taraflı kocaman koğuşlar halindeydi. İki koğuş arasında küçük bir ana girişin karşısında lavabolarla, girişin solunda tuvaletler vardı. Yatakhane olarak kullanılan koğuşların girişi ise, küçük ana girişlerin sağında ve solundaydı. Batı ve doğu yönlerinde olmak üzere… Yatakhane duvarlarına paralel ve karşılıklı olarak yerleştirilen çift katlı ranzalardaki çarşaf, battaniye ve nevresim gibi şeyler üzerimize zimmetlenmişti. Koğuşların giriş duvarlarına yapılan raflara tahta bavullarımızı yerleştirmiş, İvrizli olmuş ve öğretmenlik mesleğine ilk adımı atmıştım.

İlk gecemiz ve ilk günümüz biraz yalnızlık biraz da şaşkınlık duygusuyla geçmişti. Kaydımızın yapılmasından sonra, haftanın ilk günü okul yönetimi bütün öğrencileri tören alanında toplamıştı. Anımsadığım kadarıyla okul müdürümüz Kâmil Açan’dı. 60 yıl önceki sisler arasından beliriveren Mehmet Karaman, Kemal Çuhalılar, Ali Tutal ve Salih Ziya Büyükaksoy da aramızdaydı. Sonraları bu kadroya Nevin ve Ömer Canbazoğlu, Nevruze ve Hikmet Göksel, Hüseyin Seçmen ve Mehmet Baş da katılacaktı.

İvriz’de ilk hafta…

Andımız ve İstiklal Marşımız okunduktan sonra Okul Müdürümüz Kamil Açan açılış konuşmasına, eski öğrencilerin dikkatini çekerek başladı. ”Aramıza yeni katılan kardeşleriniz var. Öyle sanıyorum ki çok büyük bir bölümü ailelerinden ilk kez ayrılmıştır. Tanımadığı, tanımaya çalıştığı yepyeni bir çevredir okulumuz yeni gelen kardeşleriniz için. Kendilerini biraz garip, biraz yalnız ve biraz da üzgün hissediyor olabilirler. Onlara sahip çıkalım ve burasını sevdirelim.” Dedikten sonra okulun oldukça sıkı ve katı kurallarından uzunca bir süre söz etti. Başarının sırrının kurallar ve disiplin olduğunu öncelikle vurgulamak istiyorum dedi. Tören ve konuşmalardan sonra sınıflarımıza gittik. Ben 1A sınıfına verilmiştim.

İvriz’de kurallar ve disiplin gerçekten büyük ve kırmızı harflerle yazılmıştı. Sigara içmek, içerken yakalanmak, yüz kızartıcı suçlardan birinden dolayı disiplin kuruluna gönderilmek istemezdik. İstemezdik çünkü okuldan bir iki hafta uzaklaştırılmak istemezdik. Daha da kötüsü bir başka okula sürgüne gönderilme ve bütünüyle okuldan uzaklaştırılma ihtimalleri de vardı. Bu nedenle bizleri değişik konularda uyaran öğretmenlerimize karşı gelmek gibi bir düşünce hiç bir öğrencinin kafasından bile geçmezdi.

Acemiliğimizi ve ürkekliğimizi henüz üstümüzden tam olarak atmadığımız ilk haftalarda, her konuda bize yardımcı olan öğretmenlerimiz ve büyük sınıflardaki ağabeylerimiz oldukça hoşgörülü davrandılar. Ama herkesin yeri yurdu, sınıfı yatakhanesi belli olduktan ve dersler de iyiden iyiye başladıktan sonra, hayli katı bir disiplin kendini hissettirmeye başladı. Öyle ki bu disiplin ağabeylerimiz, öğretmenlerimiz, yöneticilerimizden ziyade ziller tarafından uygulanıyordu. Sanki Onlardan çok bizi yöneten uzunca çalan sert tınılı zillerdi. Yatma kalkma, kahvaltı yemek, mütalaa ve ders saatlerimizi hep bu ziller haber verirdi. Okulumuz çok geniş bir alana yayılmış olmasına rağmen ziller en uç noktalardan bile duyulurdu. Düzen böyle kurulmuştu.

Kısa sürede alıştık okulun katı kuralları ve disiplinine. Kurallar ve disiplin bilgilenmeyi, iş içinde çok yönlü öğrenmeyi, her koşulda başımızın çaresine bakmayı ve başarıyı getirecekti, buna ihtiyacımız vardı. Üç yıl okuduğum İvriz unutulmazlarım arasındadır. Unutulmazlarım arasındadır çünkü bani ve benim gibi olanları bir oyun hamuru gibi yoğurdu, öğretmenliğe ve hayata dört dörtlük hazırladı.

1,168 total views, 1 views today

Share Button