10 Temmuz 1955 Pazar, Mersin…

Göçmen Barakalarındaki bazı arkadaşlarla, Çakmak Caddesi üzerinden sahile inmeye karar vermiştik. Yolumuz üzerindeki Mersin Gara uğradık önce. Kızılderililerin haberleşmelerinde kullandıkları dumanlara benzer dumanlarını salıp homurdanarak gara giren kara treni izledik bir süre. Sonra da  Latin Katolik Kilisesi’nin yanından geçerek sahile doğru yürüdük.

Aslında Uray Caddesi’nden de yürüyebilirdik. Mersin Garı’nın önünden başlayarak önce güneye yönelen cadde, geniş bir yay çizerek, denize paralel olarak Gümrük Meydanı, şimdiki Uluçarşı’ya ulaşıyordu. Bu cadde boyunca Fransız işgali sırasında döşenmiş bir dekovil hattı, yani hafif raylı sistem vardı. Dekovil hattı Gümrük Meydanı’nda bir “U” çizerek başlangıç noktasına geri bağlanıyordu. Deniz  ticareti için önemli bir kapı olan Gümrük Meydanı günümüzde meydan olmaktan çıkarılmış, Ulu Çarşı haline getirilmişti.

Uray Caddesi ya da günümüzdeki adıyla Belediye Caddesi ki Enteller Caddesi olarak da bilinmektedir, en popüler caddelerden biriydi.  Deniz ticaretinin gelişmeye başlamasıyla birlikte, iskeleler cazibe merkezi haline gelmiş ve kıyıya yakın olan Uray Caddesi de zorunlu olarak gelişmişti. Caddede önce depolar, hanlar, gemi acenteleri, gümrük binaları ile ithalat ihracat yapan pek çok uluslararası firma çalışmaya başlamıştı. Arkasından da hükümet konağı, belediye, vergi dairesi gibi yönetim kurumları da Uray Caddesi’nde yerlerini almışlardı.

Uray Caddesi’nin iki yanında yer alan binalar genellikle kesme taştan yapılmıştı. Binaların büyük çoğunluğunun mimari görünümü, malzemesi ve işlevselliği Avrupai izler taşısa da, konum ve yapılarında Osmanlı ve Selçuklu izleri görülüyordu. Yapılanmada olası yangınlar dikkate alınarak ızgara plan sistemi uygulanmıştı.

1900’lü yılların başında dışarıdan gelen insanların barınacağı yerler yapılmıştı. Azak Han inşa edilmişti. Önceleri yolcu ve yolcuların hayvanlarının barındığı bir han olarak kullanılmakta olan Azak Han, kentin liman iskelesine ve ticaret bölgesine yakınlığı nedeniyle, sonraları ticari faaliyetlerin yürütüldüğü bir merkez haline dönüşmüştü. Azak Han’ın ticari bir merkez olma durumu, yıkılıncaya kadar devam etmişti. Uray Caddesi gibi Azak Han’da, bu kentin ticari kimliğinin en önemli bir parçasıydı.

Latin Katolik Kilisesi yanından geçerek ulaşmıştık sahile. Sahilde ticari iskeleler ve çevresinde yük ve yolcu taşımaya hazır kayıklar ve küçük yük ve yolcu tekneleri vardı. Sahilde çıplak ayaklarımızla suya girip çıkarken bir balıkçı köyünde dolaşıyor duygusuna kapılmıştık. Gümrük Meydanı ve İskelsini geçiyoruz. Mersin’de ilk meydan özelliği Yoğurt Pazarı ile ortaya çıkmıştı. Sonraları Gümrük Meydanı ortaya çıktı ki 1977 yılından sonra yerine Ulu Camii’nin doğusundaki Ulu Çarşı almıştı.

Sahil boyunca bata çıka ve şakalaşarak yürümüş, Cumhuriyet Meydanındaki Kültür Merkezi ilgimizi çekmişti. İl Halk Kütüphanesinin burada olduğunu öğrendik. Sonraki günlerde gelmek üzere Müftü Deresine kadar gittik. Oldukça güzel bir gün geçirmiş, sonraki günlerde denize girmek ve İl Halk Kütüphanesinde kitap okumak için için sözleştik arkadaşlarımızla. Müftü Deresinden geri dönerken sahilden Gümrük Meydanına geçtik. Gümrük Meydanı ve Yoğurt Pazarında simit ve halka tatlısı satan, ayakkabı boyayan  bizim yaşımızdaki çocuklara vardı.  Acaba bizler de satabilir miydik? Düşünmeye değerdi doğrusu. Kardeşim, ben ve diğer arkadaşlarımız bir süre sonra ailelerimize ekonomik yönden yararlı olabilir miyiz? Diye düşünmeye başlamıştık. 

Babalarımıza açtık simit satma konusunu. Uygun bulmuşlar ve bizlere birer simit tablası yapmışlardı. Simit fırınlarıyla konuşmuşlar, fırıncılar da peşin parayla iskontolu simit vermeyi kabul etmişlerdi. Ailelerimize, küçük çapta da olsa, ekonomik yönden katkıda bulunmanın heyecanı sarmıştı hepimizi…

Share Button