Çukurova’nın pamuk ve yerfıstığı ambarı olan Osmaniye’nin çocukluğumda önemli ve unutulmaz bir yeri vardır. İlk tanışmamız 1951 yılı Ekim ve Kasım aylarında, pamuk tarlaları ve yerfıstığı kabuklarının ayrıştırılması sırasında olmuştu. İkinci tanışmamız da 3 yıl sonra, 1954-55 Eğitim ve Öğretim yılında, Osmaniye Cumhuriyet İlkokulu ikinci sınıfına başlamamla gerçekleşecekti. Niğde Misli Köyünden iş bulmak amacıyla geldiğimiz 1954 yılı Ağustos ayında Karaçay deresine bakan bir yerde ev kiraladığımızı anımsıyorum.

Çocukluk anılarımın unutulmazları arasında yer alan Osmaniye yeryüzü yüzey şekillerinden birçoğunu bünyesinde toplamış ender yerlerden biridir. Arazi güneyden itibaren kuzeye ve doğuya doğru gittikçe yükselir. Batı kesimlerinde Adana ovasının düzlükleri yer alır. Kuzeyinde zorlukla geçtiğimiz Amanos dağları (Gâvur dağları), kuzeybatı yönünde Toros dağları, doğusunda Dumanlı, Düldül ve Tırtıl dağları bulunur. Dağlar ile ovalar arasında hafif engebeli araziler bulunur. Ovalık arazileri en çok Merkez, Toprakkale, Kadirli ve Düziçi ilçelerinde bulunmaktadır.

Ceyhan ve Osmaniye’de pamuk ve yerfıstığı hasadının sona ermesiyle birlikte babam kışı geçireceğimiz yer ararken, atalarının Bulgaristan Karagözler Köyünden geldiğini öğrendiğimiz Ömer Dayı ile karşılaşmıştı. Çok uzaktan akrabamız da çıkan Ömer Dayının köyü Yeşilova Düziçi Ovasında bulunmaktaydı. Karagözler köylülerine, yani bizlere köyünde kışı geçirmemizi önermişti. Yeni bir göç daha yaşamamız gerekiyordu. Osman dayının bulduğu bir kamyonla Osmaniye yakınlarındaki naylon çadırlarımızdan Yeşilova’ya taşındık.

Köyde hatırı sayılır bir konumda olan Öme dayının bizleri uzaktan akraba olarak tanıtmasıyla diğer köylüler de bizlere kucak açtılar. Bazı hayvan ahırlarını boşaltarak biz Karagözler köylülerine tahsis ettiler. Becerikli olan büyüklerimizin kısa zamanda düzenledikleri hayvan ahırlarından bozma evler bizlere saray gibi gelmişti. Gelmişti çünkü aylardır ilk kez kapalı yerlerde yatıp uyuyacaktık. Üstelik Yeşilova biraz da Bulgaristan’daki köyümüzü andırıyordu. Yeşilova köylüleri eski gelenek ve göreneklerine bağlıydılar, manevi yönleri de kuvvetliydi. Sosyal yaşamları bize uygundu, köye çabuk uyum sağlamıştık.

Zamanla köyün içinde bulunduğu ovayı gezip, gördükten sonra köye neden Yeşilova dendiğini de anlamıştık. Amanos Dağları’nın batı yamaçlarında yer alan köy ve içinde Düziçi ovasında her yer yemyeşildi çünkü. Düziçi Ovası kuzeyinde Ceyhan Nehri, Berke ve Aslantaş Barajları, doğusunda Amanos Dağları ile Bahçe ilçesi, kuzeybatısında Kadirli, kuzeydoğusunda Kahramanmaraş ilinin Andırın ilçesi, güneyinde Osmaniye ile çevriliydi.

