Göç ve İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Anılarım 36

                                                                 14 Eylül 1961 Perşembe, Çapa Öğretmen Okulu…

Gözlerimi açtığımda tek kişilik karyolada bembeyaz çarşafların içindeydim. Üstelik başucumda bir de elbise dolabı vardı. Bir an için nerede olduğumu anımsayamadım. Acaba hastanede miydim? Oysa oldukça sağlıklı hissediyordum kendimi. Sessizce kalktım, çevreme bakındım. Hastanede değildim. Pencerelere yürüdüm ve dışarı baktım. Güneş doğmak üzereydi ve ben oldukça yüksekten caddeye bakmaktaydım. Birden anımsadım. İstanbul’da, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nun en üst katındaki yatakhanesindeydim. İvriz’deki alışkanlıklarım devam etmiş ve sabah güneş doğmadan uyanmıştım.

Tuvalette ihtiyaçlarımı giderip, tıraş olduktan sonra sessizce giyinip, hala tahta bavulumda bulunan sınavla ilgili bir iki kitap alarak sınıfların bulunduğu giriş katına inmiştim. Sınavlarda keman için hazırladığım parçanın yanı sıra kuramsal bazı sorular da sorabilirler demişti İmdat Halvaşi öğretmenim.  Hazırladığım parçanın bestecisi Vivaldi ile ilgili sorular sorulabilirdi. Neden müzik bölümünü seçtiğimin yanı sıra toplumu yönlendirmede müziğin önemi üzerine sorular da sorabilirlerdi.

Sonraki günlerde birinci sınıf dersliğim olacak odada bir süre çalıştıktan sonra yemekhaneye, sabah kahvaltısına inmiştim. Zeytin, peynir ve yumurta vardı kahvaltıda. Üstelik çaylarımız karavana ile dağıtılmıyordu. Her masada altı kişiye yetecek kadar çayın bulunduğu termosların olduğunu anımsıyorum. Kahvaltımızı yaparken bir taraftan da arkadaşlıklar ediniyorduk. Yetiştirme yurdundan gelen İbrahim Kazan diye bir arkadaşımız vardı müzik semineri için gelen. Kadir Karkın’ı tanımıştım bütün sempatikliği ve heyecanı ile. İvriz’den birlikte geldiğimiz Halit Armutlu vardı. Resim semineri için gelmişti.

Okul Müdürlüğü tarafından yapılan bir duyuru ile kahvaltıdan sonra notlarımı gözden geçirdiğim sınıfta toplanmamız istenmişti. Saat 10,00 civarında toplandığımız sınıfa gelen müdür yardımcılarından biri tarafından sınavların 14 Eylül 1961 Perşembe günü saat 10,30’da yapılacağını bildirmişti. Müzik seminerine gelen öğrencilerin sınav jürisinde Ekrem Zeki Ün, Halil Bedi Yönetken ve Tahir Sevenay bulunacaktı. Son hazırlıklarımız için yer gösterilip keman verilmişti.

Salı ve Çarşamba günleri okulun bize verdiği kemanlara uyum sağlamaya çalışmıştık. Öncelikli olarak yay çekme üzerinde durmuş, hazırladığımız parçaları pürüzsüz bir biçimde seslendirmeye çalışmıştık. İvriz’de iyi hazırlanmıştım. Daha doğrusu Kemal Çuhalılar ve İmdat Halvaşi beni iyi hazırlamışlardı. Yine de heyecanlı iki gün geçirmiştim.

Nihayet sınav günü olan Perşembe günü gelip, çatmıştı. Sınava ilk alınan öğrenci olmuş, heyecanlanmama gerek kalmamıştı. Müzik odasındaki bir masanın ortasında Ekrem Zeki Ün olmak üzere yanlarında Halil Bedi Yönetken ile Tahir Sevenay yer almışlardı. Güleryüzle karşılanmıştım. İvriz ve çalışmalarım hakkında konuşmamı sağlayarak benim rahatlamamı sağlamışlar, sonra da kemanda hazırladığım parçayı dinlemişlerdi.

Parçayı bitirip, kemanı indirdiğimde Ekrem Zeki Ün’e bakmıştım. Halinden başarılı olduğum izlenimini edinmiştim. Piyanonun başına geçen Halil Bedi Yönetken akorlarla ilgili sorularından sonra solfej tekniğimi ölçmüştü. Tahir Sevenay da Vivaldi ile ilgili sorular sormuştu. Sınavdan çıktığımda kesin kazandım demiştim kendi kendime. Öyle de olmuştu. Bu anıtsal ve muhteşem okulda üç yıl okuma şansımı yaratmıştım. Çok mutluydum…

523 total views, 3 views today

Share Button