5 Eylül Çarşamba 1951,Ceyhan Adana…

Çukurova’yı örten masmavi gökyüzünde gezinmekte olan  kar beyazı  bulutlar bir anda yok olmuştu. Gökyüzünün, Şimşeklerin, Gökgürültüsü ve yağmurların da tanrısı olan tanrılar tanrısı Zeus, bir başka tanrıya çok sinirlenmiş olmalıydı ki gökyüzünü karıştırmıştı. Kar beyazı bulutların yerini kapkara bulutlar almış, sanki güneş bir anda yok olmuştu. Gündüz geceye dönmüştü. Öyle söylemişti mevsimlik işçi olarak çalışan bir üniversite öğrencisi.  Rüzgâr şiddetini arttırırken gökyüzü gürlüyor, şimşekler çakıyordu. Rüzgârın artan şiddetiyle birlikte, yağmur da hızını arttırmış, derme çatma çadırlarımız da sallanmaya başlamıştı.

Gittikçe hızını arttıran rüzgarın etkisiyle bazı çadırlarımız sürüklenmeye başlamış, bazı çadırların çatılarındaki koruyucu örtüler ve sazlar uçmuştu. Pamuk toplamakta olan mevsimlik işçilerin hepsi çadırlarını koruma ve kurtarma derdine düşmüştü. Diğer taraftan, büyük emeklerle topladığımız pamukları da yağmurdan korumamız gerekiyordu. Toplanan pamuklar çuvallara konulmuş, yağmurdan korunacak şekilde üstleri örtüldükten sonra çadırlarımızın korunması önlemlerine dönülmüştü. Babam önde, annemle Mustafa ve ben de arkasında çadırımıza koşmuştuk.

Babam oldukça becerikli biri olmanın yanı sıra yaptıklarının işlevsel ve dayanıklı olmasına da özen gösterirdi. Konut olarak kullandığımız çadırımızın eksikliklerini her geçen gün biraz daha gidermiş, hatta içine bir yüklük bile yapmıştı. Yataklarımızı sermek için çadırımızın tabanına da hasır serilmişti. Sabahları kalktığımızda ilk görevlerimizden biri yatakları toplamak ve yüklükteki yerlerine yerleştirmekti. Kısaca çadırımız oldukça korunaklıydı. Bütün bunlara rağmen şiddetini arttıran rüzgâra ve yağmura dayanabilecek miydi? Bekleyip, görecektik…

Pamuklarını toplamakta olduğumuz tarla Ceyhan tren garından 3-4 km uzaklıktaydı. Çoğunlukla kapkara olan tren lokomotifin çıkardığı dumanlar bu gün fazlaca dikkatimi çekmiş, olumsuz bazı şeyler olacağı duygusuna kapılmıştım. Öyle de olmuştu. Şiddetlenen fırtına ve yağmura bu dumanların neden olduğu sanısına kapılmıştım bir an. Sonraki günlerde de dumanları gördükçe fırtına ve şiddetli yağmur kaygısı başgösteriyordu. Oysa şu anda korkulu saatler yaşatan şiddetli rüzgâr ve yağmurun mevsim gereği olduğunu söylemişti bizi Çukurova’ya getiren Elçi. Oysa ben  inatla tren garındaki lokomotifin çıkardığı kara dumanların yağmurlara neden olduğunu söylüyordum çocuk aklımla.

Eylül ayının ilk günlerinden itibaren Çukurova’da Sonbahar yağmurları başlamaktaydı. Bazen oldukça şiddetli olmaktaydılar. Ancak böylesi ilk kez görülmüştü. Yaklaşık yarım saat süren yağmurdan sonra oldukça büyük hasarlar ortaya çıkmıştı. Çadırların bir bölümü şiddetli rüzgârda yıkılmış ve sürüklenmişti. Sürüklenen çadırlardaki yataklar hem ıslanmış hem de çamura bulanmıştı. Halil dedemlerin çadırı da oldukça büyük hasar görenlerden biriydi. Sivrisineklerin büyük hasar verdiği Halil dedem yağmurdan da nasibini almış, şiddetli öksürük nöbetlerine tutulmuştu. En az hasar bizim çadırda olmuştu. Çadırın çatısından giren yağmur önemsiz olmakla birlikte, yataklarımızı serdiğimiz hasırın altından ve üstünden neredeyse sel geçmişti. Çatıdan giren yağmur yataklarımızı ıslatmıştı ama hiç olmazsa çamurlanmamıştı. Ekmeklik unumuzun da bir bölümü ıslanmış, hamur haline gelmişti.

Gökyüzündeki olayları yöneten Zeus’un öfkesi geçmiş olmalı ki gökyüzü  yağmur sonrasında tekrar masmavi görünümünü kazanmış, kapkara bulutlar yok olmuş, güneş Çukurova’yı yakmaya başlamıştı. Toprak kısa sürede kurumuştu. Çamurlanan yatak ve yorganlarla birlikte çadırdaki diğer eşyalar yıkanmış, kurumaya bırakılmıştı. Sürüklenen ve hasar gören çadırlar da imece usulüyle tekrar onarılmış ve yerlerine konulmuştu. Sıra pamuk tarlasındaki hasarın tespitine gelmişti. 

Yağmur, pamuk içindeki çiğiti ıslatınca, ıslanan çiğit pamuğa sarı renk bırakıyordu. Sarı renk ürünün kalitesini ve fiyatını düşürür demişti elçi. Yağmurlu günlerde hiç olmazsa toplananları ıslanmaktan korumak gerekiyordu. Bereket konakladığımız tarladaki pamuğun yüzde doksanı toplanmış bulunduğundan, ücretlerimizde çok fazla düşüşe neden olmayacaktı. Çadırlarımızdaki hasarlara rağmen, ücretlerimizde fazla kaybın olmayacak olması sevindirici bir durumdu… Buna da şükür demişti büyüklerimiz.

Share Button