Antalya Kaş izlenimleri

 

Kalkan Kaş, 16 Ekim 2017 Pazartesi.

Kalkan’da üçüncü günümüz. Bugün, öncelikle, Antalya’nın Kaş İlçesi’ne gitmek istiyoruz. İstiyoruz çünkü Kaş, eski adıyla Likya’nın yeni adıyla Teke Yarımadasının en güzel kıyı ilçelerinden birisidir. Başta İngilizler olmak üzere Alman, Amerika, Avusturalya ve diğer Avrupa halklarının gözdesi olan Kaş yıllardır görmek istediğim bir turizm ve kültür merkeziydi. Kaş ilçe merkezinden 100 metre yükselip, Toroslara doğru geri çekilerek Akdeniz’e doğru bakılırsa, Toros dağlarının güneyindeki koyların Yunanistan’a ait Meis Adasını kucaklayacak şekilde bir yay çizdiği görülecektir. Meis Adası manzaralı, Toros dağları ile çevrili ve buram buram tarih kokan, rüya gibi bir sahil kasabası olan Kaş, görülmesi gereken yerler listemizin ilk sıralarında yer almıştı.  

Konakladığımız Kalkan Club Patara Evlerinden Kaş’a gitmek üzere ayrılarak, Antalya Fethiye yoluna giriyoruz. Yolumuz üzerinde, Kalkan’dan 7 km uzaklıkta, sahil yolu üzerinde dünyaca ünlü kanyon ağzı plajı olarak da bilinen Kaputaş Plajı bulunuyor. Görmeden ve denizine girmeden geçmek olmaz. Arabalar için özel park alanı yok. Erken geldiğimiz için araba park yeri bulabiliyoruz. Mayolarımız, paletlerimiz ve denizde gerekli olanlarla merdivenlerden plaja iniyoruz. Kaş Belediyesi’nin işlettiği plaja yaklaşık 200 merdivenle iniliyor. Kaputaş Plajındaki Kaş Belediye tesislerinde ücretsiz soyunma kabinleri ve duşların yanı sıra kafeterya da var. Çay, kahve, bira ve meşrubat içebileceğiniz gibi yemek yeme olanakları da sağlanmış. Üstelik oldukça hesaplı…

Toros dağlarına düşen yağmur suları yer altı kanallarından akıp, deniz kıyısındaki kumlar arasından süzülerek Kaputaş Plajına ulaşıyor. Mineralli yağmur suyu, plajın suyuna turkuaz renginin yanı sıra serinlik de katmakta. Tesislere yerleştikten sonra denize giriyoruz, deniz birkaç metre sonra derinleşiyor. Yine de dibini görmek mümkün,  bu oldukça temiz olduğu anlamına geliyor. Deniz sefası sonrasında önce keyif çaylarımızı içiyoruz sonra da yanında ayranıyla kaşar peynirli gözleme yiyoruz.

Kaputaş Plajından ayrılırken tesise üç kişi için ödediğimiz toplam ücret 37 TL idi. Oldukça hesaplı… Başta yediklerimiz ve içtiklerimiz olmak üzere, servisten de memnun kaldık. Teşekkür ettikten sonra, Kalkan’dan 25 km uzaklıktaki Kaş’ın Andifli Mahallesi ve Yat Limanına ulaşmak üzere arabamıza bindik. Oldukça girintili ve çıkıntılı olan koylarla sarp kayalıklar arasına, gidiş geliş olmak üzere, oldukça güzel otoyol yapılmış. Yolculuk boyunca muhteşem bir deniz manzarası bize eşlik etti.

Kalkan’dan 25 km doğuda olan Kaş, Antalya‘nın yaklaşık 190 km güney-batısında bulunuyor. Kaş, eski liman çevresinde konumlanmış merkeziyle şirin bir sahil kasabası olarak tanımlanıyor. Yetmiş kilometrelik sahil şeridiyle gerçek bir turizm cenneti… Sadece deniz-güneş-kum tatiliyle değil, zengin tarihinin beslediği antik kentleriyle de kültürel bir yolculuğun izini sürmenizi sağlıyor. Tam bana göre bir Likya Kenti Kaş… Güneşin Ülkesi Likya’nın nadide cennetlerinden biri.

Antalya Fethiye Karayolunda yaptığımız 40 dakikalık bir yolculuktan sonra Uğur Mumcu Caddesi ile Kaş’ın Andifli mahallesine giriş yapıyoruz. Kaş Setur Marina’yı geçtikten sonra Atatürk Bulvarı ve Liman Sokağı izleyerek, yat Limanı çevresindeki Kaş Belediyesi otoparkına arabamızı bırakıyoruz. Kalkan’dan Kaş’a gelmek kolay, Antalya’dan nasıl ulaşılacak? Sorusunun yanıtı, Antalya Otobüs Terminali’nden her saat başı kalkan minibüsleri kullanılacak. Bu minibüslerle yaklaşık 3 saatlik bir yolculuğun sonunda, Kaş’a ulaşabilirsiniz. Her neyse, biz Kaş Yat Limanı ve çevresini tanımaya çalışalım.

