Osmaniye Adana, 1951 Kasım ayı son haftası…

Bütün gün ortalıkta görünmediği gibi akşam karanlığı çöktüğü halde babam yoktu fıstık hangarının yanındaki konaklama yerimizde. Pek alışık olmadığımız bir durumdu…‘’Babam nerede ana?’’ demiştik kardeşimle.  Konaklama yerindeki çadırımızın çevresini süpürmekte olan annem ‘’Babanız kışı geçireceğimiz bir yer bulmaya gitti.’’ Demişti. Arkasından da kardeşimle bana ait eşyaların düzenli bir şekilde bir fıstık torbasında toplanmasını istemişti. İstemişti çünkü Osmaniye’de fıstık hasadı dönemi sona ermişti.

Elbistan köylerinden bizi Çukurova’ya getiren Elçiler, yaptıkları masrafları kestikten sonra, ücretlerimizi ödemişlerdi.  Ancak kışı geçirebileceğimiz korunaklı yeni bir konaklama yeri gösterememişlerdi. Elbistan köylerine geri dönmek istemediğimize göre, başımızın çaresine bakmalıydık. Bu nedenle, Babamla birlikte Hüseyin ve Kerim dayılarım da kışı geçirmemizi sağlayacak bir yer arayışına girmişlerdi. Farklı yerlere dağılmışlardı. Her an, henüz bizce bilinmeyen bir yere göç edebilirdik.

Osmaniye civarındaki Toprakkale ve Haruniye gibi yerleşim birimlerinin köylerinden bazılarında Bulgaristan Köylerinden gelen göçmenlerden bazılarının iskân edildiklerini tarla sahibinden ve elçilerden duymuştu babam. Belki Karagözler köyünden gelmiş olanlar da olabilirdi. Haruniye Yeşilova Köyünde atalarımızdan bazılarına rastlaya bilirim ümidiyle gitmişti. Öyle söylemişti anam. İki gün sonra gülümseyen bir yüzle dönmüştü babam konaklama yerimize. Kışı Yeşilova’da geçireceğiz. Demişti. 

Share Button