25 Eylül 1958 Perşembe, İvriz…

Bu gün öğleye kadar olan ders programında sanatın en önemli iki dalı olan Resim ve Müzik var. İlk iki saatimiz Resim’di. İvriz’de bir efsane olan Mehmet Karaman’ı kendimize çok yakın bulduğumuzdan, esprilerini dinleyerek güle oynaya resim yaparak geçirdik iki saatimizi.

Saat 10;40, Müzikhanedeyiz…  Müzik öğretmenimiz Kemal Çuhalılar’ı bekliyoruz. Biraz tedirginiz… Kısa boylu, minyon yapılı, sarışın, açık kumral saçlı, sert mizaçlı, hemen hemen hiç gülmeyen bir insan olarak tanıtıldı İvriz’li ağabeylerimiz tarafından.  Sert mizaçlıydı. Hataları kolay affetmezdi. Bunda Müzik dersinde mutlaka bir enstrüman çalma zorunluluğunun da payı vardı. Mezuniyet sonrası bir köyde görev alacak olan İvrizlilerin, en azından İstiklal Marşı’nı söyleyecek, söyletecek ve idare edecek bilgi ve yeteneği edinmesi gerekiyordu. Bu nedenle Kemal Bey hiç taviz vermez demişlerdi üst sınıflardaki ağabeylerimiz.

Ders zili çaldıktan bir iki dakika sonra girdi Müzik salonuna Kemal Bey. Hep birlikte ayağa kalkıp, bekledik. Sınıfı alıcı gözle süzdükten sonra ‘’Oturun çocuklar.’’ Dedi ve piyanonun başına geçti. Bizler de oturarak bütün dikkatimizi Kemal Bey’e odakladık. Piyanonun tuşlarına bir iki kez bastıktan sonra  ‘’Sordum Sarı Çiçeğe’’   ilahisini çalmaya başladı. ‘’ Sordum sarıçiçeğe, Annen baban var mıdır? Çiçek, eydür derviş baba Annem babam topraktır.’’ Dörtlüsünden sonra bize dönerek anlatmaya başladı.

İnsanlar yaşadıkları çeşitli toplumsal olayları, acıları, sevinçleri, duygu ve düşüncelerini birbiriyle uyumlu ses ve söz kalıplarıyla ifade etme yolunu tercih etmiş ve bu yolla da olayları anlatmada en etkili ifade yöntemini, müziği bulabilmiştir. İnsanlık tarihi ne kadar eskiyse, müzik tarihi de o kadar eskidir. İnsanlık geliştikçe, müzik de gelişmiştir. İnsan varoluşuyla birlikte, toplu olarak yaşamayı tercih etmiş, hayatın tüm zorluklarında birbirine destek olmuştur. Bu toplu yaşama içgüdüsünün sonucunda, müziksel faaliyetler de gruplar halinde yapılmış, korolar ve fasıl grupları oluşturulmuştur. 

Müzik evrensel olduğu kadar yerel bir dildir de. Öyledir çünkü Müzik hayatın ta kendisidir. İnsanoğlunun kendini anlatması için bulunmuş olan muhteşem ve en harika bir araçtır. Doğumumuzda var, düğünümüzde var, günlük hayatımızda var, inançlarımızda var, ölümümüzde var… Sevinç, mutluluk, acı ve hüzünlerin ifade edilmesine ve bunların yeniden hatırlanmasına eşlik etmekte, toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası ve kültürün aktarılmasında da önemli bir rol üstlenmektedir.Mezuniyetten sonra görev alacağınız köylerde, köylülere ulaşmanın en iyi yöntemlerinden biridir Müzik. İlahiler ve ezgilerle onların acılarına ortak olduğunuzu göreceklerdir.

Köy Enstitüleri ve ardılları olan İlköğretmen okullarında çağdaş eğitim sistemi uygulanırken, bu alanda vazgeçilmez temel alanlardan birisi de güzel sanatlardır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ‘’ Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’’ özdeyişinden sonra ‘’ Bir milletin yenileşmesinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.’’ Demişti. Bu nedenle Devletin en üst kademesinden, okul müdürlerine varıncaya dek tüm yöneticiler bu okullarda sanatsal uygulamalara destek olmuşlardır. Müzik, resim, tiyatro ve folklor etkinlikleri özenle desteklenmiş ve uygulanmıştır. Her sabah kahvaltıdan önce yapılan spor etkinlikleriyle ilk adımları atmış bulunuyorsunuz.

Tarım ve dülgerlikle bilgi ve uygulamalarınız daha da yakınlaştıracaktır sizleri onlara. Bir milleti millet yapan özelliklerin tamamına ortak değerler denir. Milli marşlar da her toplumun kendine ait olan ortak değerlerinden biridir. Bayrak ve vatan sevgisinin bir tezahürü olan milli marşlar, milli duyguların en güzel ifade edildiği mısralardır.

Ülkemizin en önemli ortak değerlerinden biri İstiklal Marşı’dır. İstiklal Marşı bu nedenle çok önemlidir. Bilmelisiniz ki İstiklal Marşı’nı mandolinle çalamayan ve okuyamayan hiçbir öğrenci benden not alamayacağı gibi bu okuldan da mezun olamaz. Gerçekten de bitirme sınavlarının değişmez sorusu İstiklal Marşı olacaktı. İstiklal Marşını tek başına hatasız söyleyebilmek de yeterli değildi mezun olmak için. Aynı anda hem söylemek, hem mandolinle çalmak ve hem de ayakla vuruşları hatasız yapmak gerekiyordu.

Müzik öğretmenimiz olan Kemal Çuhalılar’ın ayrı bir yeri ve ağırlığı olduğunu zamanla öğrenecektik.  O titiz ve yüzü gülmez denilen Kemal Çuhalılar son derece duyarlı ve sevecen biriydi aslında. Öğrencileri arasında kulakları hassas olanlara ders dışında mandolin ve keman dersleri verir, İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Müzik Semineriyle Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik bölümlerine gitmelerini sağlardı.  İvriz’deki öğrenciliğinden sonra kariyer yapan Prof. Dr. Feridun Büyükaksoy, Dedeköy’lü Emin Dedeköy gibileri bunlardan bazılarıydı. İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Müzik seminerine gönderdiklerinden biri de bendim.

Share Button