Tarihi kaynaklar Kapadokya bölgesinde bulunan Misli ‘nin de bir yeraltı yerleşim bölgesi olduğunu yazıyordu. Bu yer altı şehrinin üzerinde 19. Yüzyıla ait Aziz Vlasios Rum Kilisesi bulunmaktaydı. Genelde yeraltı şehrinin üzerinde kilisenin dışında bizim gibi tek tük birkaç yapı bulunmaktaydı. Kilise, mağaralar ve köyün adı ‘’Misli’’ merakımızı uyandırmıştı. Daha sonraları, ilkokula başladığımız günlerde tarihe ve antik eserlere ilgili olan köyün ilkokul öğretmeninden merakımızı yenecek bilgiler edinmiştik.

Köyün ileri gelenlerinin anlattıklarına göre, Misli tarihsel süreçte değişik adlarla yazılmış ve adlandırılmış antik bir yerleşim birimiydi. Bunlar, Misti, Misthi, Mysti, Musthilia, Mustilia, Moustila, Misli ve günümüzdeki adıyla Konaklı gibi adlandırmalar yapılmıştı… Bazılarına göre Antik Misli ’nin kuruluşu M.Ö. 400 yıllarına tarihlenmişti.  M.Ö. 480 yılında, ilk büyük Pers-Yunan savaşı olan Marathon’un ardından tam 80 yıl geçmişti. Perslere karşı savaşmak için Anadolu’ya geçen Yunanlı paralı askerlerin bir grubunun kurduğu bir yerleşim birimiydi Misthi. Zaten Antik Dönem Grekçesinde Misthi ya da Misthios paralı asker anlamında kullanılan sözcüklerdi.

1949 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile yer adlarının değiştirilmesi işlemleri yasal bir dayanağa kavuşmuştu. Ardından 1957 yılında da bir “Ad Değiştirme İhtisas Kurulu” kurulmuş. Söz konusu bu kurulun çalışmaları, çeşitli kesintiler olmakla birlikte, 1978 yılına kadar on binlerce yerleşim biriminin adı değiştirilmiş. Bu arada Misli ‘nin adı da Konaklı olmuş… Bizim, kesintilerle yaklaşık 6 yıl kaldığımız bu antik köyün adı Misli idi…

Mağara keşifleri ve köydeki Rum Kilisesinde gerçekleştirilen saklambaç oyunlarının dışında, bazen büyüklerimizin de katıldığı, ‘’beş taş’’ ve ‘’kemik aşık’’ popüler oyunlarımızdı. Zaten yapacak başka bir iş de yoktu. Bilgisayarların ve akıllı telefonların günlük yaşamı etkisi altına almadığı bu dönemlerde, sokak aralarında ve köy meydanında oynanan beş taş ve aşık oyunu, artık unutulan oyunlar arasında yer alıyor.

Bazen evde bile oynadığımız ‘’beş taş’’ oyununda sağ elimize sığacak şekilde alınan 5 taş, iki avuç arasına alınarak ani bir hareketle yere bırakılırdı. Yere yuvarlanan taşlardan bir tanesi alınarak sağ elle havaya atılırdı. Taş havada iken yerdeki taşlardan biri sağ elle alındıktan sonra havadaki taş sağ elle yakalanırdı. Bu işlem dört taş için ayrı ayrı yapılırdı. Yerdeki taşlardan biri alınırken el diğer herhangi bir taşa dokunursa, havaya attığı taşı yakalayamaz yere düşürürse, havadaki taşı kapmak istediği sırada yerden aldığı taşı düşürürse oyuncu sırasını kaybederdi. Diğer oyuncu şansını denerdi.

Sadece ev dışında, büyükler tarafından da oynanan diğer oyun ‘’kemik aşık’’ daha da popülerdi. Koyun ya da keçi gibi küçük baş hayvanların arka ayaklarında bulunan aşık kemiğinin kullanılarak oynanan ‘’aşık oyunu’’ Türklerin tarihi oyunlarından biriydi. Oyun ile Türk kültürü ile o kadar iç içe geçmiştir ki “aşık atmak” deyimi hala günümüzde bile kullanılmaktadır. “Tavla oyunu konusunda benimle aşık atamazsın’’, ‘’benimle aşık atmaya kalkma’’ deyimlerinde kullanılan “aşık atmak’’ bu konuda benimle boy ölçüşemezsin anlamında kullanılmaktaydı. Hala da öyledir…

Köyde 8-10 kişinin rahat edebileceği büyükçe bir alana çizilmiş bir daire içerisine oyuna katılmak isteyen her oyuncu eşit miktarda kemik aşık dizerdi. Oyuncular sırasıyla, enek aşık adı verilen özel seçilmiş kemikleriyle daire içindeki aşıkları vurarak dışarı çıkarmaya çalışırdı. Atışlar daireye en az 5 metre uzaklıktan çizilmiş bir çizgi arkasından yapılırdı. Oyuncu aşığı vurarak daireden dışarı çıkartmışsa artık o aşığın sahibiydi. Ve atış sırası hala o oyuncudaydı. Vuruş yapılamamış ve dışarı çıkarılamamış ise sıra diğer oyuncuya geçerdi.

Share Button