Bafa Gölü Gerçeği

                                                                           13 Eylül 2018 Perşembe, Bafa Gölü kıyısında…

12 Eylül Çarşamba akşamı İstanbul Mecidiyeköy’den saat 21;15’te bindiğimiz tur otobüsü ile Bodrum’a gitmek üzere yerlerimizi almıştık eşimle. Yaklaşık 10 saatlik bir yolculukta 630 km yol aldıktan sonra, günün ilk ışıklarında, Milas Söke yolu üzerindeki Göl Restaurant’ta kahvaltı molası verildi.

Kahvaltı yapacağımız Bafa Gölü çevresi ılgınlardan, zeytinliklerden ve çam ağaçlarından oluşuyordu. Rehberimizin anlattıklarına göre Aydın’a bağlı söke sınırları içerisinde bulunuyor. Tam anlamıyla bir kuş cenneti sayılan bölge gerek doğal gerekse tarihi kalıntılarının zenginliğinin etkisiyle 1994’te Bafa Gölü Tabiat Parkı olarak ilan edilmiş.

Kahvaltı yapacağımız Göl Restoran’ın ortalarında, gölü ve kuzeyindeki Beşparmak Dağları’nı görecek şekilde bir masa bulduktan sonra, açık büfeden kahvaltılarımızı ve çaylarımızı aldık. Kahvaltıya başlamadan önce, eşimle birlikte göle ve Beşparmak Dağları’na doğru bakarak geçmişe bir yolculuk yapmaya karar verip, 39 yıl öncesine gittik.

1979 yılında Bodrum civarında bir ay süreyle kiraladığımız yazlık konuta, Renault Station arabamızla giderken burada kahvaltı yapmıştık. Yanımızda rahmetli kayınpederim de vardı. Henüz iki yaşında olan kızımız Ceren, bu uzun yolculuktan çok bunalmış ve çok ağlamıştı. Ben otomobil ehliyetini yeni almıştım. Ankara Bodrum yolunu kullanmayı göze alamamıştım. Rahmetli kayınpederim iyi bir sürücüydü, bize eşlik ederek yardımcı olmuştu. Eşimle artık olmayan babasını da konuştuk kahvaltı sırasında ruhu şad olsun. Dedik.

Bafa Gölü gündemime ilk kez 1967 yılında girmişti. Bafa Gölü çevresindeki topraksız köylüler bir taraftan toprak ağası CHP’li İsmail Rüştü Aksal’ın tarlalarında çalışırken bir taraftan da ek gelir için gölde balık avlıyorlardı. İsmail Rüştü Aksal, gölün kendi toprakları içinde bulunması nedeniyle, gölün mülkiyetinin kendisine ait olduğunu, köylülerin kendisinin izni olmadan balık avlanamayacaklarını söylüyordu. Bafa Gölü Köylülerle İsmail Rüştü Aksal arasında sorun olmuştu.

1960’lı yılların ikinci yarısı tüm dünyada anti-kapitalist başkaldırının kolektif ölçekte ortaya çıktığı yıllardı… Paris 68, bir başkaldırı festivaliydi. Kara mizahın, kapitalizmi alaya alan, nanik çeken, isyancı kuşağın öfke fışkırmasıydı. Dünyayı değiştirmek isteyen 68’liler kendileri için bir şey istemiyorlardı. Türkiye’yi de etkisi altına almıştı Paris 68. Özellikle üniversitelilerden oluşan devrimci gençlik işçi ve köylü hareketlerinde yer alıyorlar, toprak reformu ve hakça bir düzen sloganlarıyla örgütleniyor ve örgütlüyorlardı.

Deniz Gezmiş’in de içinde bulunduğu Devrimci gençler Bafa Gölü çevresindeki köylüleri örgütlemişlerdi. Köylüler direnip, balık avlamaya devam edince, İsmail Rüştü Aksal gölde dalyanlar kurup, başlarına da silahlı adamlar dikmişti. Çatışmalar çıkmış, bekçilerin silah kullanmaları nedeniyle köylülerin bazıları sakat kalmıştı. Nitekim Deniz Gezmiş ve arkadaşları Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanırken Bafa direnişine de yer vermişlerdi.

Tur rehberinin uyarısıyla kendimize geldik. Kahvaltımızı da bitirmiştik zaten. Oldukça doyurucu, çeşitli ve lezzetli olan kahvaltılarımıza kişi başı 20 TL ödeyip, otobüste yerlerimizi aldık. Otobüsün penceresinden bir kez daha Bafa Gölü’ne baktık ve anılarımızı sürdürdük. Bafa Gölü gündemimize girdiğinde, Söke ovasının 2000 yıl önce deniz olduğunu, burada büyük bir körfez bulunduğunu öğrenmiştik. Zamanla Büyük Menderes ırmağının getirdiği alüvyonlar körfezi doldurmuş ve ova haline getirmişti. Bafa Gölü de denizden bir parça olarak arada kalmıştı.

