Klasik Fizik yasalarının geçerli olduğu bizim dünyamızla kuantum dünyası arasında, hayal bile edemeyeceğimiz boyutlarda değişiklikler vardır. Eğer, kuantum sabiti yeterince büyük olsaydı ya da bizler kuantum dünyasında yaşıyor olsaydık, şöyle sonuçlarla karşılaşacaktık.

Karşınızda duran sevgiliniz Meltem harekete geçtiği anda, kırınım olarak adlandırılan bir olay gerçekleşecek ve karşınızda binlerce Meltem belirecekti. Siz hangi Meltem’in elinden tutacaktınız. Düşünün, dizinizin dibinde mırıldanıp duran çok sevdiğiniz kediniz Sarman bulunuyor. Kafasını sıvazlayarak sevmeye kalkarsanız boynu kırılacaktır.

Kedimizi ya da bazen kedimiz gibi gördüğümüz sevgilimizi sevemeyeceğimiz bir dünya kuantum dünyası.

Ancak; yaklaştığımız zaman yürüyen merdivenler, açılan kapılar, ellerimizi altına koyduğumuzda akan musluklar, binanın koridorlarına girdiğimizde yanan lambalar ve asansörlere bindiğimizde otomatik olarak çalışmaya başlayan aspiratörler de kuntum dünyasının bizim dünyamızdaki uygulamaları olarak karşımıza çıkıyor.

Dedim ki, Kuantum Sabiti yeterince büyük olsaydı, sözünü ettiğim olaylar gerçekleşecekti. Sözünü ettiğim olaylar ki, binlerce olaydan yalnız bir kaç tanesidir. Öyleyse, Kuantum Sabiti Kavramı önemli bir kavram olmalı ve biz bu kavramı, kıyısından köşesinden tanımaya çalışmalıyız. Ancak, Kuantum Sabitine ulaşabilmek için KARA CİSİM IŞIMASI kavramına bakmamız gerekecektir ki bunun için de ”Elektromanyetik Işıma” kavramından başlamamız gerekecektir.

 ELEKTROMANYETİK IŞIMA

Mutlak sıfır noktası dışındaki bütün sıcaklıklarda bulunan maddeler ışıma yaparlar. Belki şaşıracaksınız ama kışın yağan karlar ve buzdolabından çıkardığınız buzlar da ışıma yaparlar. Bir başka deyişle; radyasyon ya da elektromanyetik dalgalar yayımlarlar. Bu nedenle; Dünyamız, Güneş sistemimiz ve Samanyolu Galaksimizin de içinde bulunduğu Evren’imiz, bir elektromanyetik dalgalar evrenidir.

Radyasyon ya da elektromanyetik dalgaların gözümüzü uyaran bölümü IŞIK, burnumuzu uyaran bölümü KOKU, tenimizi uyaran bölümü DOKUNMA, dilimizi uyaran bölümü TAT ve kulağımızı uyaran bölümü de SES olarak tanımlanmaktadır.

Yanmakta olan bir kömür sobasına daldırıp, sobayı karıştırdıktan sonra çıkardığınız demir çubuk da ışıma yapar ve kendinize yaklaştırırsanız, yapılan ışımayı sıcaklık duyumu olarak algılarsınız. Yanlışlıkla demir çubuğu avuçlarsanız, belki de birinci dereceden bir yanık tedavisi de görmek zorunda kalabilirsiniz.

Demir metali 600 derece santigrattan itibaren, karanlıkta görülebilen koyu kırmızı ışık yaymaya başlar. Bu sıcaklıkta gerçekleşen ışıma ya da elektromanyetik dalgalar gözümüzü uyaracak büyüklükte olduğundan, IŞIK olarak tanımlanmaktadır. Sıcaklığın artması ve 1200 dereceye doğru gitmesi halinde, sırasıyla; kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renkler ortaya çıkar ki, birbirini tamamlayan bu renkler bir araya geldiklerinde BEYAZ kavramını oluşturur.

Güneş ışığı bir madde üzerine düştüğünde, cisim tarafından tamamı soğuruluyorsa cisim SİYAH, renklerden yalnız biri yansıtılıyor ve diğerleri soğuruluyorsa cisim yansıttığı renkte, güneş ışığının tamamı yansıtılıyorsa cisim BEYAZ olarak tanımlanır.

 SİYAH CİSİM IŞIMASI

Kuramsal olarak; üzerinde küçük bir delik bulunan içi boşaltılmış, iç yüzeyi alabildiğine pürüzlü kovuk biçimindeki cisim, Kara Cisim olarak tanımlanabilir. Böyle bir cismin içine giren ışık ya da ışık mermileri, iç yüzeyde sürekli olarak dağınık yansımaya uğrayacak ve zamanla tamamı soğurulmuş olacaktır.

Bu şekilde uyarılmış olan Kara Cisim, bir süre sonra çevresine elektromanyetik dalgalar yayınlamaya başlayacaktır. Bu oluşuma Kara Cisim  ya da SİYAH CİSİM ışıması adı verilmektedir.

Bir sonraki yazımızda, Alman bilim adamı Max Planck’ın Kara Cisim ışıması deneylerinden hareketle, Kuantum ya da Planck Evrensel sabitine nasıl ulaştığını anlamaya çalışacağız.

 

http://www.youtube.com/watch?v=CSO8hPa5TWg

6,445 total views, 2 views today

Share