Edirne Karaağaç Garında giriş yapmıştık Türkiye’ye…Yaşlılar hemen kamyonlarla göçmen misafirhanesine gönderilmiş ve yanlarında getirebildikleri eşyaları ayrıca nakledilmişti. Bu sırada kafilede hastalanmış olanlar, ki annem de onlardan biriydi, revire kaldırılmıştı. Diğer göçmenler, bir yandan misafirhanelere yerleştirilmiş, bir yandan da revirlere alınarak sağlık kontrolleri yapılmıştı. Ayrıntılı bir muayeneden geçirilerek tüberküloz, soğuk algınlığı, ishal ve kızamık gibi bulaşıcı sağlık sorunlarının olup, olmadığı araştırılmıştı. Göç sırasında yaşadığımız koşullar, şiddetli soğuklar, sağlıksız mekânlar ve beslenme yetersizlikleri bu tür hastalıkların kaynağıydı.

İki gece konakladığımız Edirne Göçmen evi 360 kişilik kapasitesine karşın 1000 kişiyi oldukça kötü koşullar altında barındırmaktaydı. Başka seçeneği de yoktu. Yoktu çünkü sürekli muhacir geliyordu Bulgaristan’dan. Yolculuk boyunca öksürmekte olan annemde, o günlerin deyimiyle,  ‘’ince hastalık’’ başlangıcı bulmuşlardı misafirhane revirindeki doktorlar. Acil tedavisi gerektiğinden, iki ay doktorların gözetimi altında olması gerekiyormuş. Bu nedenle Edirne’den ayrılmasına izin vermemişlerdi hastalığı gittiği yerdekilere bulaştırır diye… Babam da yanında refakatçi olarak kalacaktı. 

İnce hastalık olarak da bilinen ‘’verem’ ’in enfeksiyon kaynağı bir hastanın öksürmesi sonrasında, havada asılı kalan verem mikrobu sağlıklı bir birinin solumasıyla yayılıyormuş. Sağlıksız ve dondurucu soğuklarda balık istifi yolculuk sırasında mikrop taşıyan bir başkasından kapmış annem mikrobu. Zamanında önlem alınmazsa hasta veremi bulaştırma kaynağı olduğu gibi tedavisi de en az 6 ay süren, uzun süreli bir tedavi gerektiren hastalığa dönüşürmüş. Hastanede ilk iki ayda ağızdan alınan 4 tür ilaç ve hastane sonrasındaki 4 ayda da iki tür ilaç ile toplam altı ay süren tedavi uygulanırmış. Bu tedavinin püf noktası ise tedaviyi aksatmamak gerekiyormuş. İlaç kullanan hasta bulaşıcı olmaktan çıktığı gibi, düzenli ilaç kullandığında da hastalık tamamen iyileşirmiş. Bu yüzden annemin bizimle yolculuk yapmasına izin verilmemişti.  İki ay    hastanede kalması gerekiyormuş.                 

Balkanlardan gelen göçmenler/muhacirler ilk olarak Edirne Göçmen Misafirhanesinde konaklamakta, kimlikleri yeniden düzenlenmekteydi. Bulgaristan’da soyadı yerine babanın ismi kullanılmaktaydı. Oysa Türkiye’de Soyadı Kanunu gereği yeni bir düzenleme yapılmalıydı. Babam ailemize ‘’Akıncı’’ soyadını alırken Halil dedem ailesine ‘’Kurtuldu’’ soyadını almıştı Bulgaristan’dan kurtulduğumuz için…

Share Button