11 ağustos 1951 akşamüzeri, Ceyhan Adana…

Aşılmaz denilen Nurhak dağlarını aşmış, rahatlamış ve Maraş ilini de geçmiştik. Bundan sonrası esenlikti… Adana-Şanlıurfa otoyolu üzerinden, yaklaşık 320 km yol almamız gerekiyordu. Günlerin alabildiğine uzun olduğu bir gündü, tuvalet molası dışında herhangi bir yerde durmayan kamyonumuz, 10 saatlik bir yolculuktan sonra saat 17,00 sıralarında Ceyhan dışında bir  pamuk tarlası kenarında mola vermişti. Bizi getiren elçi burada birkaç saat kalacağımızı söyleyip, pamuğu toplanacak tarla sahibini bulmaya gitmişti. 

Babam ve diğer ailelerin büyükleri hemen çevreden uygun taşlar bularak üzerine tandır konulabilecek ocaklar yapmışlardı. Dayılarımın da yardımıyla çevreden toplanan çalı çırpılarla ocak yakılmış, tandır üzerine konulmuştu. Bu arada annem, anneannem ve teyzem de yanımızda getirdiğimiz un çuvalından yeterli unu aldıktan sonra tandıra koyacağı bazlama hamurları hazırlanmıştı. 

Hazırlanan bazlamalar daire şeklinde ve yaklaşık 1 cm kalınlığında olurlardı. Annem göz kararı bu ölçüyü tuttururdu. Dumanlar arasında pişen ve önce biz çocuklara verilen bazlamaların tadını hala hatırlarım. Sıcak bazlamanın üzerine sürülen turyağın üzerine de biraz tuz ekilmişti. Hayatımda yediğim en güzel yemekmiş gibi gelmişti bana… Bazlama ile de olsa karınlarımız doymuştu ya, daha ne olsundu…

Karnımızı doyurup, zorunlu ihtiyaçlarımızı giderdikten bir süre sonra elçi ile birlikte işveren de gelmişti. Tekrar kamyona binerek mevsimlik işçi olacağımız pamuk tarlasının yolunu tutmuştuk… O yıllarda Adana’nın bir ilçesi olan Ceyhan, konakladığımız pamuk tarlalarından 7-8 km uzaklıktaydı sanıyorum. Konum olarak Çukurova’nın tam ortasında yer alan Ceyhan, yörenin pamuk ambarıydı. Adana’nın yaklaşık 50 km doğusunda ve Ceyhan Nehri’nin kıyısında kurulmuş, büyükçe bir ilçesiydi. Eşyalarımız uygun yerlere indirildikten bir süre sonra aile büyüklerimizin ilk işi başımızı sokacak birer barınak yapma girişimi olmuştu.

1951’li yıllarda pamuk üretimi suya da ihtiyaç duyduğundan tarlalar akarsuyun bol olduğu dere kenarlarında olurdu. Pamuk üretiminden önce çeltik olarak adlandırılan pirinç üretimi de yapılmış olduğundan çevremizde bataklıklar da vardı. Bataklıklar sazlıkların ve sivrisineklerin bolca bulunduğu vahalardı. Bu vahalardan, çadır kurulmasını sağlayacak boyut ve kalınlıkta yeterince saz kesildikten sonra geçici barınak yapılmasına geçilmişti.

Yaşam çadırlarımızda, duvar elemanı olarak kamış ve sazlar kullanılmış, üzeri çadır beziyle kapatılmıştı. Tuvalet ihtiyacı için diğer aileler ile ortak kullanılan, dere kenarında muşamba ile çevrilmiş seyyar diyebileceğimiz tuvaletler yapılmıştı. Biz tuvaletlere kenef diyorduk. Bulaşık yıkama ve yemek pişirme ihtiyaçları için de çadırlarımızın önüne, çalı çırpı ile yakacağımız ocak yerleri yapılmıştı.

Oldukça zorlu ve yorucu bir yolculuktan sonra yerleşmeye çalıştığımız dere kenarında, biz çocuklar ve yaşlılarımız kendimizden geçmiş, adeta sızmıştık Ceyhan’daki pamuk tarlalarında. Anne ve babalarımızın oldukça geç yatmış olmalıydılar… 

559 total views, 2 views today

Share Button