Türkler, yaklaşık bin yıldır Balkanlar’da yaşamaktaydılar. Balkanların önemli bir parçası olan Bulgaristan’ı geçici bir yerleşim yeri olarak görmemişler aksine kendilerine yurt edinmişlerdi. 16. yüzyılda Bulgaristan nüfusunun büyük bir kısmını Müslüman Türkler oluşturmaktaydı. Ne var ki  ‘’93 Harbi’’ olarak da bilinen 1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında her şey Balkan Türklerinin aleyhine dönmüştü.  

Bulgaristan’da yaşayan Türklerin nüfus oranlarını azaltmak için planlı bir şekilde Bulgarlaştırma politikaları başlamış ve 20. Yüzyılın üçüncü çeyreğine kadar da devam etmişti. Asimilasyonun bir başka görünümü olan Bulgarlaştırma politikası camileri tahrip etmek, camileri kiliseye çevirmek ya da kapatmak, Türkleri vaftiz ederek Hristiyanlaştırmak ve kiliseye dönüştürülmüş camilerde zorla Hristiyan ayinlerine tâbi tutmak biçiminde kendini göstermişti.

Doğduğum Karagözler Köyünün 40 km kuzey-doğusunda bulunan Şumnu İlinin Preslav ilçesi Birinci Bulgar Krallığının ikinci başkentiydi. Preslav’a bağlı en gelişmiş köylerinden biri olarak gösterilen Karagözler nüfusunun tamamı Türk’tü. Bulgaristan’da bir köyün tamamı nasıl Türk olmuştu ve olmaya da devam ediyordu. Sorunun yanıtı Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunda yatıyordu.

Osmanlı Beyliği 1300’lü yıllarda Bizans’a yakın sınır bir bölgede ortaya çıkmış, Rumeli’ye geçiş, Osmanlı Devleti’nin büyümesinde en etkili rolü oynamıştı. Gelişme Rumeli’de gerçekleşmiş, Edirne Osmanlının Başkenti olmuştu. Bu nedenle Osmanlı Devleti, Rumeli güdümlü bir Türk- İslam Devletiydi. Bugün Anadolu ve Anavatan olarak kabul ettiğimiz pek çok şehrimizin fethi Rumeli’de fethedilen pek çok şehirden sonra olmuştu.

Osmanlı Rumeli’deki varlığını güçlendirmek ve sürdürebilmek için, Anadolu’daki pek çok Türkmen grubunu sürgünler ve iskânlar neticesinde Rumeli’ye yerleştirmişti. Rumeli’ye yerleşecek olan Türk ailelerinin öncelikle gönüllü olmasını istenmiş, gönüllü olmadıkları takdir de zorla sürgün edilerek fetih edilen bölgeye iskân edilmişti. 

 14. yüzyıl ortalarında Türklerin Rumeli’ye geçişi Balkanlar’ın tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştu. 1389’da Çandarlı Ali Paşa tarafından fethedilen Şumnu bölgesi Osmanlı döneminde stratejik önem taşıyan askeri üslerden biri olmuştu. Osmanlı Devleti büyümüş ve 600 yıl sürecek bir imparatorluğa dönüşmüştü. Ne var ki 1683’te gerçekleşen II. Viyana kuşatmasının başarısız olması imparatorluk için sonun başlangıcı olmuştu. Bu tarihten itibaren  Osmanlı Devleti artık kendi gündemini kendi tayin edemez bir hale gelmiş, Osmanlının gündemini daha çok Avrupalı devletler belirlemişti. 

Avrupalı devletlerle birlikte Rusya da Osmanlının Rumeli’den çıkması için her şeyi yapmışlardı. Böylece Rumeli ve Balkanlarda bulunan Türkler Anadolu’ya dönmeye başlamışlardı.  Karagözler sakinlerinden bazıları olan bizler de artçıları olarak geri dönüşü sürdürüyorduk ve sonraki yıllarda da sürecekti.

Osmanlının güçlü olduğu dönemde Anadolu’dan Rumeli’ye ve Balkanlara akan göç, zayıf düştüğünde tersine dönmüştü.  Osmanlı Devletinin göçler konusunda en çok sıkıntı yaşadığı ve zorlandığı dönem, 93 harbi olarak da bilinen, 1877-78 Osmanlı Rus harbinden sonra gerçekleşen 93 göçüydü. 93 harbinden sonra Anadolu’ya göçmek zorunda kalan 5,5 milyon civarındaki Türklerden en az 500 bin kişi de de yollarda eşkıyalar ve çeteler tarafından öldürülmüştü.

Bulgar milli devletinin kurulmasında etkili bir rol oynayan Rusya, Türklerin Balkanlar’dan Anadolu’ya göçünü adeta zorunlu hale getirmişti. Getirmişti çünkü Türklerin Anadolu’ya göçleri Balkan milli devletlerinin kurulması ve şekillenmesi açısından çok önemli bir faktördü. Balkanlarda kurulmak istenen devletlerin gerçek hüviyetine kavuşabilmesi bölgeden biran önce Türklerin gitmesine bağlıydı. Bu yüzden en çok Türk göçleri Balkanlardan olmuştu.

Yüzyıllarca hiç durmadan devam etmiş olan Türk göçleri belli aralıklarla hala tekrarlanmaktaydı. Türkiye’de “93 Harbi Muhacereti”, “1924 Mübadelesi” ve “89 Göçü” en çok bahsedilen göçlerden biriydi. Bu göçlerde belirtildiği gibi, göç edenlere “muhacir”, “mübadil” ya da “göçmen” ifadeleri kullanılmaktaydı. Bulgaristan doğumlu Türk yazar, şair ve öğretmen olan Ömer Osman Erendoruk bu yaşananları, “Bulgaristan ve Rumeli Türklerinin Anavatan Türkiye’ye dönüşü” olarak adlandırmıştı. Öyleydi de zaten…

Share Button