18 Ağustos 1958 Pazartesi, Misli akşamüzeri…

İlkokul arkadaşım Osman’ın annesi Hatice teyze bizden ayrıldıktan bir kaç saat sonra, külüstür köy otobüsünden çıkan bir tanıdık sarı bir zarfla bize uğradı. Niğde Milli Eğitim Müdürlüğü’nden geliyordu sarı zarf. Zarfı açtığımızda, bir sonraki gün, Salı günü, Niğde’de yapılacak olan İvriz İlköğretmen Okulu yatılılık yazılı sınavlarına davet ediliyorduk. Adeta havalara uçmuştum. Yaşamım boyunca minnet ve rahmetle andığım ilkokul öğretmenimiz Bayezid Tuna, kardeşim ve benim adıma İvriz İlköğretmen Okulu yatılılık sınavı için başvuruda bulunmuştu.

Ne var ki sevincim kısa sürdü. Kısa sürdü çünkü Niğde’de iki gün sürecek olan sınavlar için, Niğde’ye gidecek otobüs paramız olmadığı gibi konaklayacak yerimiz de yoktu. Haberleşme olanaklarının neredeyse yok denecek kadar az olduğu köyümüzde Mersin’deki babama ulaşamazdık. Ulaşsak bile göndereceği para bir hafta on günden önce gelmezdi. Köydeki tanıdıklardan yardım alabileceğimiz kimse de yoktu. Bayezid öğretmen Niğde’deydi, ekonomik yönden bu kadar güç durumda olduğumuzu bilmiyordu.

Annemle saatlerce düşündük ama bir çözüm üretemedik. Tam sınavlara katılmaktan vazgeçmiştik ki gündüz bizi ziyaret eden Hatice Teyze ile annem arasındaki sohbeti anımsadım. Hatice teyzede ‘’Osman’ımın pantolon parası’’ 10 lira vardı. ”Gidip istesek mi? ” Dedim anneme. ”Olur .” Dedi annem. İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü karadır. Gidelim… Gecenin bir yarısında Hatice Teyzeye ‘’Osman’ımın pantolon parası’’nı istemeye gittik. Bizi dinledikten sonra, hiç ikiletmeden verdi 10 lirayı Hatice teyze… Osman’ımın 10 liralık pantolon parası bütün geleceğimi belirlemişti. Vazgeçmemek, olası bütün seçenekleri değerlendirmek ve hepsinden önemlisi samimi dostlar edinmek  gerekiyordu başarıya ulaşmak için…                                                                               

Share Button