Bafa Gölü Bodrum arası yolculuğumuzda rehberimiz göl ile ilgili açıklamalarını sürdürdü. Gölün üzerinde iki ada bulunmaktaydı. İkiz adalardan biri aslında tam ada olmayıp, bir kumulla karaya bağlıydı. Gölde kefal, levrek, yılan balığı tutulmaktaydı.  Gölde gezmek isterseniz dolmuş usulü motorlara binebilir, bu sayede Adalar, Herakleia antik kentini de gezilebilirsiniz. Göldeki adalarda manastırlar, kiliseler kurulmuştu. Bunlardan “Yediler Manastırı” en eskisiydi. Gölün çevresi zeytinliklerle çevrili olup, gölün çevresindeki lokantalar da yapılan yemeklerin hepsi zeytinyağı ile yapılmaktaydı.

Büyük Menderes Deltası’nda tespit edilen 210 kuş çeşidi Bafa Gölü’nde de görülmekteydi. Bölgede gözlemlenen başlıca kuş türleri içinde tepeli pelikan, cüce karabatak, akkuyruklu deniz kartalı, beyaz leylek, gökdoğan, küçük karabatak, küçük balaban, gece balıkçısı, alacabalıkçıl, erguvani balıkçıl, yılan kartalı, angıt, saz delicesi, kızıl şahin, uzunbacak, İzmir yalıçapkını, alaca yalıçapkını, küçük kerkenez bulunmaktaydı.

Rehberimiz bilgilendirmeye devam ederken birden 40 yıl öncesine, 1978 yılına gittim. Bülent Ecevit hükümeti işbaşındaydı Türkiye, bundan ve Toprak Reformu ile birlikte Bafa Gölü tartışılıyordu. Kamulaştırmalar başlamıştı. Listenin başında da Bafa Gölü vardı. El konup konmaması aylarca tartışılmıştı.
Göldeki Dalyanlar başta İsmail Rüştü Aksal olmak üzere birkaç aileye aitti.  Köylülerle göle sahiplenmiş olan aileler arasında kavgalar dallanıp budaklandıkça Bafa Gölü, özel mülkiyet ile kolektif mülkiyet tartışmasının sembolü hâlini almış, hatta çok daha önce Deniz Gezmiş’in savunmasına kadar girmişti. Bülent Ecevit hükümeti sıkıntıları sona erdirmek için, 
16 Haziran 1978’de gölü kamulaştırdı.

Ne var ki! Diyordu rehberimiz. Denizli, Uşak ve Aydın illerinde bulunan deri ve tekstil fabrikalarının atıkları, evsel atıklar ve kanalizasyonların yanında tarımsal ilaçlar kaynaklı kirlilik çok yüksek boyutlara ulaştı.  İhmaller ve hatalı yönetimlerle zaman içinde katlanarak Büyük Menderes’in aşağı havzasında büyük bir çevre felaketine kapı aralandı. Adı efsanelerle anılan ve sahip olduğu biyolojik zenginlikle benzersiz özellikler taşıyan Bafa Gölü yavaş yavaş ölmeye başladı.

İhraç edilen ve köylülerin gelir kaynaklarından olan yılan balığının nesli tükendi, bir zamanlar ışığa tutulduğunda arka tarafı gösterecek kadar kaliteli olan balık yumurtaları hayâl oldu, sahilin birçok bölümü balçığa döndü, kuşlar mekânı terk ettiler, etrafı berbat kokular sarmaya başladı.

Üniversitelerin sesi soluğu kesilmiş olduğundan, kendisi için bir şeyler istemeyen ‘’68 Kuşağı’’ da olmadığından Bafa Gölü kaderine terkedilmiş durumda. Öyle çünkü bütün dünya ülkeleri ‘’Ekonomik Büyüme’’ kavramına odaklanmış durumda. Yeterli ekonomik büyümeyi sağlayamayan ülkelerin yöneticileri istifa etmek ya da ettirilmek zorunda kalmaktalar.

‘’Daha fazlasına’’ iman etmek, yani ekonomik büyüme bireyleri, şirketleri ve hükümetleri, büyüme önünde engel olabilecek gelenekleri, sosyal adaleti koruma, ekolojik dengeyi gözetme gibi kavramaları görmezden gelmeye, kısaca her şeyi gözden çıkarmaya itiyor. İtiyor çünkü başta Amerika Birleşik Devletleri ve Çin olmak üzere bütün dünya devletleri ‘’ekonomik büyüme’’ peşinde. Üstelik bunlardan birinde ‘’Ekonomik büyüme’’ gerçekleşmediğinde, domino taşları gibi, hepsi yıkıma uğramakta ve iktidarlar devrilmektedir.

Share Button