Antalya Patara Antik kenti

 

Kalkan Kaş Antalya, 17 Ekim 2017 Salı…

Kalkan’da dördüncü günümüz. Sabahtan öğleye kadar Club Patara Evlerinin özel plajında denize giriyor, bir cennete çevrilmiş sahilinde dinlenip kitap okuyoruz. Öğleden sonralarını kültür gezilerine ayırıyoruz. Dün Kaş’a gitmiştik. Bu gün de antik Likya Birliğinin başkentliğini de yapmış olan Antik Patara Kenti ile dünyaca ünlü Patara Plajlarını görmek istiyoruz.

Güneşin ülkesi olarak da bilinen Antik Likya bölgesi günümüzün Teke yarımadası olup, yarımadada, binlerce yıl önceden günümüze birçok antik kentin kalıntıları ulaşmıştır. Başlıcaları Faselis, Olympos, Arikanda, Myra, Patara, Xsantos, Leton, Telmessos (Fethiye), Simena (Kekova)   ve Limira’dır. 23 şehir devletinden oluşan Likya, “Likya Birliği”  olarak adlandırılan ulusal bir devletti. Teke Yarımadası üzerindeki Antik Likya Birliği tarihteki ilk demokratik birlik olup, günümüz demokratik sistemleri için de esin kaynağı olmuştur. Birlik Meclisi de Patara Ören yerinde bulunmakta…

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bu muhteşem tarihi ve turistik Patara Ören yerine gitmek üzere, öğleye doğru harekete geçiyoruz. Antalya-Fethiye karayolunda, Fethiye yönünde, 12 km gittikten sonra bir kavşaktan Adnan Menderes Caddesi’ne giriyor ve güney-batı yönünde ilerliyoruz. Yolumuz üzerinde Kaş İlçesine bağlı Gelemiş Köyü var. Gelemiş Köyünü geçince ören yeri gişelerinden giriş yapılıyor ve antik kent başlıyor.

Patara Antik Kenti geniş bir alana yayılmış. Patara, Likya Uygarlığının birlik başkentliğini yapmanın yanı sıra en büyük ve en önemli limanı özelliğine de sahipti. Günümüzde antik şehir plaj ile birlikte koruma altına alınmıştır. Geçtiğimiz yıllarda keşfedilen tarihi deniz fenerinin, bilinen en eski deniz feneri olduğu söylenmektedir. Antik kent, limanın doğu yakasında geniş bir alana yayılmış. Kent ve limanı, yaklaşık 3 km. uzunluğundaki Xsantos vadisinin girişindedir. Patara Limanı, Xsantos (Eşen) Çayı’nın getirdiği alüvyonlarla dolunca bugünkü görünümünü almıştır. Antik kentin devamında meşhur Patara Plajının halka açık kısmına ulaşılmaktadır.

Patara Antik kenti Modestus Zafer Takı

Patara Antik Kentine girmeden önce bizi, yolun sağındaki Modestus Zafer Takı karşılıyor. Restorasyonu yeni tamamlanmış. Roma döneminde, M.S. 100’lü yıllara tarihlenen Patara Modestus Zafer Tak’ı, kent yerleşimine girişi belirliyor ve kentin onurlandırma anıtı olarak anılıyor. 19 metre uzunluğunda ve 10 metre yüksekliğindeki takın üzerinde Roma İmparatoru Trajan döneminde vali olan Mettius Modestus ve ailesini onurlandıran bir yazıt bulunuyor. Trajan’ın Roma İmparatorluğu’nun Beş İyi İmparatorundan ikincisi olduğunu anımsıyorum. Ünlü Roma İmparatoru Hadrianus tarafından Bergama Akropolünde yaptırılan Trajan Tapınağını görmüştüm. İmparatorluk Trajan döneminde en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Ayrıca, Trajan kendi ölümünden önce Hadrianus’u imparator ilan etmişti. Hadrianus da vefa borcu olarak Trajan Tapınağını yaptırmıştı. Takın batısında bulunan tepenin yamaçlarında, Likya tipi lahitlerin bulunduğu bir mezarlık alan bulunmaktadır.

Patara Plajı

Zafer takını geçiyoruz. Sağ tarafımızda Patara Antik kenti tiyatrosu, restore edilmiş Likya Birliği Toplantı binası, dünyanın en eski deniz feneri ve kalıntılar var. Eşimle Hülya plaja gitmek istiyorlar. Patara Plajının otoparkına arabamızı park ediyoruz.  Kumlara batmamak için tahtalarla yapılan patika gibi bir yoldan plaja ulaşıyoruz. Hani Türk filmlerinin çöl sahneleri vardır ya… İşte o sahnelerin çekildiği yer Patara Plajı. 22 km’lik Patara Plajının en dar yeri 285 metre, en geniş yeri ise 1500 metre olup, Türkiye’nin en uzun kumsalı olarak nitelendirilmektedir.

Patara Plajı

Bölgedeki kumsalların en uzunu olan Patara plajı incecik kumlu yapısıyla da göz dolduruyor. Denizin sığ bir yapıda olduğu plajda, yüzmeyi çok iyi bilmeyenler için de son derece uygun bir yapı mevcut. Ayrıca, bozulmamış doğal yapısı ile doğaseverlerin ilgisini çeken Patara, mitolojiye göre bütün dünya çocuklarının Noel baba adı ile tanıdığı Aziz Nikolas ile Apollo’nun doğum yeridir.

