11 Ağustos 1951 Cumartesi, Göksun Maraş…

Elbistan köylerindeki Bulgaristan muhacirleri olan bizler Çukurova’ya mevsimlik işçi olarak gitmek üzere, köylerden sırasıyla Elbistan’a kadar bir kamyon kasasında toplanmıştık. Elbistan Afşin karayoluna girdikten birkaç saat sonra Göksun’a ulaşmıştık. Göksun-Maraş arası şimdiye kadar karşılaştığımız en zor yoldu. Yol güzergâhı coğrafi yapı olarak çok kötüydü. Bu yüzden Göksun ile Maraş arasındaki bu sarp dağlara “Şeytan dağları”, bu yola da “Felâket yolu” adını vermişlerdi. Yöre halkı bir dönem Gavurdağı demişlerdi. Kilometrelerce dik bayırlıklara tırmanan ve derin uçurumların yanından geçen patika benzeri dar bir yoldan ibaretti Göksun Maraş yolu. Şimdilerde ardarda yapılmakta olan yüksek viyadükler ve tünellerle felaket yolu olmaktan çıkarılmaya çalışılıyor.

Üzerinde bulunduğumuz kamyon eğimi oldukça büyük, dar ve yanları uçurum olan yolda zirveye doğru tırmanırken, fazla zorlanmış olacak ki, motoru stop etmişti. Sürücü tekrar çalıştırıp harekete geçmek istediğinde, kamyon ileri gitmek şöyle dursun, geriye doğru kaçmaya başlamıştı. Büyük bir panik havası yaşanmıştı. Kamyonun devrilmesinden çok korkmuştuk. Yandaki uçuruma yuvarlanmak işten bile değildi.

Başta Halil dedem olmak üzere birkaç yaşlı kamyon kasasında kalmıştı. Biz çocuklar da dâhil olmak üzere, herkes kamyondan aşağı atlamıştı. Durdurulmuş olan kamyonu hep birlikte kamyonu ittiğimizi anımsıyorum. İtme gücümüzle harekete geçen kamyonumuz hız kesmeden zirveye tırmanmış ve gözden kaybolmuştu. Yine korkmuştuk bizi buralarda bırakır mı diye… Yarım saatlik bir zorlu yürüyüşten sonra kamyona ulaşmış ve üzerindeki yerimizi alarak Maraş’a doğru yola koyulmuştuk.

Gavurdağı’ndaki bu korkulu yolculuk unutulmazlarım arasına girmişti. Öyle ki İvriz İlköğretim Okulu ikinci sınıfta iken hikâyesini bile sınıfımızın duvar gazetesine yazmıştım. Çok büyük bir panik havası yaratan Gavurdağı Kahramanmaraş ilinin en yüksek dağı olan Nurhak’tı. Yüksekliği 3093 metre olan bu dağları geçmek isteyenlerden bazılarının hayatlarını kaybettiklerini duymuştuk köylülerden. Öyleydi gerçekten… Derin ve uzun geçitler ve boğazlarla kaplıydı. Akarsularla parçalanmış plato ve yaylalar ulaşımın en büyük engeliydi.

Ortaçağda İslam ve Rum sınırlarını oluşturduğu için bu dağlara Gavurdağı deniliyormuş. Modernleşme dönemi Osmanlı bürokrasisinde önemli görevler üstlenmiş bir devlet adamı olan Ahmet Cevdet Paşa 1865’te Cebelibereket demiş. İsmet İnönü devrinde coğrafya kitaplarına “Amanos Dağları” olarak geçmiş. Yunanca “Amanos” adına tepki gösteren yöre halkı hem dağa hem de dağın arkasındaki “Kömürler” kasabasına ‘’Nur’’ adını takmış.

İster Gavurdağı, isterse Nurhak ya da Amanos adını almış olsun, dağları aşıp, o günkü adıyla, Maraş ilini de geçtikten sonra rahatlamıştık. Ne yolculuk tu ama… Aradan 66 yıl geçmiş olmasına rağmen, anılarımda dünkü gibi duruyor. 

 

611 total views, 3 views today

Share Button