Mayıs 1955, Adana Osmaniye…

Annemin kuru öksürükleri Şubat ayından beri aralıksız sürmekteydi. Üstüne üstlük sabahları  ateşi çıkmaya başlıyor, öğleden sonra yükseliyor ve gittikçe artıyordu.  İştahı azalmış, yemek yiyemez olmuş ve iyice zayıflamıştı. Bir sabah kan tükürdüğünü görünce yine mi nüksetti? Demiştik. 1951 yılı Mart ayının karlı ve oldukça soğuk  bir gününde başlayan göç sırasında da kan tükürmeye başlamıştı. Edirne Göçmen misafirhanesi doktorları ince hastalık teşhisi koymuşlar, bizimle Maraş Elbistan’a gelmesine izin vermemişlerdi. Babam da yanında kalmıştı. İki ay tedavi gördükten sonra bizimle buluşmuşlardı.

Biz okula gitmiş, babam da annemi Osmaniye Devlet Hastanesi’ne götürmüştü. Okul sonrası annem yatarken bulmuştuk evde. Kuvvetli beslenmesi gerektiğini söyleyen doktorlar güçlü bir tedavi için Mersin Devlet Hastanesi’ne götürülmesini öğütlemişlerdi. Yol yordam bilmeyen babamın bu öğüdü tutması imkânsızdı. Bir süre dinlenmesi ve beslenmesi için tedarikte bulunmuştu. Ne var ki annemin iyileşmesi bir tarafa daha da ağırlaşıyordu.

Hastalığının ağırlaştığı Mayıs aylarına doğru, teşhis ve tedavinin Osmaniye sağlık kuruluşlarında yapılamayacağı kararı üzerine Mersin Devlet Hastanesi’ne sevki yapılmıştı. Sevk raporlarıyla birlikte babam annemi Mersin’e götürmüş ve hastaneye yatırmıştı.

Okulumuzun tatile girmesine daha bir ay vardı. Babam hem iş peşinde hem de ara sıra Mersin’e annemi ziyarete gittiğinden, kardeşimle ben başımızın çaresine bakmak zorundaydık. Bakıyorduk da… Yeme içme konusunda ev sahibimizin bize yardımcı olduğunu anımsıyorum. Dayanışmanın önemini yaşayarak öğreniyorduk ve öğrenecek çok şeyimiz vardı.

Annemin hastanede olmasına rağmen kendi başımızın çaresine baktığımız gibi, okul ödevlerimizi de hiç aksatmadan yapmıştık. Osmaniye Cumhuriyet ilkokulunda 1954-55 Eğitim ve Öğretim yılının ikinci dönemini de  başarı ile tamamlamış ve üçüncü sınıf olmuştuk. Birinci sınıfı Niğde Misli ’de tamamlamıştık. Bakalım üçüncü sınıfı nerede ve nasıl tamamlayacaktık? Dördüncü ve beşinci sınıfları düşünemiyordum bile…

Okulun tatile girmesiyle birlikte babam, işten geldiği bir akşam kardeşimle bana annemin Mersin Devlet Hastanesindeki tedavisinin oldukça uzun süreceğini, Mersin’e göç etmemiz gerektiğini söylemişti. Alıştığımız Karaçay Mahallesi, Karaçay Deresi, okulumuz ve arkadaşlarımızdan ayrılmak bizi hüzünlendirse de başka seçeneğimiz yoktu. Kabullendik… Edindiğimiz arkadaşlarımıza, Karaçay Deresine, bize her türlü yardımı yapan ev sahibimize ve bize şefkat gösterip kollayan öğretmenlerimizle vedalaşmamız gerekecekti, öyle de oldu…

Share Button