Patara Plajı

Patara sadece muhteşem güzellikte sahiliyle değil aynı zamanda bu sahilin hemen yanı başında bulunan antik kentle de son derece ünlü bir bölge. Binlerce yıl öncesine uzanacak bir yolculuğa çıkabilmek için eşimle Hülya’yı plajda bırakarak, bir hayli geride kalmış olan antik kentin giriş yerindeki otoparka arabayla gidiyorum. Ücretsiz giriş biletimi aldıktan sonra, öncelikle amfi tiyatroyu görmek ve fotoğraflamak istiyorum.

Antik Kentin en güney ucunda bulunan Kurşunlu Tepe şehrin panoramik görünümünü sağlayan en güzel yerdir. Bu tepenin yamacına yaslanmış olan Patara Amfi tiyatrosu M.Ö. 2. Yüzyıla tarihlenmektedir. 10 000 kişilik kapasitesiyle Anadolu’daki en büyük ve sağlam kalmış amfi tiyatrolardan birisidir. Tipik Roma tiyatrolarından farklı bir girişi vardır. Tonozlu girişi olmayan bu amfi tiyatro Helenistik form ile Roma mimarisi arasında geçişi temsil eder. M.S. 1. Yüzyılın ortalarında, birçok Likya kentinde etkisini gösteren şiddetli depremle yıkılmış olan tiyatro yeniden inşa edilmiştir. Doğu girişindeki kitabede M.S. 147 yılında gerçekleşen onarım ile yapılan ekleri anlatılmaktadır.

Amfi tiyatroyu dakikalarca gezip, fotoğrafladıktan sonra kuzeyindeki Patara Meclis Binası’na geçiyorum. Romalı tarihçi Livius, Patara’yı “Likya Birliği’nin merkezi” olarak tanımlamış. 1988’de başlayan Patara kazılarının daha ilk yılında, Amfi Tiyatro’nun kuzey karşısında ve Agora’ya dönük görkemli kalıntının ancak bir Birlik Meclisi olabileceği savlanmış. 2000 yılında başlanan kazı çalışmalarıyla ortaya çıkan yapı tiyatro benzeri mimarisi ve önündeki revakta ele geçen, değişik kentlerden Likyalıların heykelleri için yazılmış, çok sayıda kaide yazıtı ile bu görüşün doğrulandığı düşünülmektedir.

Likya Birlik Meclisi

Patara Kazıları Başkanı Prof. Dr. Fahri Işık tarafından keşfedilen ve TBMM’nin desteğiyle 7.5 milyon lira harcanarak 31 Ocak 2012’de restorasyonu tamamlanan Likya Birliği Meclisi Binası, törenle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş. Likya Birliği içerisinde üç oy hakkına sahip altı şehirden biri olan Patara her dönem önemli bir merkez olarak varlığını sürdürmüş. Tarihi meclis binası için yapılan restorasyonun Türk arkeoloji tarihinin en büyük çalışmalarından biri olduğunu vurgulayan Işık, restorasyonun tamamlanması ile Likya Birliği’nin başkenti ve yönetim merkezi olan Patara Antik Kenti’nin tarihi kimliğinin daha iyi ortaya çıktığını ifade etmişti.

Roma zamanında da öneminden bir şey kaybetmeyen Patara, doğu eyaletlerine açılan bir kapı konumundaydı. İmparator Hadrianus zamanında yapılmış tahıl ambarları halen ayaktadır. Sahili kumla dolmadan önce ticaret için son derece önemli bir konumda olan Patara, antik dünyada Akdeniz’de bulunan üç önemli hububat deposundan biri olarak kabul ediliyor. Roma İmparatorluğu döneminde de önemini artıran antik kent, o dönemde Likya-Pamfilya eyaletlerinin de başkentliğini yapmış.

Likya Birliği’nin başkenti olan Patara’daki kazı çalışmaları, Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Fahri Işık ve Prof. Dr. Havva İşkan Işık yönetiminde sürdürülüyor.

Havva Işık, Patara’daki fenerin dünyanın en eski feneri olarak anılmasının hatalı ve yanlış olduğunu savunarak, sözlerini şöyle tamamlıyor. “Bilinen en eski deniz feneri, dünyanın 7 harikası arasından biri olarak kabul edilen ünlü ‘İskenderiye Deniz Feneri’dir. Patara’daki deniz fenerinin özelliği ise Restorasyon çalışmasıyla, yaklaşık 26 metre yüksekliğe erişeceğini tahmin ettiğimiz fenerin, Akdeniz havzasında kendi orijinal malzemesiyle ayağa kaldırılabilecek durumdaki tek deniz feneri olmasıdır.”

Patara’da olması muhtemel Apollon Kehanet Tapınağı’nı hakkında sorulan bir soru üzerine, Patara’nın Tanrı Apollon ‘un kenti olarak kabul edildiğini söyleyen Havva Işık, ” Umarım, Homeros’un İlyada destanında Likya soylu olarak adlandırılan Apollon ’un Patara’daki tapınağını bulmak bize kısmet olur” demiştir.

1,033 total views, 1 views today

Share Button