23 Haziran 1957 Pazar, Mersin…

Mersin Kuvayi Milliye İlkokulu dördüncü sınıfı da başarıyla tamamlamış ve 15 Haziran Cumartesi günü öğleden sonra yaz tatiline girmiştik. Okulumuza iyice alışmış, uyum sağlamış ve geniş bir arkadaş çevresi de edinmiştik. Aynı okulda iki yıl üst üste okumanın ayrıcalığını yaşamıştık. Üstelik harçlığımızı çıkarmanın yolunu da öğrenmiş ve ailemizden para istemek zorunda kalmayacak hale gelmiştik. Özgürleşmiştik yani…

Uzun kumsalları, gizemli koyları ve ardında yükselen Toros dağlarıyla ovalarında portakal çiçeği kokan Mersin’i sevmiştik.  Türkiye’nin en iyi limon ve portakal bahçelerinin bulunduğu, Toros Dağlarının alçak eteklerini üzüm bağlarının sardığı bu dört bin yıllık güneş kenti Mersin aynı zamanda fakir fukaranın ekmek kapısı olmuştu. ATAŞ Rafinerisi, çırçır ve tekstil fabrikaları ve Uluslararası deniz ulaşımını sağlayan Mersin Limanında on binlerce işçi çalışıyordu.

Hafta sonu tatillerinde simitlerimizi sattıktan sonra Göçmen barakalarındaki arkadaşlarımızla sahile inerdik. Mersin Türkiye’nin Akdeniz’deki en uzun kumsallarına ve en güzel koylarından bazılarına ev sahipliği yapıyordu. Kıyılarının toplam uzunluğu 321 km. olan Mersin kıyılarının 108 km. ‘si ise doğal kum plajlardan oluşuyordu. 1950-60’lı yıllarda Mersin sahili alabildiğine bakir kilometrelerce uzanan tertemiz kumsalları vardı. Müftü Deresi ve daha ilerisine kadar güle oynaya giderdik.   İlk yüzme deneyimlerimiz Mersin sahillerinde olmuştu.

Bazı hafta sonu tatillerinde de sahilden Müftü deresine ulaştıktan sonra, dere boyunca Yumuktepe Höyüğüne kadar yürürdük. Höyük ve Höyükteki kalıntılar dikkatimizi çekmiş ve Kuvayi Milliye İlkokulundaki Tarih ve Coğrafya öğretmenlerimizden bilgi istemiştik. Daha önce de söylediğim gibi öğrenmeye aç bir öğrenciydim. Hala da öyleyim…

Arkeoloji dünyasında ayrı bir önemi bulunan Yumuktepe Höyüğü, günümüzde Mersin Toroslar İlçesi’nin Demirtaş mahallesinde yer almaktadır. Denizden 2,5 kilometre içeridedir. Muhtemelen birkaç bin yıl önce deniz kenarındaydı. Büyük coğrafyacı, Ord. Prof. Dr. Besim Darkot’un Yumuk Irmağı olarak adlandırdığı günümüzdeki Müftü Deresi sürekli alüvyon taşıdığından, höyüğün komşusu olan deniz bölümü alüvyonla dolmuş ve höyük içeride kalmıştı.

Kuvayi Milliye İlkokulu çok yönlü sosyal bir okuldu. Anımsadığım kadarıyla milli oyun ekipleri, izci grubu, voleybol takımı ve tiyatro grubu vardı. Sosyo-ekonomik durumumuzdan ötürü ben bu etkinliklerde yer alma fırsatı bulamamıştım. İçimde bir yara olarak kalmıştı. Sonraki yıllarda, öğretmen okulları ve üniversite yıllarında acısını çıkardım. Her türlü yürüyüş, açık oturum, boykot, konferans ve fikir kulüplerinde yer aldım. Etkinliklere fazla zaman ayırmış olmalıyım ki dönem arkadaşlarımdan bir yıl sonra Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun olabildim.

Share Button