30 Haziran 1956 Cumartesi, Mersin…

1955-1956 Eğitim ve Öğretim yılı, 9 Haziran Cumartesi günü karnelerimizi almamızla birlikte tamamlanmıştı. Bütün derslerimiz ‘’Pekiyi’’ olarak karnemize geçmişti. Dördüncü sınıfta okumaya hak kazanmıştık.

Annem hastanede ve babam da sürekli bir iş bulamamıştı. Çukurova’daki Pamuk tarlalarında mevsimlik işçilik dönemini yaşamıştık geçmiş yıllarda. Bu kez, sürekli bir işi olmayan babamın ‘’günlük işçilik’’ dönemi başlamıştı. Başta Gümrük Meydanı olmak üzere, Mersin’in birkaç meydanında her sabah ‘’amele pazarları’’ kuruluyordu.   Günlük işlerde çalışmak isteyen babam gibi işçiler/ameleler sabahın erken saatlerinde bu pazarlarda yerini alıyordu. Günlük işçiye ihtiyaçları olanlar da, yaptıracakları işe göre, ameleler arasından seçim yapıyorlardı.

Amele pazarları hala ülkemizin kanayan yaralarından biridir. Günlük işçi pazarlaması için de ‘’elçi’’ ya da ‘’çavuş’’ adı verilen aracılar ortaya çıkmıştı. Onlarla iyi geçinmek gerekirdi.  Ortadoğu ve uzak doğudan kaçak gelenlerin çokça rağbet ettiği amele pazarlarında, sabah 06.00’da kaldırımlara dizilen yaklaşık 100-150 yabancı ve 10-15 Türk işçi kendilerini alacak ‘’elçi ‘’arabalarını bekliyordu.

Saat 10.00’a kadar iş çıkmazsa tekrar evin yolunu tutuyorlardı. Babam da bunlardan biriydi. Çiftçilik dışında bir becerisi olmadığı gibi doğru dürüst okuma yazmasının da olmaması genelde işsiz kalmasını sağlıyordu. Sonraki yıllarda en azından adını soyadını yazıp, okuyacak ve imzasını atacak kadarı öğrendi. Giderek, genelde bizim okuyup anlayabileceğimiz mektuplar da yazmaya başladı.

Annemin hastanede olduğu bu dönemde, babamın da sürekli bir işinin olmaması, kardeşimle beni para kazanacak yeni arayışlara götürdü. Sabahları simit satmaya devam ediyorduk. Ancak yeterli değildi. Babamın yaptığı derme çatma bir ayakkabı boya sandığı ile ayakkabı boyamaya başladık. Ne var ki yılın 300 günü güneşli geçen Mersin’de ayakkabı boyacılığı pek para getirmiyordu. Sonunda Halka tatlısı yapıp satmaya karar verdik kardeşimle… 

Halka tatlısı yapımı için önce tatlı hamuru hazırlamasını öğrendik. 2 çay bardağı ılık süt içinde 3 adet yumurtayı iyice çırptıktan sonra içine kabartma tozu ve irmik ilave ediyorduk. Bu üç malzeme iyice karıştırıldıktan sonra üzerine 3 su bardağı unu da ilave edip, hafif cıvık bir kıvam alan tatlı hamurunu oluşturup sıkma torbasına koyuyorduk. Sıkma torbasının küçük bir deliğinden, önceden hazırlanmış kızartma tenceresine, halkalar halinde hamur bırakılıyordu. İyice kızaran halkalar da şerbet içinde bir süre bekletiliyor ve satışa hazır hale getiriliyordu.

Halka tatlı satışı rağbet görmüş ve para kazanmaya başlamıştık. Başarılı olmak ve kazanmak yaşama sevincimizi arttırıyordu.

Share Button