Kaş Yat limanında günlük tur teknelerinin yanı sıra özel olarak kiralanabilen yatlar, dalış tekneleri, mavi yolculukların vazgeçilmezi olan guletler ve yelkenliler barınmaktadır. Toplamda elliden fazla tekneyi rahatlıkla barındırabilen bu liman her ne kadar Kaş’ taki diğer liman olan Setur Marina kadar büyük olmasa da Kaş’ a gelen turistlerin görmeyi isteyeceği yerlerin başında gelmektedir. Limandan başımı kaldırınca Andifli (Kaş) arkasındaki dik yamaçlı, girintili çıkıntılı arazi yapısı ve kaya mezarları dikkatimi çekiyor.

Alp Dağları`nın oluşumu sırasında kıvrılarak yükselen Güney Anadolu Dağları, oluşma hatları yönünden doğuda Toroslar, batıda Beydağları olmak üzere iki bölüme ayrılmış. Beydağları, etrafındaki diğer dağlarla birlikte çeşitli kuvvetlerin etkisi altında kalmış ve kıvrımlar yüksek bir yükseliş göstererek aralarında küçük ovaların bulunduğu bir çevre meydana getirmişler. Yüksekliği 3.000 metreyi geçen bu dağlar, genellikle güneybatı-kuzeydoğu yönlerinde uzanmakta; denize dik indikleri ve aşırı yaklaştıkları için de dik yamaçlı, girintili, çıkıntılı ufak koylardan meydana gelen bir topoğrafya göstermektedir.

Kaş, ziyaretçilerine dağ yürüyüşü, dağcılık, yamaç paraşütü, rüzgar sörfü ve sal yarışı olarak bilinen rafting gibi doğa sporları için de pek çok olanaklar sunmakta ve sporcuların kalbini çalmaktadır. Ayrıca Türkiye’de su sporlarının ve su altı dalışlarının ilk adresidir. Bütün bu özellikleriyle yabancıların gözdesi olan Kaş beni de heyecanlandırıyor. Bu heyecanla Yat Limanı çevresinde dolaşarak çokça fotoğraf çekiyorum. Sonra da eşim ve bize eşlik eden Hülya ile Cumhuriyet meydanında buluşuyoruz. İlk dikkatimizi çeken Kaş Yat Limanına bakmakta olan Atatürk heykeli oluyor. Arkamıza alarak hatıra fotoğrafları çekiyoruz. Ben daha çok fotoğraf çekebilmek için gruptan ayrılıyorum.

En eski adı Habesos olup, tarihte Antiphellos ismi ile anılan Antik Kent Kaş’ın dar sokaklarına girmek ve tarihini yaşamak istiyorum. Karia ve Likya Bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan yolların kesişme noktasında bulunan Antiphellos, aynı zamanda bir ticaret limanıdır. Makedonya Kralı Büyük İskender’in Anadolu seferi sırasında, Krallığın egemenliği altına girmiş. İskender’in genç yaşta ölümünden sonra bölge, Seleukoslar ile Ptolemaioslar arasında el değiştirmiş. Kazılarda ortaya çıkan buluntular bunu doğrulamaktadır.

Antik kent Antiphellos, Roma Dönemi’nde önem kazanmış ve Bizans Dönemi’nde Piskoposluk merkezi olmuş. Bu dönemde Arap akınlarına uğramış, daha sonra Anadolu Selçuklu topraklarına katılarak Andifli adını almış. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Tekeoğulları Beyliği yönetimi ele geçirmiş ve Osmanlı Devleti ilçeyi Yıldırım Beyazıt zamanında topraklarına katmış.

Bu gizemli antik kent Kaş sokaklarında dolaşırken, ilçeye gelmeden Google haritalarda işaretlediğim ‘’Kral Mezarını’’ bulmaya çalışıyorum. İbrahim Serin Caddesi üzerinde bir süre kuzeye doğru yürüdükten sonra, sağdaki Doğruyol Caddesi’ne giriyorum. Uzakta devasa boyutlarıyla Kral mezarı görünüyor. Doğruyol ile Likya Caddelerinin buluşma noktasındaki meydanda konuşlandırılmış.

Anadolu’da görülen değişik mezar tiplerinden birisi de lahittir. Likyalılardan günümüze ulaşan eserlerin başında Likya Kentlerinin bazılarında kayalara oyulmuş mezarlar ile dört bir tarafa serpilmiş Lahitler gelir. Bu Lahitlerin en görkemlisi halk arasında Kral Mezarı olarak adlandırılan Likya Yazılı Kaş’taki bu Anıt Mezardır. Eser, tek bloktan oluşmuştur ve üzerinde sekiz satırlık Likya dilinde kitabe vardır.

