Elbistan köylerinden Çukurova’ya geleli neredeyse iki ay oldu. Sürekli pamuk tarlası değiştirerek pamuk hasadı yaptık. Gündüzleri yapış yapış sıcakta çalışıp dermansız kalan bizler, geceleri de sivrisinekler yüzünden dinlenemiyorduk. Dinlenemiyorduk çünkü büyüklerimizin aldığı bütün önlemler işe yaramamıştı.

Alınan önlemlerin hiç birisi para etmiyordu. Ne yanan ateş, ne duman, ne çarşaf, ne cibinlik ne de bazılarımızın içine girdikleri çuvallar… Tepelerimizde bir uğultu, iğne gibi saplanan sivrisinek hortumları, insanı çıldırtan bir kaşıntı. Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanında anlattığı gibi ”Sivrisinekler ve sıtma Çukurova’daki mevsimlik işçileri bırakmaz, yeterli bağışıklık sistemi kalmamış olan yaşlıları ve çocukları alır götürürdü öbür dünyaya…”.

Bulgaristan Karagözler Köyünden Türkiye’ye göç edip Edirne’de, Bulgar asimilasyonundan kurtulduğu için ailesine ‘’Kurtuldu’’ soyadını alan Halil dedem sivrisinekler ve sıtmadan kurtulamamış ve öbür dünyaya göç etmişti.

Bulgaristan’dan göç ettiğimiz Şubat ayından bu yana Halil dedem ikinci kaybımızdı. Dört ay önce en küçük kardeşimiz Şaban’ı Hasan Köy ’de kaybetmiştik, şimdi de Halil dedem… Daha kimleri kaybedecektik bu göç yollarında…

Halil dedemin vefatının sabahı pamuk tarlasındaki bütün mevsimlik işçiler ve Karagözler köylüleri pamuk toplama işini paydos ettiler. Ölüm haberi Ceyhan’daki yetkililere iletildi. Gelen yetkililer ölüm raporu düzenlediler. Bizi buralara getiren ‘’elçi’’ bir kamyon tutarak bizleri Halil dedemin cenaze namazı için Ceyhan’a götürdü. Usulüne uygun olarak işlemler yapıldı, cenaze namazı kılındı ve defin işlemi gerçekleşti. Hüzünlenmişti herkes… Boynumuz bükük olarak tekrar dönmüştük pamuk tarlasına…

169 total views, 1 views today

Share Button