Top.BMP

1958-61 yıllarında, Konya Ereğlisi’ne 13 kilometre uzaklıktaki İvriz İlköğretmen Okulunun orta kısmında okumuştum. Günümüzün 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilik dönemine karşılık gelir. Bu yıllarda, ailem de Mersin’de oturmaktaydı. Ara tatilleriyle yaz tatillerinde; Ereğli’den bindiğim kara tren, Ulukışla üzerinden geçerek, Adana ile Mersin arasındaki Yenice İstasyonuna  ulaşırdı. Yenice istasyonunda aktarma yapılır, Adana’dan gelen trene binilerek Mersin’e ulaşılırdı.

 

1961 yılında, 19 Mayıs gösterilerinden sonra yaz tatiline girmiştik. 22 mayıs günü Ereğli’den bindiğim trende rahat bir yolculuktan sonra ulaştığım Yenice İstasyonunda da çok beklemeden gelen trene bindim. Şansımın yaver gittiğini, daha kısa sürede ailemin yanında olacağımı düşünürken, yandaki iki kişinin konuşması beni şaşkına çevirdi. Biri diğerine ”Acaba, Niğde’ye kaçta varırız?” diyordu. Ben, Mersin’e gidecek olan tren yerine, yanlışlıkla Niğde ekspresine binmiştim.

 

Bir süre sonra, biletleri kontrole gelen kondüktöre durumumu anlatıncaya kadar akla karayı  seçtim. Her yerde durmayan ekspresin ilk durduğu istasyonda, neresi olduğuna bakmadan indim. Hava kararmaktaydı. Elimdeki tahta bavulla, kahvehaneye benzettiğim bir yere doğru yürüdüm. Yanılmamışım, ulaştığım yer kahvehaneydi. 8. sınıf öğrencisi olan bir çocuk olarak verdiğim selam pek ilgi görmediyse de, sandalyelerden birine ilişip, bavulumu da yanıma koydum. Kağıt ve domino dedikleri taş oyunlarına dalmış olan kahvedekilerin ilgisini çekmemiştim.

 

Oyunlarını bitirenler kalkıp, evlerinin yollarını tutuyorlardı. Kahvede bir kaç kişi kalmıştı. Adını sonradan öğrendiğim yaşlıca bir bey, Musa emminin dikkatini çekmiş olmalıyım ki, bana dönüp; ”buralardan değilsin, hayrola?” dedi. Başıma gelenleri anlattım. Bana dönerek, ”senin yatacak yerin olmadığı gibi, karnın da açtır evlat.” dedi. Kendisini onaylayınca, ”Haydi bu akşam bende, Tanrı misafirim ol.” deyince, evinin yolunu tuttuk.

Musa emmi karnımı doyurdu, bana yatak serdi ve kucak açtı. Vefat etmiştir sanıyorum. Mekanı Cennet olsun.

Sabahleyin erkenden kalktık. Sabah kahvaltısından sonra, Musa emmiye teşekkür edip, elini öptükten sonra İstasyon hareket memurluğuna gittim. O yıllarda, hareket memurluklarında emanet büroları olurdu. Tahta bavulum ayak bağı olmasın diye emanet bürosuna bırakarak perona çıktım.

Trenimin öğleden sonra 1.30 da gelmesi gerekiyordu. Ancak, bu gün olağan dışı bir şeyler oluyordu. Birden bire, bu güne kadar hiç görmediğim ve binmediğim bir tren belirivermişti peronda. Sanki, ışık hızında hareket ediyormuş duygusu uyandıran olağanüstü ve görkemli bir tren duruyordu peronda.

Vagonlardan inen orta yaşlı, şık giyimli ve yakışıklı bir beyefendiyi karşılayan yaşlıca birisi ”Hoş geldin dedeciğim” diyerek, vagondan inenin elini öptü. Rüya görüyorum sandım. Gözlerimi oğuşturarak tekrar baktığımda, orta yaşlı yakışıklı beyefendiyle yaşlıca torunu oracıkta duruyordu.

Okul kütüphanesindeki Dünya Klasiklerinin bir bölümü ile Fransız bilim kurgu yazarı Jules Verne’nin kitaplarını devirmiş biri olarak, çekinerek trenden inen beyefendiye yaklaşıp ”elinizi öpen yaşlıca bey torununuz mu gerçekten?” dedim. Yukarıdan aşağı beni süzerek ve gülümseyerek ”evet, bu yaşlıca bey gerçekten benim torunum olur.” dedi. Ben, tekrar ”birçok bilim kurgu kitabı okudum ama, hiç böylesine rastlamamıştım. Nasıl olur da yaşlı birisi sizin torununuz olur?” sorusunu yönelttim.

Bu arada, bulunduğumuz kasabada olağan dışı bazı değişiklikler oluyordu sanki. Binalar ve tepeler eğilip, bükülüyor ve yollar kılıktak kılığa giriyordu. Trenden inen esrarengiz bey, adının Bay Tompkins olduğunu söyledi ve bana dönerek ”Hiç Rölativite kavramını duydun mu evlat?” dedi. Duymasına duymuştum ama, bana pek bir şey anlatmamıştı.

Bay Tompkins devam etti meraklı birini bulmanın heyecanıyla. Işığın hızına yakın hızlara rölativistik hızlar denir. Rölativistik hızlarda olağanüstü değişiklikler olur.Rölativistik hızlarla hareket eden araçlarda seyahat ederseniz yaşlanma sorununuz olmaz.” dedikten sonra, gözlerini faltaşı gibi açmış ve kendisini hayretle dinleyen bana bakarak konuşmasını sürdürdü.

”Bulunduğumuz kasaba bir rölativite kenti olup, burada ışığın hızı 15 km/saat tir. İndiğim tren ise, kısa sürede bu hıza ulaşabilmekte ve rölativistik hızlarla hareket özelliği kazanmaktadır. Ben de bu trenle çok fazla seyahat ettiğimden, yaşlanma sorunum yok. Torunumun hayatta olup, olmadığını görmek üzere kasabaya geldim.” dedikten sonra, torunuyla birlikte istasyondan uzaklaştılar.

Ben de arkalarından bakakaldım ve karşılaştığım durumu anlamaya çalıştım…

Not: Rölativite üzerine düşünceler başlıklı yazılarımı yazarken; Rus asıllı Amerikalı yazar, rahmetli George Gamow’un Bay Tompkins’in Serüvenleri adlı yazılarından esinlendim.

http://www.youtube.com/watch?v=Xa14nk3woww

 

5,323 total views, 1 views today

Share