1953 Haziran sonları, Misli (Konaklı)…

Deniz seviyesinden 1200 metre yüksekteki dağlarla çevrili Misli Ovası oldukça soğuk rüzgârların etkisindeydi. Yüksekliği ve dağlarla çevrili olması denizlerden yükselen su buharlarının bölgeye geçişine engeldi. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve kar yağışlıydı. Bozkır özelliğine sahip ovada bazen kuraklık afeti olurdu. Tarımsal ürünlerin yetişme döneminde yağışların yeterince düşmemesi ya da zamanından geç düşmesi tam bir kuraklık afeti olarak kendini göstermekteydi.

1952 yılını 1953 yılına bağlayan kış ayları oldukça karlı ve dondurucu soğuklarla geçmişti. Babam ektiğimiz 40 teneke buğdayın   don etkisiyle çürümesinden korkmuştu önce. Buğday saplarının ve danelerinin gelişme dönemleri olan Nisan, mayıs aylarında da yağmur yağmasını beklemişti.         Neredeyse her gün tarlaya gider olmuştu. Ne var ki ailece beklentimiz gerçekleşmemiş, Misli Ovası şiddetli bir kuraklık yaşamıştı.

Hasat dönemi gelmiş, çatmıştı. Biçilmesi gerekiyordu. Buğday saplarının seyrek, boylarının kısa ve tanelerinin yeterince olgun ve dolgun olmadığını gören babam çok üzgün olmasına karşın ‘’Allah’tan ümit kesilmez’’ Diyerek tırpanla tarlaya girmiş ve bir haftada buğdayları biçmişti. Yardımlaşma ve İmece ’nin geçerli olduğu köyümüzde komşuların yardımlarıyla       biçilen buğdaylar harman yerine taşınacaktı.

300 m2 civarında düz bir alandaki kumları temizledikten sonra su serperek ıslatmış daha sonra da ince bir saman serpmiştik. Komşulardan aldığımız bir silindirle serilen samanlar iyice sıkıştırılmıştı. Bir gün sonra samanlar iyice süpürüldükten sonra geriye düzgün, sert zeminli, tozamayan bir harman alanı kalmıştı. Hazırlanan bu harman yerinin etrafına, hâkim rüzgârları engellemeyecek şekilde tarladan daha önce hasat edilen buğday demetleri getirilerek yığınlar yapılmıştı.

Buğday demetleri harman yerine homojen olarak serildikten sonra hayvan gücüyle çekilen dövenler ile ezilerek buğday taneleri saptan ayrılmıştı. Saman ve tane karışımı harman alanın ortasına yığılmış ve uygun bir rüzgâr beklenmişti. Tınaz da denilen bu işlem tahta küreklerle havaya savrulunca uygun bir rüzgârın yardımıyla samandan tane ürünü ayrılmıştı. Buğday ürünün temiz olması için gerekirse eleklerde kullanılır. Bu şekilde samandan ayrılan tane ürünü, çuvallara konularak depolanmıştı.

1953 yılında tarlalarımızdan yaptığımız buğday hasadından elimize geçen buğday miktarı 40-50 teneke civarında olmuştu. 40 teneke buğday ekmiş, 40 teneke buğday almıştık 50 dönümlük tarladan. Arta kalan saman ve kavuzlardan oluşan kesmik, bize hasadın taşınması ve hasatta yardımcı olan komşularımıza büyükbaş ve küçükbaş hayvanları için bırakılmıştı. Sonuçtan büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştık. Hane için üretim de yoktu. Önümüzdeki bütün yıl boyunca yeme, içme, yakacak ve diğer giderlerimiz için kullanabileceğimiz 40 teneke buğdayımız olmuştu. Durumumuz hiç de parlak değildi.

Hani derler ya ‘’ot yok ocak yok’’ diye. Aynen öyle bir durumdaydık. Evimiz vardı ama önümüzdeki yılı geçirecek yiyeceğimiz yoktu. Rahmetli babam buğday hasadından sonra tekrar Osmaniye’ye gitmek zorunda kaldı iş bulmak için. Annem, kardeşim Mustafa ve ben köyde kalmıştık.

Ne zaman düze çıkacaktık, çilemiz ne zaman sona erecekti? Göreceğiz bakalım… Gün ola harman ola demiştik…

Share Button