Eylül 1953, Misli (Konaklı)…

Misli ‘de ikinci yıla girmek üzereydik. Bu arada benim yaşım 9 kardeşiminki de 8’e merdiven dayamıştı. Okula başlama çağımız gelmiş, geçmek üzereydi. Üstelik okula kayıt dönemi de gelmişti. Her insanın ilkokula  kaydının başlangıç yılıyla ilgili heyecanlı ve unutulmaz anıları vardı, olmalıydı da. İlkokula başlayacak olan çocuklar kadar aileleri için de bir dönüm noktasıydı ilkokula başlamak. Başlamak ve 5 yıl süreyle geleceğin alt yapısını oluşturmak. Hele hele bizim gibi Balkanlardan göç etmiş ailelerin çocuklarının eğitimi, ailelerin ve çocukların kurtuluşu anlamına geliyorsa. Demişti rahmetli babam.

Eğitim ve öğretimin önemini sürekli vurgulayan, biraz okuma yazmayı askerlik döneminde öğrenmiş olan babam ilkokula başlama döneminde yanımızda olamamıştı. Olamamıştı çünkü buğday hasadındaki hüsrandan sonra Osmaniye’ye  çalışmaya, daha doğrusu iş bulmaya gitmişti. Osmaniye az çok bilinen bir yerdi. Osmaniye’de yaklaşık 18 ay önce Yerfıstığı hasadı yapmış, kabuklarından ayırmıştık. 1951-52 kış ayını  da Yeşilova köyünde konaklayarak geçirmiştik. Babam şansını orada deneyecek, koşullar elverir de ailesini geçindirebilecek bir iş edinirse bizi de alacaktı.

Anımsadığım kadarıyla Misli ’de tek odalı bir öğretmen evinin de bulunduğu iki derslikli bir ilkokul vardı. Okuldaki Başöğretmen köyü dolaşmış, köy muhtarının da yardımıyla ilkokul çağındaki bütün çocukların kaydını yapmıştı. 1953 Eylül ayının son haftasında okul 19953-54 Eğitim ve Öğretim yılına başlangıç yapmıştı. Bütün öğrenciler okulun önündeki kumluk bir alanda toplanmıştık. Hemen hemen hiçbirimizin ayakkabısı yoktu. İç çamaşırımızın bile  olmadığı kara şalvarlarımız ve mintanlarımız vardı.

Adını anımsayamadığım başöğretmen ki aynı zamanda üç sınıfın öğretmenliğini de yapacak olan genç ve enerjik birisi ‘’Hoş geldiniz çocuklar’’ Dedikten sonra okumanın erdemlerini anlatmıştı saatlerce. Örnekler vermiş, ilkokul dönemi sonrasında gidebileceğimiz parasız yatılı Köy Enstitülerinden de söz etmişti. Hepimize sevecen bir baba gibi davranmıştı. Sevmiştik öğretmenimizi.

Defter kalem gibi gerekli kırtasiye malzemelerinin de kaydımızı yapan öğretmenimiz tarafından, kendi maaşından sağlandığını sanıyorum. Sanıyorum çünkü bizlere her fırsatta uzun uzun Köy Enstitülerini anlatmış, buralardan mezun olanların yurdun dört bir tarafına dağılarak ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak için maddi ve manevi her türlü fedakârlıkta bulunduklarını özenle vurgulamıştı.

O yıllardaki Köy Enstitüsü kökenli öğretmenlerimiz, bizim gibi çaresiz ve umarsız çocukların defter, kalem, silgi, kitap gibi ihtiyaçlarını  kendi maaşlarıyla sağlıyorlardı. Her ne olursa olsun, ekonomik yönden sıfırı tüketmiş olan bizim gibi  köy çocuklarının yardımına koşmuşlardı her zaman. Onlara minnet borçluyuz…Işıklar içinde uyusunlar.

Kardeşimle birlikte aynı sınıftaydık. Bulunduğumuz derslikte birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar birlikte ders yapıyorduk. Zaten fazla öğrenci de yoktu, derslik üç sınıfı da bünyesinde barındırıyordu. Öğretmenimiz birinci sınıflara ders anlatırken ikinci ve üçüncü sınıflara ödev vermiş oluyordu. İkinci sınıflarla ders yaparken de birinci ve üçüncü sınıflar ödev yapıyordu seslerini çıkarmadan.

Birinci sınıfta olan bizlerle daha çok ilgilenen öğretmenimiz bir an önce okuma ve yazmayı söktürmeye çalışıyordu. Bizler de bütün gücümüzle gayret ediyorduk. Ediyorduk çünkü okumak, iyi bir eğitim görmek kurtuluşumuz olacaktı.                                                                                      

Share Button