18 Mart 1956 Pazar, Mersin…

Okul ödevlerim bitmiş, sabahın erken saatlerinde aldığım 50 simidin tamamını da satmıştım. İnce hastalıktan sürekli hastanelerde kalan annemin beslenmesine katkısı olur diye almış olduğumuz keçiyi otlatmaya çıkamayacağımdan, yanına dün topladığım otlarla suyunu da koydum. Babam erkenden iş bulmaya gitmişti. Evi derleyip toparladıktan sonra İl Halk Kütüphanesine geldim.

Bir hafta önce ödünç aldığım Jules Verne’inin Denizler altında Yirmi Bin Fersah adlı kitabını geri verip, yeni bir kitap alacaktım. Bana uygun yeni bir kitap bulamayınca elimdeki kitabı bir kez daha gözden geçirmeye karar verdim sahildeki bir iskelede.

‘’1800’lü yıllarda, bazı ticaret ve savaş gemilerinin denizlerde batmasına neden olan garip bir nesnenin varlığı denizcileri ve doğa tarihçilerini heyecanlandırmıştı. Canavar olduğunu düşündükleri yaratığın peşine düşen Paris Doğa Tarihi Müzesi öğretim üyesi Prof. Aronnax ve ekibi, kaza sonucu kendilerini Kaptan Nemo’nun yönettiği Natilus adlı gemide bulur. Bunun bir canavar değil, denizaltı olduğunu öğrenirler. Böylece denizdeki 20 bin fersahlık maceraları başlar. Bu macera aynı zamanda derin denizlerde zengin bir yaşamın varlığını da kanıtlayan bir araştırmaya dönüşür.’’

İl Halk Kütüphanesi önündeki iskelede ayaklarımı denize daldırmış Akdeniz’in derin maviliklerine bakarken, kendimi Kaptan Nemo’nun denizaltısı Natilus’ta hayal ediyordum.  Birden bire dev bir ahtapotun kollarından biri iskeleden beni kavrayıp denizin derinliklerine götürdü. Tam beni yutmak üzereyken Kaptan Nemo’nun tayfaları ahtapotun beni kavrayan kolunu bir balta ile keserek kurtulmamı sağladılar. Tayfalar tarafından Natilus’a, Kaptanın güvertesine götürdüler.

“Hoş geldin genç adam.’’ dedi Kaptan Nemo. ‘’Denizler sürprizlerle doludur.  Hiç beklemediğin bir anda bir ahtapotla karşılaşma olanağı milyonda bir olsa da, bu gün gerçekleşti. Öyle sanıyorum ki doğanın sürprizlerinden biriydi ahtapota rastlaman.  Böylelikle gemim ve hâkimi olduğum denizler konusundaki sorularının yanıtlarını öğrenme fırsatı yakaladın.’’

-Teşekkür Ederim Kaptan Nemo. Çok merak ediyorum. Jules Verne sizin arkadaşınız mıydı? Sizi, geminizi ve sahip olduğunuz ormanları bu kadar yakından tanıdığına göre öyle olmalı.

-Jules Verne’inin hayal gücünde olsam da şu anda karşında bir gerçek olarak duruyorum. Anladığım kadarıyla kitap okumayı ve hayal kurmayı seviyorsun. Denizler altında Yirmi Bin Fersah adlı kitabı okuduğunu anlaşılıyor. Okuman yetmemiş, daha fazlası için Natilus’ta olmanın halini kuruyordun. Benden yanıtını isteyeceğin bir hayli soru olmalı.

-Gerçekten de kafamı karıştıran, bir türlü çözemediğim sorularım var. Bunlardan ilki, geminiz hangi enerjiyle, günlerce deniz altında kalabiliyor?

Kaptan Nemo gülümsedikten sonra,

-Deniz suyu bitmez tükenmez bir enerji kaynağıdır. Fen Bilgisi derslerinde tuzlu suyun içine daldırdığınız bakır ve çinko elektrotlarla yaptığınız deneylerde az miktarda elektrik enerjisi üretmiş olmalısınız. Biz bu uygulamayı çok büyük boyutlardaki elektrotlarla gerçekleştirdik. Yüzlerce elektrik pili oluşturduk.

Deniz suyunda yüzde doksan üç buçuk su, yüzde iki ile üç arası sodyum klorür, yani deniz tuzu vardır. Geri kalan yüzde beşlik bölümünde ise daha birçok madensel tuzlar, asitler vardır. Fakat en bol olan Sodyum Klorür’dür. Deniz suyundan sodyumu ayırarak elektrik gücü elde etmekte kullanıyorum.”

-Sodyum mu? Diye şaşkınlıkla sordum.

-Evet, genç adam, sodyum cıva ile karıştırıldığında Bunsen pilindeki çinkonun yerini tutan bir alaşım meydana getirir. Böyle bir pilde cıva hiçbir zaman bitmez. Harcanan hep sodyumdur. Bunu da denizden bol bol elde edebilirim.

Haklıydı Kaptan Nemo. Geçtiğimiz hafta Fen Bilgisi öğretmenimiz böyle bir deney yapmıştı. Bakır (+), Çinko (-) kutup olarak düzenlenmişti. Öğretmenimiz ‘’ Metalik özellik gösteren elementlerin aktifliği elektron verme ve alma isteği ile doğru orantılıdır. ‘’ Demişti. Farklı aktif metaller arasında potansiyel farkı oluşuyordu.

Bu arada oldukça büyük bir cam daireden bir ormanı andıran deniz dibine bakma fırsatım olmuştu. Natilus mürettebatından bazılarının çok özel kıyafetlerle uzaklaşmakta olduklarını gördüm. Ellerinde zıpkınlar ve ağlar vardı. Tekrar Kaptan Nemo ’ya dönerek,

-Kaptan! Önümüzde muhteşem bir orman görüyorum. Bir an için Bulgaristan’daki köyümüzün kuzeyinde yer alan Sakar Balkanı anımsadım. Mürettebatından bazılarını tuhaf kıyafetler içinde gördüm, ormanda bir şeyler mi arıyorlar?

Kaptan Nemo, kendi malıymış gibi camdan ormana baktı. Gerçekten de şu anda denizlerin altında bulunan bu orman üzerinde ondan başka hak iddia edecek tek bir insan yoktu.

Bir insanın asla kucaklayıp saramayacağı kadar kalın gövdeli, olağanüstü uzunlukta dalları olan ağaçlardan oluşan bu orman, denizaltı bitkilerinin büyüyüp gelişmesiyle meydana gelmişti. Gururla ormanına bakan Kaptan Nemo,

-Sahibi olduğum ormanlar güneşten ne ısı; ne de ışık alırlar. Orada aslanlar, kaplanlar yoktur. Hiçbir dört ayaklı orada barınamaz. Bu ormanları bilen tek kişi benim. Şimdilik yalnızca benim için yeşerirler. Size kara ormanlarından değil; deniz ormanlarından bahsediyorum. Natilus ve mürettebatının bütün ihtiyaçlarını bu ormandan karşılarız.

Denizden elektrik üretebilme özelliği ve suda nefes alabilen kıyafetleri olan mürettebatı ile eşsiz bir denizaltıydı Natilus… Kaptana tam başka sorular soracaktım ki şiddetli bir çarpışma ile sarsıldım. Gözlerimi açtığımda Mersin İl Kütüphanesinin önündeki iskeleden suya düşmüştüm. İskeleye çarpan bir kayık denize düşürmüştü beni…

Share Button