14 Temmuz 1952 Pazartesi, Misli

Çiftçilik yapacak muhacirler için köylerde iki odalı evler yapılıyor ya da yaptırılıyordu. Yer seçimi önemliydi. Önemliydi çünkü önünde genişçe bir avlusu olmalıydı. Ayrıca edinmeyi düşündüğümüz hayvanlar için yapılacak ahır için de yer kalmalıydı. Mağaralar bölgesinin kuzey-batı ucunda çadır kurduğumuz yer aradığımız özelliklere sahipti. Kuzeye doğru devam eden kumlu yolun yaklaşık 50 metre ilerisinde, sol taraftaki boş araziye dayımlar ev yapmışlardı. Sağ tarafına da diğer Karagözlülerin ev yaptıklarını anımsıyorum. Rum Kilisesi yaklaşık 500 metre kuzey-doğuda kalırken, yaklaşık 200 metre doğuda ilkokul, evimizin 300 metre kuzey-doğusunda da bu günkü Merkez Camisi yer alıyordu.

Yer seçimini yaptıktan sonra ev yapımında uzmanlaşmış ustalar araştırılmış, bulunmuş ve hazırlıklar yapılmıştı. Köyde işlenebilir taş boldu. Ayrıca kerpiç de dökmüştü babam ve dayılarım. Sanıyorum 30 gün gibi kısa bir sürede, bakanlıkça belirlenen bir plan dahilinde evlerimiz bitmişti. Annem evin içini düzenlerken babam da evin çevresini taşlarla örerek özel bir mekân olan avluyu oluşturmuştu. Avlular bir bakıma özel mülkiyeti temsil ediyorlardı.

Girişi avlu içinde kalan oldukça büyük ve derin bir mağaramız da vardı. Olması iyiydi, iyiydi çünkü edinmeyi düşündüğümüz hayvanların barınma yerlerini şimdiden sağlamıştık. Elde edeceğimizi düşündüğümüz ürünler için de depo olarak kullanılacaktı. Patates deposu olarak kullananlar vardı mağaraları. Köylerde ‘’kenef’’ adını verdiğimiz tuvaletler evin dışında, hiç olmazsa 10-15 metre uzakta, olurdu. Bu tür tuvaletlere boşaltım çukurları açılırdı. Babam mağaraya bir delik açarak bu sorunu çözmüştü.

Evin çatısından artan tahta parçalarıyla, üzerine şilte serilerek yatmaya ve  oturmaya yarayan kerevetler yapılmıştı. Kerevetlerden bazıları yüklük görevini de görüyordu. İçine saman doldurularak yapılan uzun yastıklar duvarlara dayanacak şekilde konulunca hem oturacak, hem de yatacak yerlerimiz olmuştu.  Kerevetler ve özellikle yer minderleri mutlaka olurdu. Ancak Göçebe ailelerin yemek ve çalışma masaları olmazdı. Olamazdı çünkü bir başka yere göçerken büyük sorunlara yol açardı. Masa yerine sini adı verilen, yüksekliği de 15-20 cm olan yuvarlak yer sofraları olurdu. Genellikle tahta siniler kullanılırdı.

Gecelerimizi aydınlatmak için gaz lambaları kullanılırdı. Yeni kuşakların pek bilemeyeceği gaz lambaları beş parçadan oluşurdu. En altta küçük bir gaz tankı, hemen üzerine eklenmiş bir gaz ayar çarkı, çarkı da içine alan gaz deposu, çarkın içinden geçerek şişenin içine giren yassı bir fitil ve en üstte, alevi koruyacak ince ve kırılgan gaz lambası şişesi. Bulunmaktaydı.

Türkiye’ye geldikten yaklaşık bir buçuk yıl sonra başımızı sokacağımız bir eve sahip olmuştuk. Sıra tarlalarımızı sürüp, ekip biçmeyi sağlayacak iki öküze, ziraat aletlerine ve bir öküz arabası edinmeye gelmişti. O da olur du inşallah…                                         

Share Button