8 Aralık 1957 Pazar öğleden sonra, Misli…

Sabah tuvalet için dışarı çıktığımda bütün gece yağan kar bütün köyü beyaz bir yorganla kaplamıştı. Üstelik hava da yumuşamıştı. Kahvaltıdan sonra, babamın üç yıl önce yaptığı tahta kızaklarımızı kaparak kardeşimle çıktık evden. Köyün çocukları çoktan  çıkmış, çığlık çığlığa karda koşuyor, yuvarlanıyor, arkadaşlarına kartopu atıyor ve tepeye doğru sürüklüyordu kızaklarını.

Hüyük İstasyonu yolunun sağ tarafında, yukarı mahalle dediğimiz yerde, eğimi oldukça yeterli bir tepe vardı kaymak için. Çocuklardan bazıları tahta kızaklar yerine plastik leğenleri, bazıları da çoklu binmeler için tahta merdivenleri kapıp gelmişlerdi. Küçük kardeşlerini yanlarında getiren arkadaşlarımız da vardı. Kardeşlerini oyalamak için, düzlük bir meydanda kardan adam yapmaya başlamışlardı.

Ocaklardan getirilmiş olan kömürler burun, ağız ve gözler için kullanılmış sonra da kardan adamın eline bir süpürge tutuşturulmuştu. Simsiyah kömürlerden ötürü Melez olarak adlandırdıkları kardan adamlarının boynuna sarılıp kahkahalar atıyorlardı. İşte o an dünyanın en saf ve en mutlu gülüşü ve gülümsemesi yayılıyordu yüzlerine. İster istemez ben de gülümsemiştim.

Kardeşim Mustafa hızla kayma noktasına çıkmaya başlamıştı. Ben bir süre daha kardan adam yapanların yanında oyalanmayı seçtim. Kızak kaymanın sevinç ve coşkusunu yaşamak isteyenler tepeye çıkmışlardı. Bir süre sonra ben de çıktım. Arkamdan gelen beş altı kişilik bir grup, çoklu kaymak için merdiven getirmişti. Merdivene arka arkaya oturup kaymaya başladılar. Kayarken, neşelerine neşe katıyorlardı. Büyük bir keyifti doğrusu. Ben de kaydım arkalarından.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Öğle vakti çoktan geçmişti. Havadaki sıcaklık da hızla düşmeye başlamıştı. Birçoğunun üzerinde kışa uygun elbise de yoktu. Arkadaşlarımızın, kışlık yazlık elbise gibi bir ayrım akıllarına gelmiyordu. Kimsenin eve gitmek gibi bir niyeti yoktu. Hava kararıncaya kadar oynamak, kardan ve birbirlerinden ayrılmak istemiyorlardı. Tam bir şölen havası vardı.

Anadolu köylerinde kışın yapacak pek bir şey olmazdı. Annelerimiz evde çamaşır, bulaşık, örgü gibi etkinliklerle zaman doldururken babalar dışarıda, kahvede zaman doldurmaya çalışırlardı. Tahıl ve patates üretimi dışında bir etkinlik olmayınca aile reisleri kahvaltıdan sonra kahveye gidiyorlardı. Kahvedeki konuşmalar genellikle önümüzdeki hasat dönemi üzerine olurdu. Kâğıt oynayanların yanında saatlerce konuşmadan oturanlar da olurdu.

Karlı kış günleri çocuklarla birlikte büyüklere de hareket ve heyecan katardı. Kartopu ve kızakla kayma etkinliklerimize arkadaşlarımızın babaları da katıldı bir süre sonra.

Babam Mersin’deydi. Sanki babamın yerini almış gibiydim yokluğunda. Kendimi aileden sorumlu hissediyordum. Anneme her konuda yardım etmeye çalışıyordum.  Bir iki kez daha kaydıktan sonra eve döndüm. Hatice Teyze bizdeydi. Hatice Teyzenin bizde olması iyiydi annem için. Elini öpüp, ‘’Hoş geldiniz.’’ Dedikten sonra Pazartesi günkü ders programına baktım.  İşlenecek konuları gözden geçirdim. Okula götürülecek olanları bezden çantamıza yerleştirdim.

Gönül rahatlığıyla bir kitap okuyabilirdim artık…

Share Button