Aralık 1951, Yeşilova  Haruniye Osmaniye…

Birinci Dünya Savaşı’nı da kapsayan 1912-1922 yılları arasındaki 10 yıllık savaş döneminde Anadolu nitelikli ve üretici insan kaybı yaşamıştı. Eksik ve sağlık sorunları olan bir Türkiye devralan genç Türkiye Cumhuriyetinin insan gücüne ihtiyacı vardı. Balkanlardaki asimilasyon politikalarıyla bu ihtiyaç birleşince, 1923-1938 yılları arasındaki dönemde sadece Bulgaristan’dan Türkiye’ye 200 000 civarında göçmen gelmişti. 1923-1933 yılları arasında serbest göçmen statüsünde gelenler istedikleri yerlere yerleşmişlerdi. Devlet yardımı istememişlerdi. 1933-1937 yılları arasında gelenler ise iskanlı göçmenler olup, devletin uygun gördüğü yerlere yerleştirilmişlerdi. Ne var ki iskanlı olanların çok büyük bir bölümü, bizlerde olduğu gibi, iskan edildikleri yerleri terk ederek çiftçilik yapabilecekleri verimli toprakların bulunduğu yerlere yerleşmek istemişler ve yerleşmişlerdi.

Osmaniye Düziçi (Haruniye)  Yeşilova Muhtarlığının Merkez Mahallesi 1937 yılında Balkan Muhacirleri tarafından kurulmuştu. Yeşilova’ya yerleşmiş ailelerden biri de oldukça uzaktan akraba olduğumuzu öğrendiğimiz Ömer dayı idi. Babam öyle söylemişti. Ömer Dayıyı bulan babam, bizimle birlikte olan Karagözler Köyü muhacirlerinin kışı geçirebilecekleri bir yer arayışında olduğunu anlatınca, Ömer Dayı Yeşilova köyünde kışı geçirebileceğimizi söylemişti. Böylece 1951 yılını 1952 yılına bağlayan kış aylarını geçireceğimiz bir köy bulmanın sevinciyle yeni bir göç hazırlığına başlamıştık…

Kısa sürede toparlanmış, Ömer dayının traktörüne bağlı bir römorkörle Yeşilova’ya taşınmıştık. Köyde hatırı sayılır bir konumda olan Ömer dayının bizleri uzaktan akraba olarak tanıtmasıyla diğer köylüler de bizlere kucak açmışlardı. Başta Ömer Dayı olmak üzere, diğer köylüler tarafından da hayvan ahırlarından bazıları boşaltılarak bizlere tahsis edilmişti. Oldukça becerikli olan büyüklerimizin kısa zamanda düzenledikleri hayvan ahırlarından bozma evlerimiz bizlere saray gibi gelmişti. Gelmişti çünkü aylardır ilk kez kapalı yerlerde yatıp uyuyacaktık. Üstelik Yeşilova biraz da Bulgaristan’daki köyümüzü andırıyordu. Yeşilova köylüleri eski gelenek ve göreneklerine bağlıydılar, manevi yönleri de kuvvetliydi. Sosyal yaşamları bize uygundu, köye çabuk uyum sağlamıştık.

Zamanla köyün içinde bulunduğu ovayı gezip, gördükten sonra köye neden Yeşilova dendiğini de anlamıştık. Amanos Dağlarının batı yamaçlarında yer alan köyle birlikte köyün içinde yer aldığı Düziçi ovasında her yer yemyeşildi çünkü. Düziçi Ovası kuzeyinde Ceyhan Nehri, Berke ve Aslantaş Barajları, doğusunda Amanos Dağları ile Bahçe ilçesi, kuzeybatısında Kadirli, kuzeydoğusunda Kahramanmaraş ilinin Andırın ilçesi, güneyinde Osmaniye ile çevriliydi.

Çocukluk anılarımın unutulmazları arasında yer alan Osmaniye, yeryüzü yüzey şekillerinden birçoğunu bünyesinde toplamış ender yerlerden biriydi. Arazi güneyden itibaren kuzeye ve doğuya doğru gittikçe yükseliyor, Batı kesimlerinde Adana ovasının düzlükleri yer alıyordu. Kuzeyinde zorlukla geçtiğimiz Amanos dağları (Gâvur dağları), kuzeybatı yönünde Toros dağları, doğusunda Dumanlı, Düldül ve Tırtıl dağları bulunuyordu.  Ovalık arazileri en çok Merkez, Toprakkale, Kadirli ve Düziçi ilçelerinde bulunmaktaydı. Sevdiğimiz bir yer olmuştu Yeşilova Köyü ve sakinleri…

Share Button