21 Haziran 1955 Salı, Mersin…

İki ay öne annemin Mersin Devlet Hastanesine sevki nedeniyle, okullar tatile girince, Dün Osmaniye’den gelmiş ve Göçmen barakalarındaki sazdan yapılmış gecekondu kulübemize de yerleşmiştik. Önümüzdeki barakada kalmakta olan Anneannem ‘’anasız kuzularım’’ diyerek hazırladığı sabah kahvaltısına bizleri çağırmıştı. Hüseyin, Kerim, Yusuf ve Mustafa dayılarım erkenden evden çıkmışlardı. Kerim ile Yusuf dayım çırçır fabrikasında iş buldukları için, Hüseyin ile Mustafa dayım günübirlik iş bulmak için gitmişlerdi.

Kahvaltıdan sonra babam, ‘’Mehmet, Mustafa bu gün hastaneye, annenizi ziyarete gideceğiz. Bir yerlere ayrılmayın, saat 13,oo’de buralarda olun.’’ Demişti. Hastane ziyaretleri saat 13,30 ile 14,30 arasında olurdu. Saat 13,00’ kadar çevreyi keşfe çıkmıştık kardeşimle.

Sonraki günlerde Mersin Halk Kütüphanesinde yaptığım araştırmalara göre 1900’lü  yıllarda Mersin, sıtma ve verem hastalıklarının kol gezdiği, henüz kentleşmemiş köy tipinde bir yerleşim yeriydi. İlk hastane inşaatına 1907 yılında başlanmıştı. O tarihlerde Mersin Belediye Başkanı olan Hamit Hayfavi’nin ve halkın yardımları ile devam eden inşaat, Hamit Hayfavi’den sonra Belediye Başkanı olan Hacı Bey’in de Belediyenin mali katkılarını sağlamasıyla 1908 yılında hastane tamamlanmıştı.

İlk açılışında 40 yataklı olan hastanenin,  hastanede tedavi gören bir Avusturyalının 100 altın lira bağışta bulunmasıyla, bahçe ve çevre duvarları yapılmıştı. 1923 yılında Zührevi hastalıklar bölümü, 1932 yılında Verem bölümü hizmete girmişti. 

1930’lu yıllarda bazı evlerin kapısında sarı bir kağıt bulunması Mersin’de sıkça rastlanan bir uygulamaydı. Sarı kağıtta ” Bu evde sâri hastalık var” yazılmaktaydı. Bu ‘’ sâri hastalık’’ deyimi her bulaşıcı hastalık için konulsa da, en çok veremli olanlar için kullanılırdı. Yayılmasını önlemek için başvurulan bir uygulamaydı. Bir nevi üstü örtülü karantina uygulamasıydı aslında.

Halk arasında ince hastalık olarak tanımlanıyordu verem. Tedavisi için hastalara; bol bol gıdanın yanı sıra açık hava tavsiye edilir, kuvvet iğneleri yapılır, kalsiyum hapları verilirdi. Devlet Hastanesinin çevresinde ağaçlıklı tarlalar ve portakal bahçeleri vardı. Veremliler için uygun bir ortamdı.

1938 yılında da hastanede Kadın Hastalıkları – Doğum bölümü hizmete girmişti. Bu tarihte hastane 50 yatak kapasitesine ulaştığı gibi bir adet röntgen cihazına da sahip olmuştu.

İkinci Dünya Savaşından sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlanan hastane, Devlet Hastanesi adını almış, 1945-1955 yılları arasında inşa edilen ek hizmet binaları ile genişletilmişti.

Göçmen barakalarının yaklaşık 500 metre batısında bulunan hastaneye yaklaşık 5 dakikada ulaşmış ve saat 13,30’da içeri girmiştik. Yaklaşık iki aydır görmüyorduk annemi. Annem birinci katta 10 kişilik bir hastane koğuşunda yatmaktaydı. Bizleri görünce yüzü aydınlanmış ve gözleri parlamıştı annemin. Görevli hemşirenin uyarısıyla, elini öpmediğimiz gibi biraz da mesafeli kalmıştık. Yatanların hepsinin verem teşhisiyle geldiğini söylemişti görevli hemşire.  Ne de olsa ince hastalık bulaşıcıdır demişti.

Bu nedenle yataklar sürgülü bez perdelerle birbirinden ayrılmıştı. Hastalar birbirini görmeden konuşabilmekte, bazen de yardımlaşabilmekteydiler. Annem iki ay önceki durumuna göre bir hayli toparlanmıştı. Anlattıklarına göre, kan tükürmez olmuştu. Eskisi gibi ateşi çıkmaz olmuştu. Tedavi olumlu sonuç vermişti. Ne var ki bir süre daha hastanede yatması gerekiyor. Demişlerdi hastane görevlileri.

Yarım saatlik bir ziyaretten sonra hastaneden ayrılmıştık. Annemin tez elden sağlığına kavuşarak evimize dönmesi için dualar etmiştik kardeşimle… Bekleyip, görecektik.

*Mersin Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla atıl duruma düşen eski Mersin Devlet Hastanesi yerleşkesinin sağlık alanı olarak tescil edildiğini görüyoruz 2019 yılında.  22 bin metrekarelik bir alana sahip olan yerleşkenin 694 Sayılı KHK ile Mersin İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde kurulan Kamu Hastaneleri Başkanlığı, Halk Sağlığı Başkanlığı ve Acil Hizmetleri Başkanlığına tahsis edilmiş. *

Share Button