Eylül 1951, Ceyhan Adana…

Alınan önlemlerin hiç birisi para etmiyordu. Ne yanan ateş, ne duman, ne çarşaf, ne cibinlik ne de bazılarımızın içine girdikleri çuvallar… Geceleri tepelerinde bir uğultu, iğne gibi saplanan sivrisinek hortumları, insanı çıldırtan kaşıntılar… Sivrisinekler ve sıtma Çukurova’daki mevsimlik işçileri bırakmaz, yeterli bağışıklık sistemi kalmamış olan yaşlıları ve çocukları alır götürürdü öbür dünyaya…

Korunaklı olmayan sazdan yapılmış barınaklarımızda bizi canımızdan bezdiren sivrisineklerin, yılanların, çıyanların ve sıcakların yanı sıra zamansız, aniden bastıran yağmurlardı. Bu yağmurlardır ki zaten yok denecek kadar az olan giysi ve yataklarımızı çamur içinde bırakmaktaydı. Uzaktan seyrettiğimiz Ceyhan garındaki trenlerden yükselen dumanlara çok sinirlendiğimi anımsıyorum. Sinirleniyordum, çünkü aniden bastıran yağmurların nedeninin bu dumanlar olduğunu sanıyordum…

Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanında anlattığı gibi ”Sivrisinekler ve sıtma Çukurova’daki mevsimlik işçileri bırakmaz, yeterli bağışıklık sistemi kalmamış olan yaşlıları ve çocukları alır götürürdü öbür dünyaya…”.

Nitekim öyle de oldu. Eylül ayının üçüncü haftası olmalıydı. Her sabah olduğu gibi, yine gözlerimiz çapaklı olarak, zorlukla kalkmıştık biz çocuklar. Kimse pamuk toplamaya gitmemişti. Sanki herkes Halil dedemin çadırı etrafında toplanmıştı. Sessizce ağlayanlar, gözyaşı dökenler, büyük bir hüzün içinde başlarını avuç içine almış olanlar… Neler oluyor diye ben de kardeşim Mustafa ile yaklaştım Halil dedemin çadırına. Babam uzaklaştırmaya çalışmıştı. ‘’Neden?’’ Demiştim. Derken ”Kurtuldu” ailesinin en küçük ferdi Mustafa dayım ağlayarak ”Halil deden öldü yeğenim.” Demişti.

Bulgaristan Karagözler Köyünden Türkiye’ye göç edip Edirne’de, Bulgar asimilasyonundan kurtulduğu için ailesine ‘’Kurtuldu’’ soyadını alan Halil dedem sivrisinekler ve sıtmadan kurtulamamış ve öbür dünyaya göç etmişti.

Bulgaristan’dan göç ettiğimiz Şubat ayından bu yana Halil dedem ikinci kaybımızdı. Dört ay önce en küçük kardeşimiz Şaban’ı Elbistan Hasanköy ’de kaybetmiştik. Şimdi de Halil Dedem… Daha kimleri kaybedecektik bu göç yollarında…

Halil dedemin vefatının sabahı pamuk tarlasındaki bütün mevsimlik işçiler ve Karagözler köylüleri pamuk toplama işini paydos ettiler. Ölüm haberi Ceyhan’daki yetkililere iletildi. Gelen yetkililer ölüm raporu düzenlediler. Bizi buralara getiren ‘’elçi’’ bir kamyon tutarak bizleri Halil dedemin cenaze namazı için Ceyhan’a götürdü. Usulüne uygun olarak işlemler yapıldı, cenaze namazı kılındı ve defin işlemi gerçekleşti. Hüzünlenmişti herkes… Boynumuz bükük olarak tekrar dönmüştük pamuk tarlasına…

175 total views, 2 views today

Share Button