Bütün mal varlığımızı bedelsiz olarak bırakıp, beş parasız ve Serbest Göçmen olarak göçmüştük Bulgaristan’dan. Yaklaşık 30 yıl sürekli göç yaşadık yerleşik düzen kuruncaya kadar. Zordu göçmen olmak. Aynı Dil, aynı Gelenek ve Görenekler ve ortak Dini İnanışlar olmasına rağmen yabancı muamelesi gördüğümüz zamanlar olmuştu. Göçün ve göçmenliğin ne olduğunu anlatmalıydım. ”ANILAR’’ başlığı altında yaşam serüvenimizi bir yazı dizisi haline getirerek anlatmak istedim. Geçmişimizi bilelim ki hem kendimizi hem de ülkemizi ona göre yönlendirelim. Diye düşünmüştüm. Öyledir çünkü Bilmek, geleceği yönlendirmektir…

Bulgaristan II. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında yer almıştı. Almanya’nın savaşı kaybetmesiyle Rus Orduları 8 Eylül 1944 tarihinde Bulgaristan’a girmişlerdi. Bulgaristan’daki Alman yanlısı hükümet görevden uzaklaştırılmış ve Alman karşıtı gruplar iktidara gelmişti. Bu süreçte, sınıfsız bir toplum yaratma bahanesiyle, Bulgaristan’da yaşayan Türk ve Müslüman-Türklere karşı asimilasyon politikası başlatılmıştı.

Bulgar milli devletinin kurulmasında etkili bir rol oynayan Rusya, Türklerin Balkanlar’dan Anadolu’ya göçünü adeta zorunlu hale getirmişti. Getirmişti çünkü Türklerin Anadolu’ya göçleri Balkan milli devletlerinin kurulması ve şekillenmesi açısından çok önemli bir faktördü. Balkanlarda kurulmak istenen devletlerin gerçek hüviyetine kavuşabilmesi bölgeden biran önce Türklerin gitmesine bağlıydı. Bu yüzden en çok Türk göçleri Balkanlardan olmuştur.

Yüzyıllarca hiç durmadan devam etmiş olan Türk göçleri belli aralıklarla hala tekrarlanmaktaydı. Türkiye’de “93 Harbi Muhacereti”, “1924 Mübadelesi” ve “89 Göçü” en çok bahsedilen göçlerdi.  Bulgaristan’da 1984 yılından itibaren Türk azınlığa asimile politikası uygulayan komünist rejim, amacına ulaşamayınca 1989 yılında zorunlu göçe karar verdi. Bu büyük zulmün mimarı dönemin Bulgaristan devlet başkanı Todor Jivkov ’du. 

Jivkov devri kapandıktan sonra açıklanan belgeler, Bulgaristan Devleti’nin asimilasyon politikasını doğrudan komünist parti eliyle uyguladığını ortaya koydu. Belgelere göre, 1984 yılı sonlarından itibaren Komünist Parti’nin en üst karar alma birimi olan politbüro, Türklere yönelik “Yeniden Doğuş-Uyanış Süreci” adı altında sistematik bir asimilasyon siyaseti başlatmıştı. Bu siyasetle belirlenen maddeler, ülkedeki Türklere kimliklerini koruyarak yaşamak hakkı tanımıyordu.

Bulgaristan, Todor Jivkov liderliğindeki rejimin Türk ve Müslüman azınlığa yönelik 1984 ve 1989 yılları arasında uygulanan asimilasyon politikalarını 22 yıl sonra kabul etti. Bulgar Parlamentosu 1989 yılında sona eren komünist rejimin, Müslüman ve Türklere karşı uyguladığı asimilasyon sırasında yürüttüğü isim değiştirme, ibadet yasağı, anadilde konuşma ve zorunlu göç gibi etnik temizlik kampanyasını kınayan bildiriyi 11.01.2012’de kabul etmişti.

Bildiri Bulgaristan devletinin Türklere karşı girişilen asimilasyon kampanyasını resmi olarak kabul eden ilk belge olması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu kabulden sonradır ki göç tekrar tersine dönmüş ve çifte vatandaşlık gündeme gelmiştir.

Bu günlerde ise, atalarında Bulgaristan doğumlu olanlar Bulgaristan Vatandaşı olabilmek için evrak toplamaya başlamışlardır. Başlamışlardır çünkü kendilerini Türkiye’de güvende hissetmemektedirler…

Share Button