Günümüze iyi bir konumda gelen ve tek bir bloktan yapılmış olan bu lahdin 1,5 m. uzunluğundaki alt kısmında boncuk motifleri ve sekiz satırlık Lyk’çe bir kitabe vardır. M.Ö. IV. yüzyıla tarihlenen bu mezarın kitabesi okunamadığından kime ait olduğu anlaşılamamıştır. Bu kaidenin üzerine dikdörtgen prizma şeklindeki anıtın sandukası oturtulmuştur. Kapağın kuzey-batı alınlığında sopasına dayanmış, sağ bacağını sol bacağının üzerine atmış, üzgün görünümlü bir erkek ile bir kadın figürü işlenmiştir. Güney-doğu alınlığında ise ayakta duran ve uzun bir manto giymiş bir kadın figürü görülmektedir. Ayrıca lahit kapağının her iki yanına da aslan kabartmaları işlenmiştir. Kapağın batı tarafı pencere şeklindedir.

Kendilerine ait bir dile ve özgün bir kültür – sanat yapısına sahip olan halkı Likyalı yapan, üzerinde yaşadıkları topraktı. Özellikle dorukları tutmuşlardı. Kentlerini doruklara, ulaşılmaz yamaçlara yerleştirdiler. Birkaç istisna dışında Likya’nın tüm önemli kentleri kıyıdan içeride, doruklara yakın yerlerde kurulmuştu. Tapınakları, tiyatroları ve diğer büyük binaları bugün hala ayakta duruyor. Likyalılar tamamen kendilerine özgün bir mimari tarz ve kültür yaratmışlar.

Bölgede en bol bulunan yapı malzemesi ahşaptan yaptıkları karakteristik evleriyse yapılandıkları körfeze hâkimdi. Öyle ki körfez çevresindeki yamaçlarda amfi tiyatro olacak şekilde evlerini yapmışlardı. Likyalılar için ölüm bir son değil, başka bir yaşama başlangıçtı. Yeni yaşam bu yeni mekânlarda da eskisi gibi devam edebilsin diye, mezarlarını ve lahitlerini sivri kemerli çatıları olan ahşap evlerinin biçimde yaptılar. Bu mezarlar Likya toprağının her köşesine attıkları imzaları oldu.  Likyalılar, hala ülkelerinin her yanını kaplayan ünlü Likya mezarlarında yaşıyorlar.

İnsanların ölümden sonra da yaşamlarını sürdürdükleri ve bu nedenle de ölümden sonra da yaşamlarına uygun bir konut yaptırma inançları birçok kültürde olmasına karşın, hiçbir yerde Anadolu’daki kadar yaygın bir şekilde görülmemektedir. Ölüyü eve benzer bir mezara gömme geleneği Anadolu’da M.Ö. 3. binin 2. yarısından başlayarak Roma İmparatorluk devrinin sonlarına değin kesilmeksizin sürmüş ve bunun sonucunda da mimari anlamdaki birçok mezar yapısı oluşturulmuştur.

Kral Mezarı ile ilgili olarak bir hayli fotoğraf çektikten sonra, belediye otoparkından gördüğüm kentin kuzeyindeki dik tepeye oyulmuş Kaya mezarlarını görmek istedim. Kral Mezarına komşu olan esnaftan yardım istedim. Sayıları 5-6 kadar olan kaya mezarlarına ulaşmam için önce Likya Caddesi üzerinden kuzeye doğru bir süre gittikten sonra İlkokul Sokak aracılıyla Koza Sokağa çıkmam önerildi. Koza Sokak üzerinde bir süre gittikten sonra evler arasındaki bir patikada Kaya mezarları levhasını görerek tırmanmaya başladım. Mezarlara ulaşmam oldukça zor oldu.

İki ya da üç katlı olanları ve üzerinde mezar sahipleri olduklarını düşündüren aile kabartmaları bulunanları, ev tipi kaya mezarlarının iyi örnekleri olarak sayılabilirler. Bir kısmı geceleri aydınlatılmaktadır. Hiçbiri M.Ö. 4. yüzyılın 2. çeyreğinden önceye tarihlendirilemeyen kaya mezarları içinde en önemli grup, tapınak cepheli olanlardır. Yan duvarların arasındaki sütunların taşıdığı üçgen alınlıklı cephenin gerisinde, basamaklarla çıkılan bir ön oda ve bir kapıyla açılan mezar odası bulunur.

Kareye yakın mezar odalarının arka ve yan duvarları önünde ölü yatakları yapılmıştır. Bazılarında sunu sekileri de oluşturulmuştur. Yakılan ölüden arta kalanların içine konulduğu kapların dik yerleştirildiği küçük nişler de, tapınak cephesi biçiminde şekillendirilen birer plakayla kapatılmıştır. Yan yana açılan sandık mezarların uzun yan kenarları, genelde yükseklikleri birbirlerine eşit plaka blokların dik konulmasıyla elde edilmiştir; biri ana kayaya cepheli dar yüzleri ise çoğunlukla tek bir blok oluşturmuştur. Üzerleri de  büyük Sal taşlarıyla kapatılmıştı.

603 total views, 1 views today

Share Button