Mayıs 1951,  Karahasanuşağı Köyü… 

Elbistan’daki yetkililer yerleşeceğimiz yer seçiminde   aileleri birbirinden koparmışlardı. Elbistan köylerine birer aile olmak üzere dağıtılmıştık. Yanlış bir uygulama olmuştu. Yüzyıllarca yaşadığımız topraklarımızdan koparıldığımız gibi, burada da birbirimizden koparılmıştık. Bu koparılış psikolojik olarak olumsuz sonuçlara yol açacaktı sonraki günlerde.

Kurtuldu ailesini oluşturan Halil dedem, anneannem,  teyzem ve dayılarla biz üç kardeşe de Elbistan’dan yaklaşık 50 km doğudaki Hasanuşağı köyü görünmüştü. Doğa koşulları ve ulaşım araçlarının yetersizliği nedeniyle 6 saatten fazla zaman almıştı 50 km uzaklıktaki köye ulaşmamız.

Karahasanuşağı köylüleri biraz hayret biraz da tedirginlikle karşılamışlardı bizleri. Giyim, kuşam, davranış ve dillerimizle pek onlara benzemiyorduk. Lehçelerimiz onlardan oldukça farklıydı. Yetkililer gerekli açıklama ve bildirimleri yapmış olmalılar ki yer gösterildi. Ağıldan bozma bir evdi. Kış koşullarında bu ev, hele Maraş bölgesinde, yaşama uygun bir yer değildi. Yine de Dedemle birlikte Hüseyin, Kerim ve Yusuf dayımlar hayvan ağılını yaşanacak hale getirdiler.

İlk günlerde biraz meraktan biraz da Elbistan İlçe yetkililerinin direktiflerinden olacak, Hasanuşağı köylüleri bize sahip çıkıp, yardımcı olmaya çalıştılar. Bir süre sonra herkes kendi işine döndü. 

Bulgaristan’daki köyümüzden çok farklı bir yapısı olan Hasanuşağı Köyünün arazi yapısı tarıma elverişli değildi. Karasal iklimin etki alanı içerisinde olup, ekonomisi daha çok hayvancılığa dayalıydı. Söğütlü Çayı’nın iki yakasına kurulmuş olan köyün arazi yapısı, hayvancılık için elverişliydi ancak tarım arazisi sınırlıydı. Sulu alanlar dışında kayda değer bir bitki örtüsü de yoktu. Oysa atalarımızın çiftçilikten başka özel becerileri yoktu. Halil dedem ”buralarda geçinemeyiz, aç kalırız” Demişti.

Sonraki yıllarda öğrendiğime göre bizleri Alevi-Kürt köylerine yerleştirmişlerdi. 1951 yılında bu köylerin görüntüsü köy altı yerleşimler olarak bilinen mezralar tipindeydi. Mezralar genellikle küçük ve az nüfuslu olup, su kaynaklarına yakın olurlardı. Dağınık dokulu yapıya sahiptiler. Evler arasındaki uzaklıklar 500 metre ile 1500 metre arasında değişirdi. Üstelik Alevi Kürtlerin gelenek ve görenekleri de bizimkilerden çok farklıydı.

İlk bir hafta içinde buralara uyum sağlayamayacağımız anlaşılmıştı…  Kapana kısıldık duygusuna kapılmıştık. Bizlere her yönüyle çok yabancıydı Elbistan köylerindeki Sosyo-ekonomik yapı… Buralardan gitmenin, bu köylerden kaçmanın bir yolu bulunmalıydı. Bulunmalıydı ama önce Edirne’deki hastanede kalan annemle babamın bizi bulması gerekiyordu bu kapandan kurtulmak için…

Edirne’deki Göçmen Misafirhanesinden ayrılalı neredeyse iki aya yakın bir zaman olmuştu. Halil dedemlerle geldiğimiz Elbistan’ın Karahasanuşağı Köyüne uyum sağlamaya çalışıyorduk. Bu arada dört yaşına basmakta olan kardeşim Şaban yolculuk boyunca üşütmüş ve öksürük nöbetleri de artmıştı. Her geçen gün durumu daha da kötüleşiyor, annemi isterim diye tutturuyor ve ağlıyordu...

Annemle babamın gelmesini bekleyecektik, başka seçeneğimiz yoktu.

Share Button