11 Ağustos 1951 Cumartesi, Elbistan Hasanköy…

Babam ‘’Ananız nerede Mehmet?’’ Demişti. ‘’Buralardaydı baba…’’ Demiştim ama annem yoktu ortalıkta. Oysa bizi Çukurova’ya mevsimlik işçi olarak götürecek kamyona eşyalarımız yüklenmiş, bizim de kamyonda yerimizi almamız bekleniyordu. Hasanuşağı Köyünden geçerken Halil dedemleri de alacaktı kamyonumuz. Ama annem yoktu ortalıkta. Büyük bir telaşla aramaya başladık. ‘’Annemi gördünüz mü?’’ Diye sorduğumuz köylülerden biri ‘’ananız mezarlıkta’’ Demişti. Anlaşılmıştı… Annem bir ay önce toprağa verdiğimiz en küçük kardeşimiz Şaban’ın mezarına gitmişti.

Kardeşim Mustafa ve babamla birlikte biz de gitmiştik mezarlığa. Annem sessizce gözyaşı döküyordu kardeşimizin mezarı başında. Hep birlikte dualarımızı yaptıktan sonra annemi ayırmaya çalıştık mezarın başından. ‘’Yavrum Şaban’ım, seni buralarda bırakıp, nasıl gideceğiz? Gitsek de nasıl geleceğiz?’’ Diye ağıtlar yakan annemi zorla ayırdık kardeşimizin mezarı başından… Yaklaşık olarak üç ay kaldığımız Elbistan Hasanköy’den ayrılma zamanı gelmişti.

Ceyhan pamuk tarlalarında çalışacak mevsimlik işçi bulmak üzere Elbistan’a gelmiş olan bir ‘’elçi’’ ile anlaşmıştı büyüklerimiz. Dayıbaşı olarak da bilinen ‘’elçi’’ Elbistan köylerine dağılmış olan Karagözler Köyü muhacirlerini Adana Ceyhan’a ücretsiz götürecekti. Tarlaya ulaşım ücretini işveren karşılıyordu. Bizi Çukurova’ya götürecek olan Elçi de asgari ölçüde zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılayacak ve yaptığı harcamaları pamuk tarlalarından kazandığımız ücretlerimizden kesecekti. Bu anlaşma büyüklerimiz tarafından uygun bulunmuş ve yeni bir göç için hazırlıklar yapılmıştı.

Hasanköy’den ayrıldıktan yarım saat sonra Halil dedemlerin köyüne ulaşmış ve eşyaları da yüklenmişti. Elçi tarafından tutulan oldukça büyük kasalı bir kamyonla diğer köylerdekiler de toplandılar. Anımsadığım kadarıyla Halil dedemler yedi kişilik ‘’Kurtuldu’’ ailesiydi. Biz Akıncı ailesi dört kişiydik. Sonraki yıllarda Hüseyin, Kerim ve Yusuf dayımların kayınbabaları olacak aile bireylerini de sayarsak 25 kişilik bir mevsimlik işçi grubu olmuştuk. Yatak-yorgan, kap-kacak ve diğer zorunlu eşyaların da kamyona yüklendiği kamyon kasasında balık istifi olarak yerlerimizi almıştık.

Kamyon sahibi ve sürücüsü bu kadar kalabalık ve yüklü olacağını düşünmemişti. Gâvur Dağların aşmakta zorlanacağımızı söylemişti. Nur Dağları ya da Amonoslar olarak da bilinen Gavur Dağları Toros Dağları sisteminin en güneyindeki bölümünü oluşturmakta ve İskenderun Körfezi ‘nin doğusunda dik bir duvar gibi yükselmekteydi. Boşuna Gavur dağları dememişlerdi…Derin vadilerden sonra tırmanmaya başlanan dağlardaki yolların eğimleri çok fazla olduğu gibi vadilere paralel olan yollar da oldukça dardı. Karşınızdan gelen bir aracın yanından geçmek oldukça zordu. Bazı virajları tek seferde dönemediğiniz gibi yolların vadi kenarlarında korkuluklar da yoktu. En ufak bir hatada derin vadiye uçmanız işten bile değildir. Dedikten sonra biraz mırın kırın ettiyse de yola çıkmak zorunda kalmıştı.

513 total views, 1 views today

Share Button