22 Eylül 1958 Pazartesi, İvriz…

Hava aydınlanmak üzereydi. Uykum bitmiş yatağımda dönüp duruyor, nerede bulunduğumu anlamaya çalışıyordum. Bütün gece bir hayalet gibi kalın duvarlardan geçmiş, denizlerin maviliklerine dalmış, şehirler ve ülkeler arası yolculuklar yapmıştım rüyalarımda. Nasıl olduysa, Misli Köyünden Mersin’e uçmuştum. Mersin sahilinde dolaşırken denizin maviliklerine daldığım bir anda kendimi Bulgaristan Karagözler Köyünde, Sakar Balkana çıkarken buldum. Sakar Balkan eteklerinden geri döndüğümde ise Bor Kayabaşı’nda oturmuş batmakta olan güneşin kırmızı, turuncu ve sarı renklerini huşu içinde seyrediyordum.

Ufuk çizgisini yarılayan güneş, yepyeni umutların habercisi edasıyla Bor’un ufkunda batarken arkamdaki evin demirden giriş kapısından gelen tak taka, tak taka  biçimindeki madeni çubuk sesleri sinirlerimi bozdu. Kimdi bu görsel şölen ortamını bozan diye hızla doğrulup, geri döndüğümde az daha düşüyordum. Kayalıklardan düşüyorum derken bir ranzadan düşmekteydim. Reflekslerim düşmemi engelledi de çevreme bakındım. Kayabaşı’nda değil, 50-60 kişilik bir koğuştaydım.  ‘’Kalkın, oyalanmayın, geri geldiğimde kimseyi yatakta görmeyeceğim.’’ Diye yüksek sesle konuşan nöbetçi öğretmen bir taraftan da elindeki anahtarlarla ranza demirlerine vurarak ilerliyordu.

Benim gibi koğuştaki diğer arkadaşlarım da gözlerini ovuşturarak, nerede olduklarını anlamaya çalışıyorlardı. Nöbetçi öğretmen gittikten bir süre sonra ayırdına vardık. İvriz İlköğretmen Okulu yatakhanesindeydik. Günlerden Pazartesi olup, 1958-59 Eğitim ve Öğretim Yılının ilk günüydü. İvriz’e gelinceye kadar beş değişik yerde ilkokulu bitirmiş biri olarak, diğer arkadaşlarımdan daha çabuk toparlandım. ‘’Dersler başlıyor arkadaşlar. Davranın, bir an önce kahvaltıya gidelim. Arkasından Bayrak Merasimi olacak.’’ Dedim.

Hızla yataklarımızdan çıktık. Öncelikle yataklarımızı düzeltmemiz gerekiyordu, bu konuda da uyarılmıştık. Yatak örtüleri düzeltildi, gergin hale getirildi. Yorgan, kenarlarından katlanarak, ranzanın dışına taşmayacak şekilde yatağın üzerine serildi. Üzerine de aynı şekilde battaniyeler konuldu. Annem uzun aylar hastanelerde yatmış olduğundan, yatak düzeltme konusunda oldukça deneyimliydim. Çabucak toparlanıp, tuvalete gittim. Elimi yüzümü yıkayıp, tuvalet ihtiyacımı da giderdikten sonra hızla giyindim. Pijamalarımı güzelce katlayıp battaniyenin altına koyduktan sonra da koğuştan dışarı çıktım.

Yemekhaneye doğru yürümeye başlamıştım ki soluk soluğa bana yetişen bir arkadaş ”Biraz yavaş, beraber gidelim…Ben Emin Özkan.” Dedi. ”Memnun oldum Emin. Ben de Mehmet Akıncı.” Dedim. Birlikte yürüdük. Emin Ozgan ile onlarca yıl sürecek arkadaşlığımız böylece başlamıştı.

Sabah kahvaltısından sonra idarede görevli nöbetçi öğrencilerin rehberliğinde tören alanında yenilere ayrılan bölümde yerlerimizi aldık. Eski öğrenciler kendiliklerinden yerlerini almışlardı. Bir süre sonra öğretmen kadrosu ve idareciler yerlerini aldı. Okul Müdürü Kamil Açan’ın da yerini almasıyla tören başladı.

Andımız ve İstiklal Marşımız okunduktan sonra Okul Müdürümüz Kamil Açan açılış konuşmasına, eski öğrencilerin dikkatini çekerek başladı. ”Aramıza yeni katılan kardeşleriniz var. Öyle sanıyorum ki çok büyük bir bölümü ailelerinden ilk kez ayrılmıştır. Tanımadığı, tanımaya çalıştığı yepyeni bir çevredir okulumuz yeni gelen kardeşleriniz için. Kendilerini biraz garip, biraz yalnız ve biraz da üzgün hissediyor olabilirler. Onlara sahip çıkalım ve burasını sevdirelim.” Dedikten sonra okulun tarihçesinden, İvriz Köy Enstitüsü’nden oldukça uzun bir süre söz etti. ‘’Kurallar ve disiplin başarının birinci koşuludur, bunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın.’’ Dedikten sonra tören sona erdi.

 Törenin sona ermesiyle birlikte, önce son sınıflar olmak üzere, sırasıyla düzeni bozmadan sınıflarımıza gittik. Benim kaydım 1A sınıfına yapılmıştı. Emin Özkan da benim sınıfımdaydı. Mutlu bir başlangıç yapmıştık Eğitim ve Öğretim yılına…

Share Button