21 Temmuz 1957 Pazar, Bor…

Mersin’den Bor’a göç kararı aldığımızda, bir taraftan otlarken bir taraftan da okuduklarımı dinlemekte olan süt keçimizin satılmış olmasının yanı sıra anneannem, dayımlar ve okul arkadaşlarımdan ayrılmak, ne ile karşılaşacağımızı bilememek beni çok üzmüştü. Bor’daki ilk günlerimin gecelerinde, özellikle rüyalarımda, nerede olduğumu bilememek beni çok yoruyordu.  

Bulgaristan’daki köyümüz Karagözler ’de miydim, Ceyhan pamuk tarlalarında mıydım, Osmaniye Karaçay Deresi’ne bakan evde miydim, yoksa Mersin Göçmen barakalarında mıydım? Çok bunalıyor, kan ter içinde uyanıyordum. Bazı geceler Kerim dayımla Karagözler ‘deki Sakar Balkana tırmandığım olurdu. Bazı geceler de, okuduğum bilimkurgu kitapların etkisinde kalarak, denizin derinliklerine dalar ya da Ay’a seyahat ederdim.

Bor’a geldikten bir hafta sonra her şey yoluna girmeye başladı. Emekli Türkçe Öğretmeni Necati Bey’i tanımak en büyük kazancımız olmuştu. Sayesinde Halil Nuri Bey İl Halk Kütüphanesi’ni öğrenmiş, boş zamanlarımızı verimli değerlendirme fırsatı yakalamıştık. Kütüphanenin kurucusu Halil Nuri Yurdakul’un hayatını öğrendikten sonra Bor’un tarihçesini de öğrenmek istemiştim.  İstemiştim ama Bor deyince ilk aklıma gelen ‘’Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye’’ dizeleri oluyordu. Bir hiciv, bir yergi gibi algılamıştım. En iyi açıklamayı, basılı yayınları olan, Necati Bey’den öğrenebileceğimi düşündüm.

 İki gün önce uğrayıp elini öptükten sonra bana gülümseyerek sedirde yer gösterdi ve sordu. ‘’Bor İlçemize alışabildin mi, simit satışları iyi mi, asıl önemlisi de beşinci sınıf ön hazırlıkları nasıl gidiyor?’’ Dedi. Etraflıca anlattım. Memnun oldu. ‘’Bor İlçesi’nin tarihçesi deyince ilk aklıma gelen ‘’Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye’’  dizeleri oluyor. Kütüphanede yeterli bilgi bulamadım. Yardımcı olur musunuz?’’ Dedim. Bir şey söylemeden çalışma odasına gitti ve elinde bir şiir kitabıyla geldi.

Bak evladım. Elimdeki şiir kitabı Namdar Rahmi Karatay’a ait. Bir hiciv ustası olan Namdar Rahmi Karatay, halkın gündelik yaşamına girmiş deyimlerden hareketle, ülkenin gerçeklerini en yalın biçimde gözler önüne sermiş bir yergi ustasıdır.  Yöneticiler tarafından pek sevilmeyen Karatay ile ilgili bilgi bulmak zordur. “Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye”  şiiriyle tanınmış olup, şiir aynı zamanda bir deyim ya da atasözü haline gelmiştir. İş işten geçtikten sonra dizlerine vuranlara, vuracak olanlara oldukça güzel bir uyarıdır bu şiir.  Senin ve senin yaşındakilerin de ders çıkaracağı bir şiirdir aynı zamanda. Dizlerinize vurmamak için hazırlıklı olarak derslere girmeli ve hayata hazırlanmalısınız.

Rivayet bu ya… Bor önceki dönemlerde kurulan pazarları ile meşhur bir ilçeymiş. Pazarın olduğu günlerden birinde bir köylü yüklü eşeği ile Bor pazarına doğru ilerliyormuş. Kasabanın yakınlarındaki bir çeşmenin başındaki ağacın gölgesinde dinlenmek için mola vermiş. Köyünden çok erken saatlerde çıktığı için orada uykuya dalmış. Uyandığında güneşin iyice alçaldığını, batmak üzere olduğunu gören köylü, aceleyle pazara doğru yola koyulmuş, fakat pazar dağılmıştı. Satışlarını bitirip pazardan dönen diğer köylüler bu durumu görünce ‘’Geçti Bor’un Pazarı sür Eşeğini Niğde’ye’’ demişler.

Necati Bey’e teşekkür ederek ayrıldım. Şiirdeki yergi herkes için geçerliydi. Özellikle ben önemli dersler çıkarmıştım. Şansın olmadığını, hazırlıklı olarak fırsatla karşılaşmanın şans denen olguyla sonuçlandığını daha ilkokul çağında öğrenmiştim. Kendi şansımı kendim yaratmıştım…


Başta kavak yelleri estiği günler hani?
Beklediğin nişanlar, şerefler, ünler hani?
Aradığın sevgili, şanlı düğünler hani?
Selvi gibi ümitler döndü birer iğdeye
Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye!

Sende cevher var imiş bunu herkes ne bilsin!
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin?
Şöyle bir dairede müdür bile değilsin!
Ne çıkar öğrenmişsin mesahayı pi diye
Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye!

Share Button