Temmuz 1953, Niğde Misli…

Çukurova’dan Misli Köyüne geleli yaklaşık bir yıl olmuş. Bu süre içerisinde önce evlerimiz yapılmış, taş duvarlarla çevrilerek kapalı avlular oluşturulmuştu. Bizim avlumuz içerisinde girişi engelsiz olan bir mağara da vardı. Olması iyiydi, iyiydi çünkü edineceğimiz hayvanların barınma yerlerini şimdiden sağlamıştık. Diğer taraftan köylerde ‘’kenef’’ adını verdiğimiz tuvaletler evin dışında, hiç olmazsa 10-15 metre uzakta olurdu. Bu tür tuvaletlere boşaltım çukurları açılırdı. Babam mağaraya bir delik açarak bu sorunu çözmüştü diye hatırlıyorum sisler arasında.

Gerek Selanik muhacirleri gerekse biz Bulgaristan muhacirlerinin atadan dededen kalma meslekleri çiftçilikti. Bu yüzden bizlere, köyden göç eden Rumların arazilerinden, ekim yapılacak tarlalar vermişlerdi. Ne var ki ekilecek arazilerin yüzde sekseni kum olduğu gibi akar su da yoktu köyde. Artezyen kuyuları da açılmamıştı henüz. Kumlu arazi olduğundan Misli Ovasında ekonomik değer açısından en önemli ürünün patates olduğunu öğrenecektik sonraki yıllarda. Hala da öyledir. Ama biz 1952 yılının Ekim ayında 40 teneke buğday ekmiştik.

Misli Ovası dağlarla çevrili olup, kara iklimi kuşağındaydı. Deniz seviyesinden 1200 metre yüksekte olan dağlarla çevrili ova oldukça soğuk rüzgârların etkisindeydi. Yüksekliği ve dağlarla çevrili olması denizlerden yükselen su buharlarının bölgeye geçişine engeldi. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve kar yağışlıydı. Bozkır özelliğine sahip ovada bazen kuraklık afeti olurdu. Tarımsal ürünlerin yetişme döneminde yağışların yeterince düşmemesi ya da zamanından geç düşmesi tam bir kuraklık afeti olarak kendini göstermekteydi.

Tarlalarımıza 40 teneke buğday ektiğimiz 1952 yılını 1953 yılına bağlayan dönemde Niğde Misli Ovası böyle bir kuraklık yaşadı. !953 yılında tarlalarımızdan yaptığımız buğday hasadından elimize geçen buğday miktarı 40-50 teneke civarında olmuştu. Hasadın samanı bize kar kalmıştı. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştık. Durumumuz hiç de parlak değildi.

Hani derler ya ‘’ot yok ocak yok’’ diye. Aynen öyle bir durumdaydık. Evimiz vardı ama önümüzdeki yılı geçirecek yiyeceğimiz yoktu. Rahmetli babam buğday hasadından sonra tekrar Osmaniye’ye gitmek zorunda kaldı iş bulmak için. Annem, kardeşim Mustafa ve ben köyde kalmıştık.

Ne zaman düze çıkacaktık, çilemiz ne zaman sona erecekti? Göreceğiz bakalım…Gün ola harman ola demiştik…

Share Button