Cennetten bir vahayı andıran ova; eski adıyla Haruniye, şimdiki adıyla Düziçi ovası, Osmaniye ovasının kuzeyinde yüksekçe bir yerde, Toroslar ile Amanosların kesişim kuşağı arasında, Amanos dağlarına doğru biraz eğimli düz bir ovaydı. Denizden yüksekliği 250 metre ile 400 metre arasında değişmekte olan bu ovanın kuzeyinde bulunan dağlardan bazıları da Bulgaristan’daki Karagözler Köyüne tepeden bakan Sakar Balkan’a benziyordu. Sevgilisine kavuşmuş insanlar gibi hissetmiştik kendimizi.

Köyde tarım ve hayvancılık yapılmaktaydı. Tarlalar tarıma uygun alüvyonlu topraklara sahipti. Ceyhan nehri ve diğer akarsular tarafından taşınan, içinde kil, kum, çakıl gibi ufalanmış parçalar bulunan çamurlu tortular, yani Alüvyonlar, geniş alanlara yayılmak suretiyle çok verimli topraklar meydan getirmişlerdi. Özellikle eskiden meydana gelmiş alüvyonların kapladığı ovalar, verim oranı çok büyük olan tarım arazilerini oluşturmuşlardı. Çayırlarla dolu ovaları da hayvancılık için idealdi. Başlangıçta köylüler günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek için hayvan yetiştirirken, sonraki yıllarda birçok aile, besiciliğe ve sütçülüğe yönelmiştir. Köyde ve ilçede arıcılığın da uğraşlardan biri olduğunu anımsıyorum. Babam ilk arıcılık deneyimini Yeşilova’da gerçekleştirmiş ve sonraki yıllarda ufak tefek kazanç kapısı haline de getirmişti.

Oldukça büyük arazilere sahip olan Ömer dayının traktörü vardı. O yıllarda traktöre sahip olmak zenginliğin simgelerinden biriydi. Babamın traktör kullanarak Osman Dayının tarlalarını sürdüğünü anımsıyorum. Biz çocuklar da hayvanlarıyla ilgilenir, ahırlarına giriş ve çıkışlarında yardımcı olurduk. Özellikle koyunlar ve kuzularıyla ilgilenmek çok hoşumuza giderdi.

1951 yıllarında Yeşilova Köyünün bağlı bulunduğu Haruniye ki sonraki adı Düziçi, ulaşım olarak şanslı bir bölgede yer almaktaydı. Düziçi Köy Enstitüsü’nün de burada kurulma nedenlerinden biri ulaşım kolaylığı olurken diğeri verim oranı çok yüksek olan alüvyonlu topraklardı. 30 km güney-batısında Osmaniye ve 125 km güney-batısında da Adana ile kuzey-doğusunda da Maraş ili bulunmaktaydı. Önemli bir kavşak noktasında bulunan Haruniye Adana-Gaziantep karayoluna 10-15 km uzaklıktaydı. Hemen yanı başından da tren yolu geçmekteydi. Karayolunun yanı sıra tren yolunu da kullanabilmesi sağlık, eğitim ve sosyal etkileşim açısından avantaj sağlamaktaydı.

Yeşilova’da günler, haftalar, aylar geçmiş ve 1952 yılına girilmişti. Ilıman bir iklime sahip olan Çukurova’da ve Yeşilova’da ekim-dikim zamanı gelmişti. Eli ayağı tutanlar ve hatta 8 yaşına girmiş olan ben de köydeki tarlaların ekim-dikime hazırlık çalışmalarına katılmış, çapa yapmış, fidelerin dikiminde çalışmıştım. Nafakalarını kazanmak için bütün gayretimizle çalışan bizler, Yeşilova’ya yakın yerlere de işe gidiyorduk. Bu arada Ömer Dayı da bizlerin göçebelikten kurtulması için yetkililerle temas ediyordu. Uzun uğraş ve araştırmalardan sonra biz Karagözler köylülerinin Niğde’nin Misli Köyü’ne iskân edildiğini öğreniyoruz.

Bizlere tekrar göç görünmüştü, bakalım ne zaman sona erecekti…

118 total views, 1 views today

Share Button