Hasanuşağı Köyü Elbistan, Mart 1951…

Edirne Göçmen Misafirhanesinden geldiğimiz Kahramanmaraş’ta birkaç gün kaldıktan sonra Elbistan yolculuğumuz başlamıştı. Muhacirliğimizin ya da göç sonrası serüvenimizin bundan sonrasının daha iyi anlaşılması için, o dönemdeki adıyla Maraş ve Elbistan’ın doğa yapısından söz etmeliyim. Bizimle birlikte 10 gün yolculuk yapmak zorunda kalan tren görevlileriyle haşır neşir olmuştu büyüklerimiz. Onlar Bulgaristan ve göç hareketine neden olan asimilasyonu sormuşlar, büyüklerimiz de Maraş ve Elbistan köyleri hakkında bilgi edinmek istemişlerdi. Kahramanmaraş ili topraklarının % 60’ı dağlarla, % 24’ü plato ve yaylalarla ve % 16’sı ovalarla kaplıymış. Maraş Dağları Güney Torosların devamı olup, dağlar arasında geniş ovalar ve bol akarsular yer alır. Demişlerdi.

Doğa koşullarının beklenmedik derecede zor olduğu Elbistan’daki yetkililer yerleşeceğimiz yer seçiminde  de aileleri birbirinden koparmışlardı. Elbistan köylerine birer aile olmak üzere dağıtılmıştık. Yanlış bir uygulama olmuştu. Yüzyıllarca yaşadığımız topraklarımızdan kopartıldığımız gibi, burada da birbirimizden kopartılmıştık. Bu koparılış psikolojik olarak olumsuz sonuçlara yol açacaktı sonraki günlerde. Kurtuldu ailesini oluşturan anneannem, dedem, teyzem ve dayımlarla biz üç kardeşe de Elbistan’dan yaklaşık 50 km uzaklıkta Hasanuşağı köyü görünmüştü.

Köyde bize konaklayacağımız yer olarak ayrılan ağıldan bozma bir evdi. Kış koşullarında bu ev, hele Maraş bölgesinde, yaşama uygun bir yer değildi. Yine de Dedemle birlikte Hüseyin, Kerim ve Yusuf dayımlar hayvan ağılını yaşanacak hale getirdiler. Hasanuşağı köylüleri bize sahip çıkıp, yardımcı olmaya çalıştılar ilk günlerde. Bir süre sonra herkes kendi işine döndü. Bulgaristan’daki köyümüzden çok farklı bir yapısı olan Hasanuşağı Köyünün arazi yapısı tarıma elverişli değildi. 

Sonraki yıllarda öğrendiğime göre bizleri Alevi-Kürt köylerine yerleştirmişlerdi. 1951 yılında bu köylerin görüntüsü köy altı yerleşimler olarak bilinen mezralar tipindeydi. Mezralar genellikle küçük ve az nüfuslu olup, su kaynaklarına yakın olurlardı. Dağınık dokulu yapıya sahiptiler. Evler arasındaki uzaklıklar 500 metre ile 1500 metre arasında değişirdi. Alevi Kürtlerin gelenek ve görenekleri bizimkilerden çok farklıydı.

İlk bir hafta içinde buralara uyum sağlayamayacağımız anlaşılmıştı… Hasanuşağı Köyü, karasal iklimin etki alanı içerisinde olup, ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Söğütlü Çayı’nın iki yakasına kurulmuş olan köyün arazi yapısı, hayvancılık için elverişliydi ancak tarım arazisi sınırlıydı. Sulu alanlar dışında kayda değer bir bitki örtüsü de yoktu.

Kapana kısıldık duygusuna kapılmıştık. Biz muhacirlere her yönüyle çok yabancıydı Elbistan köylerindeki Sosyo-ekonomik yapı… Buralardan gitmenin, bu köylerden kaçmanın bir yolu bulunmalıydı. Bulunmalıydı ama önce Edirne’deki hastanede kalan annemle babamın bizi bulması gerekiyordu bu kapandan kurtulmak için… Edirne’deki Göçmen Misafirhanesinden ayrılalı neredeyse iki aya yakın bir zaman olmuştu. Halil dedemlerle geldiğimiz Elbistan’ın Karahasanuşağı Köyüne uyum sağlamaya çalışıyorduk. Bu arada dört yaşına basmakta olan kardeşim Şaban yolculuk boyunca üşütmüş ve öksürük nöbetleri de artmıştı. Her geçen gün durumu daha da kötüleşiyor, annemi isterim diye tutturuyor ve ağlıyordu... 

615 total views, 2 views today

Share Button