7 Temmuz 1957 Pazar, Bor…

Mersin Göçmen barakalarında anneme süt sağlayan keçimizi otlatmaya götürmüştüm. Bir taraftan da bilim kurgu kitaplarından birini okumaktaydım. Gözüm otlamakta olan keçiye iliştiğinde hayretler içinde kaldım. Keçimiz göz ekranımdan yavaşça silinmekte ve adeta yok olmaktaydı. Yerimden fırlayıp yakalamaya çalıştıysam da yok olmuştu. Arkamda ‘’Annemi isteriiiim’’ diye ağlamakta olan bir ses duyup, geri döndüğümde ailenin en küçüğü Şaban’ı gördüm. Neler oluyordu? Onu Elbistan Hasanköy ’de toprağa vermemiş miydik?

Şaban’ı kucağıma almak için eğildiğimde eski bir fotoğraf karesiyle karşılaştım. Kardeşimin fotoğraf keresi içindeki görüntüsü silinir ve  uzaklaşırken bana el sallıyordu. Birkaç saniye sonra önce kardeşim, sonra da fotoğraf karesi hafızamdan silinerek kaybolmuştu.  Karşılaştığım karabasanlar karşısında çaresizlikten oturup hıçkırmaya başladığımda, bu kez de Natilus ’un Kaptanı Nemo karşımda belirdi. Gülümseyerek ‘’Halüsinasyonlar mı görüyorsun? Çok yorulduğumda ve çaresiz kaldığımda bende de olur. Sen de çok yorulmuş ve üzülmüş olmalısın.’’ Dedi. Ne yapmalıyım Kaptan Nemo? Dedim. ‘’ Şu anda denizin 50 metre altındasın. Ellerini yukarı kaldır ve ayaklarını gemi üstüne sağlam bas ve zıpla. Gerçek dünyaya ulaştığında esenliğe kavuşursun.’’ Dedi.

Kollarımı yukarı kaldırıp, deniz yüzeyine doğru zıpladığımda ‘’Hop Hooop. Yorganımı attın üzerimden?’’ Diyen bir ses geldi yan tarafımdan. ”Ne yorganı, yorgan da nereden çıktı?” Diyerek yan tarafa döndüm. Kardeşim Mustafa gözlerini ovuşturarak ‘’Neler oluyor birader. Neredeyse 5 dakikadır hem ağlıyor, hem de debelenip duruyorsun.’’ Deyince ben de gözlerimi ovuşturarak doğruldum. ‘’Neredeyiz Mustafa?’’ Dedim. Cık cık cık yaptıktan sonra ‘’Bor’daki evdeyiz birader. Hayrola neden soruyorsun?’’ Dedi. Kısaca uykumdaki Halüsinasyonları anlattım. ‘’Kafayı mı yedin birader ?’’ Diyerek yattı. Gecenin bir yarısı olmalıydı, ben de yattım.

Annemin sesiyle uyandım. Akıtma yapmıştı. Mustafa benden önce kalkmıştı. Babam da namazını kılmış, yer sofrasında beni bekliyorlardı. Cumbalı evimizin alt katında su tulumbası vardı. Hayatımızda ilk kez dışarıdan su taşımak zorunda kalmıyorduk. Aceleyle elimi yüzümü yıkayıp, sofrada yerimi aldım. Sessizce kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı ve yemeklerde pek konuşulmazdı.Yemek esnasında konuşmanın zaman kaybı olduğunu öğrenmiştik Çukurova’daki Mevsimlik İşçilik döneminde.

Kahvaltıdan sonra babam elma bahçesine giderken ‘’Mehmet, bu gün evin yerleşimi ve eksikliklerin giderilmesi için annenize yardımcı olun. Yarın sizi Necati Beyle tanıştıracağım.’’ Dedi ve gitti.

Babam Necati Bey adındaki bir öğretmenin elma bahçesinde mevsimlik işçi olarak 250 Liraya anlaşmıştı.Bahçedeki hasat bitinceye kadar Necati Beye çalışacaktı. Bahçede tek gözlü bir bekçi kulübesi olduğunu söylemişti. Çevresindeki boş alanlara sebze ekmişti önceki gelişinde. Böylelikle meyve ihtiyacımızın yanı sıra sebze ihtiyacımızın da bir bölümü bahçeden karşılanacaktı.  Necati Bey izin vermişti. 

Bahçede ağırlıklı ürün elma olmakla birlikte kiraz, vişne, armut, dut ve ekili sebzeler de vardı. Bahçe Misket elması ağırlıklıydı çünkü bir yüzü kırmızı, diğer yüzü ise sarı ile yeşilimsi bir renk taşıyan ince kabuklu, hoş kokulu bir meyve olan Misket elması en çok Niğde ve çevresinde yetişiyordu. Ülkemizdeki elma üretiminde Niğde üçüncü sırayı almaktaydı.

Babam gittikten sonra, gece rüyamda karşılaştıklarımı düşündüm bir süre. Süt keçimizi genellikle ben otlatmıştım. Tarih, Coğrafya ve Türkçe derslerini çalışırken otlamakta olan keçimize anlatmıştım. Adeta ders çalışma arkadaşım olmuştu. Daha önceleri de vurguladığım gibi, öğrenmenin en iyi yolu anlatmaktan geçiyordu. Satılmış olması beni çok etkilemiş olmalıydı. Elbistan Hasanköy ‘de toprağa verdiğimiz kardeşim Şaban’ı da çok severdim. Bilinçaltımdan çıkmış olmalıydı. Kaptan Nemo da etkisi altında kaldıklarımdan biriydi.

Gece gördüklerimi yorumladıktan sonra rahatlamış olarak anneme yardım ettim kardeşim Mustafa ile…

Share Button