Mersin, 20 Haziran 1955 Pazartesi…

Bizi Osmaniye’den Mersin’e ulaştıran vagonlardan indiğimizde küçük bir tren garıyla karşılaşmıştık. 2 Ağustos 1886 yılında hizmete açılan Mersin Garı, 1908 yılında Bağdat Demiryolları hattına bağlanmıştı. Günümüzde kullanılan modern Mersin Gar binası ise Cumhuriyet dönemi yapısıdır. Kaliteli kesme taş işçiliği ile biz Mersin’e göçtükten bir yıl sonra, 1956 yılında inşa edilmişti.

Mersin Gar binasının kuzeyinde, Toroslara kadar, neredeyse, bir yapılaşma yok gibiydi. Portakal bahçeleri ağırlıklıydı. Trenden indiğimizde babam kuzey-batıyı işaret ederek annemin yatmakta olduğu Mersin Devlet Hastanesi’ni göstermişti. Hastanenin yaklaşık 500 metre doğusunda da Göçmen Barakaları vardı.

Mersin Gar binasından, Gümrük Meydanı’nın yanı sıra Mesudiye Mahallesi ile Soğuksu Caddesi’nde bulunan Bodoski’ye ait fabrikalara dekovil hattı döşenmişti. Garın yaklaşık 500 metre güneyinde Akdeniz sahili bulunmaktaydı. Günümüzde aynı yerde Mersin Uluslararası Liman İşletmesiyle Atatürk Parkı yer almaktaydı. Bir bakıma, tren garı ile sahil arasındaki bölge ticaretin kalbinin attığı yerleşim birimiydi. Diğer taraftan Kiliselerin, sinagogların ve Ulu Cami’nin de yer aldığı bir alandı.

Sevmiştim 1956 yılında yapılan tren garını. Mersin Tren Garı’nı sevmemin en önemli nedenlerinden biri de Halk Kütüphanesi’ne yakın olmasıydı. Tren garı gibi, özel bir mimarisi olan kütüphane çokça vakit geçirdiğim, kitap okuduğum bir mekândı. Özellikle Tommiks, Teksas, Tenten, Redkit gibi resimli romanların peşinde olurduk. Olurduk çünkü kolay okunabilmeleri, okuma hızımızı ve hayal gücümüzü geliştirmeleri nedeniyle aradığımız romanlardı. Bazılarını Halk Kütüphanesinde bulabilirken, bazılarını da arkadaşlarımız arasında değiş tokuş yaparak sağlıyorduk.

Sonraki günlerde, Mersin Halk Kütüphanesinde bulduğum Mersin’i tanıtıcı bir kitaptan öğrendiğime  göre,  eski garın açılış gününde Mersinliler istasyonu doldurmuşlardı. Tren lokomotifini ve vagonlarını ilk kez göreceklerdi. Düdüğünü çalarak soluya soluya, bütün heybetiyle istasyona giren lokomotif ve vagonlarını devasa bir çıngıraklı yılana benzeten halk çil yavrusu gibi dağılıp kaçmışlardı.  Korkularından lokomotif ve vagonlara yaklaşmamışlar, bu garip aracı uzaktan izlemekle yetinmişlerdi.  

Yaklaşmadıkları gibi ilk günler trene kimseler binmemiş, Mersin-Adana arasında vagonlar boş gidip gelmişti. İşletme zarara uğramıştı.  Trenleri işleten şirket, trene alıştırabilmek için bir ay süreyle halkı ücretsiz taşımıştı. Sonraları da Mersinliler düşük ücretlerle tren yolculuğuna alıştırılmıştı. 

Yaşadığım ve gezdiğim yerleri tanımak ve tanıtmak istemişimdir hep. Mersin’i de ilkokul yıllarından itibaren tanımaya çalışmıştım. Turist gibi olmaktansa bir gezgin olmayı tercih etmişimdir her zaman. Mersin oldukça önemli bir ticari merkez olmak üzereydi. Bu nedenle, Mersin Tren Garının ilk hizmete girdiği yıllarda başta Amerika Almanya, Fransa, İngiltere ve Rusya olmak üzere, Mersin’de 12 ülkenin konsolosluğu bulunmaktaydı.

Share Button