8 Temmuz 1957 Pazartesi, Bor…

Cumbalı evimizdeki sabah kahvaltısından sonra babam ‘’Haydi çocuklar davranın, sizleri çalışacağım elma bahçesinin sahibi emekli öğretmen Necati Bey’le tanıştıracağım. Daha önce kendisine sizlerden bahsetmiştim. Derslerinizde ve okul kaydınızda yardımcı olacağını düşünüyorum. Tanıştırdıktan sonra da bahçeye gideceğim.’’ Dedi. Hep birlikte evden çıktık.

Kayabaşı Sokakta eski Türk evlerinden biriydi Necati Bey’in evi.  Üstü saçakla örtülü çift kanatlı bir giriş kapısı ve gösterişli bir tokmağı vardı. Günlük ihtiyaçların karşılanmasında, atlı arabaların girişinde kolaylık sağlamak için konutların bahçe ve avlu girişleri genellikle çift kanatlıydı.

Kapı tokmağını çaldıktan bir süre sonra kapı açıldı. Oldukça büyük bir avluya giriş yaptık. Geleneksel konutlarda avlu, genel mekân olan sokaktan, özel mekân olan eve geçişi sağlayan bir ara mekândı. Alıcı gözle etrafı taradım. Avludaki çıkrıklı su kuyusu hemen dikkatimi çekti. Giriş kapısının karşısında avluya açılan ikincil mekânlar görülüyordu. Avlunun sağ tarafındaki ahşap bir merdivenle sundurmalı üst kata çıkılıyordu.

Selçuklu ve Osmanlı konutlarında “avlu”, “hayat”, “bahçe” olarak adlandırılan mekânların büyük bir önemi vardı. Etrafı duvarlarla çevrili bu özel alan ailenin mahremiyetini koruduğu gibi çocuklar için de güzel bir oyun alanı ortaya çıkarıyordu. Ayrıca ailenin gündelik işlerinin rahatça görebileceği bir yerdi avlular. Nitekim 1952’de Misli Köyü’ndeki evimizin çevresini yaklaşık bir metre yükseklikte taşla çevirerek biz de basit bir avlu oluşturmuştuk. Aradan geçen üç yılda avlumuz kalmış mıydı acaba? Diye kendime sormadan edemedim. Köye dönersek öğrenecektik.

Oldukça varlıklı ve önemli devlet memurluklarında bulunanların avluları kendilerine özeldi. Yüksek duvarların ardındaki avlu; fıskiyeli havuzu, su kuyusu ve bol yeşiliyle günün hemen her saatinde evin en fazla yaşanan alanını oluşturuyordu. Zemin kattaki avluya açılan mekânlar depo, ahır, kiler gibi tali işlevlere ayrılmıştı.

Necati Bey’in avlusu oldukça alçak gönüllü olmasına rağmen, varlıklı olduğunu da gösteriyordu. Necati Bey, mahalledeki çevresine göre, oldukça varlıklı olmalıydı. Emekli bir öğretmenin hayli varlıklı olması o dönemlerde öğretmenlere verilen önemin bir göstergesiydi. Hem maddi hem de manevi yönden doyurulmuş olmalıydılar.

Bir merdivenle çıkılan ve saçaklarla kapatılmış olan ‘’hayat’’ denilen yerde Necati Bey bizi beklemekteydi. ‘’Hoş geldiniz. Yukarı gelin çocuklar’’ Diye seslendi. Evlerin giriş ya da birinci katında odaların açıldığı, üstü kapalı, önü avluya bakan, yarı açık mekândı ‘’hayat’’.  ‘’Hayat’ların’’ yerini zamanla uzun ve açık balkonlar alacaktı. Bulgaristan Karagözler köyündeki evimiz tek katlıydı ve girişte ‘’hayat’’ vardı.

Babam önde, kardeşimle ben arkada ‘’hayat’’ denilen mekâna çıktık. Necati Bey’in ellerini öptükten sonra gösterilen sedirlere oturduk. Hoşbeşten sonra babam izin isteyerek ayrıldı. Babam bizden daha söz etmiş olmalı ki ‘’Bir hayli okul değiştirmiş olmanıza rağmen oldukça başarılı olmuşsunuz. Başarılı öğrencileri severim.’’ Dedi Necati Bey. Sonra kendini anlattı. Emekli Türkçe Öğretmeniydi. Başarılı bir öğretmenlik dönemi geçirmişti. Eğitimin önemini ve Atatürk’ün eğitime verdiği önemi vurgulayan yayınlanmış kitapları vardı.

Atatürk’ün öncelikle harf devrimini gerçekleştirdikten sonra eğitim için olmazsa olmazlardan biri olan Öğretmenlerden, öğretmenleri yetiştiren Köy Enstitülerinden söz etti. Kendisi de Köy Enstitülerinden birinde yetişmişti.  Bir ara çalışma odasına giden Necati Bey yayınlanmış kitaplarıyla geri döndü. ‘’Alın bakalım çocuklar’’ Diyerek kitaplarından bazılarını imzalayarak kardeşimle bana hediye etti.

Eğitim üzerine yazılmış kitaplarından birini açtığımda, daha ilk sayfalarında eğitime verdiği önemi gösteren bir yazısı vardı. Mustafa Kemal Atatürk’e göre, ekonomide, sağlıkta, sanatta, sporda nerede bir problem varsa onun temelinde eğitim eksikliği yatmaktadır. Diye yazmıştı Necati Bey. Atatürk’ün eğitim ile ilgili düşünceleri  özetlemek gerekirse “Cumhurbaşkanı olmasaydım, Millî Eğitim Bakanı olmak isterdim” sözü, Atatürk’ün eğitime verdiği önemi göstermesi bakımından anlamlı bir sözdür. Diye yazmıştı.

Verdiği kitaplara olan ilgimiz Necati Bey’i memnun etmişti. Bu memnuniyet sonraki günlerde bizi birçok yönden desteklemesini ve yardımlarını sağlayacaktı. Bizimle ilgilenecek Bor’daki 29 Ekim İlkokulu’na kaydımızın yapılmasını sağlayacaktı. Okul açılmadan ders kitaplarımızı alacak ve beşinci sınıfa hazırlıklı olarak okula başlamamızı sağlayacaktı. Böylelikle ilkokul beşinci sınıfı Bor 29 Ekim İlkokulu’nda okuyacağımız kesinleşmişti.

Kardeşimle ben Necati Bey’in önerilerini dinledikten sonra, kitaplar için de teşekkür ederek ayrıldık. Babama yardımımız dokunur diye görevli olduğu meyve bahçesine gittik…

Share Button