26 Temmuz 1952 Cumartesi, Misli(Konaklı)…

Yaklaşık 10 günlük bir arayıştan sonra, 26 Temmuz Cumartesi günü Hüyük İstasyonu tarafından, bir çift öküzün çektiği elden düşme bir araba ile babamın geldiğini görmüştük. Yüzü gülüyordu. Gülüyordu çünkü ”ekmek teknesi” ne kavuşmuştuk…

Ekmek teknesi” deyimi çiftçilik yapan köylünün “geçim kaynağını” anlatmak için kullanılagelmişti. Köylü toprağını işlerken onun en büyük yardımcısı ‘’öküz’’ dü. Öküz, cinselliği yok edildikten sonra uysallaştırılmış, munis, güçlü bir hayvan olarak tarım işçisinin yardımcılığına dönüştürülmüştü.

Toprağı işlemek için kara sabana koşulan öküz; tarlaya gidip gelmek, tarladaki üretimi köye ve harman yerine taşımak, hastaları bir başka köye ya da kasabaya götürmek için de kullanılan vazgeçilmez bir yardımcıydı. Öyle ki Nazım Hikmet’in ‘’Kurtuluş Savaşı Destanı’’nın ‘’Kadınlarımız’’ bölümündeki dizelerinde dile getirdiği ‘’…anamız, avradımız, yârimiz  ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri  öküzümüzden sonra gelen …’’ kadınlarımız, Anadolu’nun bazı yörelerinde çiftçinin bu en büyük yardımcısından sonra yerini almıştı.

Bulgaristan’da çiftçilik yapanların kadınları, ‘’soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen’’ muamelesine maruz kalmamış ise de ailenin geçimini sağlayan, çift çubuk için hayati önemi vardı bir çift öküzün. Bunun ayırdında olan babam ve babam gibiler en kısa sürede, tahıl ekim zamanı gelmeden önce, bir çift öküzle bir araba edinmenin yollarını aramaya başlamışlardı. Misli Köyünde sağlanamayınca civar köy ve kasabaları gezmeye başlamışlardı.

10 günlük bir araştırmadan sonra bir çift öküzün çektiği arabayla birlikte avluya giren babamızı hem büyük bir sevinç hem de heyecanla karşılamıştık. Annem ellerini gökyüzüne doğru kaldırmış, dua ediyordu. Arabadaki koşumlarından çıkarılan öküzler için avlumuzun altındaki mağarada yer hazırlanmıştı. Babam öküzleri okşayıp, terlerini sildikten sonra mağaraya götürüp önlerine saman koymuştu.

Akşam sofrasına oturduğumuzda anlatmıştı öküzlerle elden düşme arabayı. Oldukça hesaplı aldığını söylemişti. Arkasından da yarından tezi yok tarlaları ekime hazırlamalıyız demişti.

Tarlalarımız yüksek verime uygun değildi. Değildi çünkü buğday tarlasından yüksek verim elde etmek için tarlanın derin topraklı, killi, tınlı, fosforlu, biraz kireçli ve humuslu topraktan oluşması gerekirdi. Oysa bizim tarlalarımız kumul ağırlıklıydı. Tarlamıza Kaplıca buğday olarak da bilinen Karabuğday ile ekmeklik buğday ekimi yapılabilir. Demişti babam.

Buğday tarlasından doyurucu verim alabilmek için, ekimden önce toprağın işlenmesi en önemli aşamaydı. Buğday tohumunun tam zamanında ve tarlanın tamamında aynı anda ekilecek şekilde tarla hazırlanması gerekiyordu.

Karabuğday atadan kalma bir tür olup, İnsanoğlunun ilk yediği buğdaydı. Görüntüsüne baktığınız zaman biraz arpayı da andıran bir yapısı vardı. Kalın kabuklu ve işlenmesi zordur. Demişti babamız. Bulgaristan’da su değirmenlerinin yanı sıra el değirmenleriyle de öğütüldüğünü söylemişti.

Buğdayda yaklaşık 30 farklı tür protein bulunmasına karşın bunlardan sadece ikisi, glutenin ve gliadin, suyla birleştiğinde gluten olarak bilinen sakıza benzer sert ve esnek maddeyi oluşturmaktaydı. Buğday unu suyla karıştırılıp yoğrulduğunda, bu iki protein suyu tutmakta ve esnek gluten zincirlerini oluşturmak üzere birbirine bağlanmaktaydı. Gluten olmadan ekmek mayalanmaz ve kabarmaz. Demişlerdi bu konuda oldukça bilgili olanlar.

Bazı insanların glutene karşı özel bir hassasiyeti varmış bende olduğu gibi. Gluten alerjisi bulunan kişilere Çölyak Hastası dendiğini öğrenmiştim yıllar sonra.  Çölyak hastaları glutenli gıdaları sindiremedikleri için, zamanla ince bağırsaklarındaki minik çıkıntıların silinmesiyle, besin emilimi bozulmakta ve başta bağırsaklarda önemli miktarda gaz birikmesinin yanı sıra diğer rahatsızlıklar ortaya çıkmaktaydı.

Karabuğday glutence fakir, diğer proteinlerce zengin bir tahıldı. Sonraki yıllarda, İvriz İlköğretmen Okulu’nda tarım öğretmenimiz Salih Ziya Büyükaksoy bu durumu ayrıntılı olarak anlatacaktı. Köylerde yenen karabuğday ekmeğinin aslında yenmesi gereken ekmek olduğunu, beyaz ekmekten uzak durulması gerektiğini öğrenecektik.

Share Button