Bulgaristan Şumnu Karagözler Köyü 1944 doğumluyum. Annem mısır çapalarken doğurmuş beni. Babam askerdeymiş. Havaların kanal açmaya uygun olduğu yaz aylarında olmak üzere üç yıl askerlik yapmış. Bulgar yönetimi Türklere silahlı eğitim yaptırmak yerine, yaz aylarında kanal açma işçisi olarak çalıştırmanın daha iyi olacağını düşünmüş. Bulgar yönetimini ele geçiren Komünist Partisinin, sınıfsız bir toplum yaratma bahanesi adı altında, başlattığı asimilasyon uygulamaları sonrasında Türklere ve Müslümanlara uygulanan asker-işçi uygulaması yaraya tuz biber ekmiş. Atalarımız gözlerini Ankara’ya dikmişler. Anavatana göç zorunlu olmuş. Göç Anavatana ayak basmakla bitmemiş. Anavatanda da 30 yıl süreyle devam etmiş. 

Ailemizin 1951 Yılının Mart ayında başlayan Türkiye’ye göç ve Türkiye’deki göç yıllarının yazılması farz olmuştu. ‘’Anılarımız hafızamızdır, tazelenmesi ve korunması gerekir.’’ Gerekiyordu çünkü geçmiş bilinmeden geleceğe yön vermek pek olası görünmüyordu.

Anılarımı yazmaya karar verdiğimde belgelere ihtiyacım vardı. 2018 yılının yaz başlangıcında, Başbakanlık Nüfus İşleri Genel Müdürlüğünden soyağacı ve göç evraklarımı istedim. Yaklaşık üç ay sonra gelen evrakların birinde, rahmetli babam tarafından, Bulgar makamlarına 1 Mart 1951’de pasaport için başvurulduğunu anlamıştım. Böylelikle göç hareketimizin başlangıç tarihi 1 Mart 1951 oluyordu.

Pasaport alındıktan bir süre sonra ise Türkiye’nin Sofya Elçiliği Konsolosluğu tarafından,  27.2.1952 tarihine kadar geçerli olmak üzere, Serbest Göçmen Vizesi verildiğini görüyorum. Babam Ahmet Mustafa Durgut’a; eşi Emine ve üç çocuğu Mehmet, Mustafa, Şaban  için  verilen Serbest Göçmen vizesinde  gideceği yer olarak da Aydın  gösterilmişti.

Bir başka evrakta ise 27.4.1952 tarihine kadar, doğum kâğıdı yerine geçmek üzere, 27.4.1951 tarihli muhacir kâğıdı verilmiş olduğu görülüyordu. Muhacir kâğıdında, bakım ve barınağı İl’e ait olmak üzere, Maraş’a gönderileceğimiz yazmaktaydı.

T.C Tarım Bakanlığı Edirne İli Toprak ve İskân Müdürlüğü’nün 30.4.1951 tarih ve C-269 sayılı yazılarıyla T.C vatandaşlığına kabulümüz istenmekteydi. Bu yazıda da Serbest Göçmen olarak Türkiye’ye geldiğimiz belirtilmekteydi. İskânlı göçmen olarak kabul edilmemiştik. İskanlı göçmenler çiftçilik yapabilecekleri Aydın, Bursa gibi yerlere toprak ve barınak verilerek yerleştiriliyordu.

T.C Bakanlar Kurulu’nun 31 Mayıs 1947’de kabul ettiği Kararnamenin 1. ve 2. maddeleri Bulgaristan Türklerinin göçü ile ilgiliydi. Türk Hükumeti Balkanlardan toplu olarak göçmen alma işini daha elverişli bir zamana bırakıyordu. Bulgaristan’dan Türkiye’ye toplu olarak iskânlı göçmen alınmayacaktı. Buna karşılık serbest göçmen vizesiyle gelenler ve mülteciler kabul edilecek ve Türk vatandaşlığına alınacaklardı. Bir başka deyişle, Türk Hükmedenden yardım almayacak olanlar, yani Serbest Göçmen statüsünde olanlar, Türk Vatandaşlığına alınacaklardı.

Hangi kabul edilemez uygulamalar ve zorluklar vardı ki Bulgaristan’daki bütün mal varlığımızı bedelsiz olarak bırakıyor, cebimizde beş kuruş olmadan Serbest Göçmen olarak Türkiye’ye geliyorduk. Geldikten sonra da ancak 30 yıl sonra ev sahibi olabiliyor ve yerleşik düzene geçiyorduk.

67 yıllık göç ve T.C geçmişimizi araştırmalı ve yazmalıydım. Anılar böyle başladı…

Share Button