28 Haziran 1957 Cuma, Mersin…

Dün gece doğru dürüst uyuyamadım. Adeta birer kâbus olan rüyalarımda kendimi Bulgaristan’daki köyümüz Karagözler ’de buluyor ve Kerim dayımla Sakar Balkan’a tırmanıyoruz. Derken birden Maraş Elbistan Hasanköy’e gitmek için üstü açık bir kamyonda diğer göçmenlerle birlikte Gâvur Dağlarına tırmanmaya başlıyoruz. Üzerinde bulunduğumuz kamyon birden stop edip geri kaymaya başlıyor. Kamyon kasasından Hooop diye atladığımda kendimi Ceyhan pamuk tarlalarında mevsimlik işçi olarak buluyorum. Bulut gibi çevremi saran Akçasaz Bataklıklarının sivrisinekleriyle başa çıkmaya çalışıyorum. 

Sarsılarak alaca karanlıkta uyandırılıyorum. Kardeşim Mustafa ‘’Kalk artık birader, simitçi fırınına geç kalacağız.’’ Diyor. Yorgun ve sersemlemiş olarak doğruluyorum. Gözlerimi ovuşturarak nerede olduğumu anlamaya çalışıyorum. ‘’Sivrisinekler ne oldu Mustafa?’’ Diyorum. Ayakta bana bakmakta olan Mustafa ‘’Hangi sivrisinekler.’’ Diyor. ‘’Onlar da nereden çıktı?’’ Birden ayılıyorum. Mersin Göçmen barakalarındaki evimizdeydik. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra, simit tablalarımızı alarak fırının yolunu tutuyoruz.

İki gün önce babam Niğde Misli Köyüne gitmek zorunda kalmıştı. Hazinenin bize kullanım hakkını verdiği Misli ’deki mülkiyetsiz tarlalarla ilgi olduğunu söylemişti gitmeden önce. Biz de ‘’hayırdır inşallah’’ Demiştik. Simitlerimizi sattıktan sonra eve döndüğümüzde babamın Misli’den dönmüş olduğunu gördük. annemle sessizce konuşuyorlardı. Elini öperek ‘’hoş geldin baba, hayır mı’’ Dedik.  Hayırlı bir sonuçla dönmemişti. 1952 yılında iskân edildiğimiz Misli ’deki mülkiyetsiz tarlaları kurtarmak için Misli ’ye dönmemiz gerekecekti.

Misli ‘ye dönebilmek için, konklayacağımız ev dışında ekili dikili ve hasat edilmiş ürünlerimizin olması gerekiyordu. Oysa evimiz dışında, yakacak saman ve tezeğimiz bile yoktu… Evimiz diyordum ama Misli ’den ayrılalı üç yıl olmuştu. Ev, ev olmaktan çıkmış da olabilirdi. Babam beni doğruladı. Evin ve avlusunun yeniden yapılanması gerekiyordu. Evi biraz derleyip, toparlamış ve kapısına bir de kilit vurarak gelmişti. Bu koşullarda köye dönemezdik.

Köye dönmemek için babam kendince bir çözüm üretmişti. Niğde ili sınırları içinde olmamızın yeterli olacağını düşünmüş, köyümüzün yaklaşık 40 km güney-batısında ve Niğde’nin de 14 km güney-batısında olan Bor kazasında mevsimlik iş bularak, Sokubaşı (Künkbaşı) Mahallesinde de ev tutmuştu. Bize yine göç görünmüştü…

Yeni bir mekân, yeni bir ev, okul, arkadaşlar ve tanımadığımız yeni öğretmenler… Başka seçeneğimiz yoktu. 1957 yılı Temmuz ayı ortalarında Bor’a taşınma kararı aldık Akıncı Ailesi olarak…

Share Button