Göç ve İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Anılarım 37

 

                                                           18 Eylül 1961 Pazartesi, Çapa Öğretmen Okulu…

Her geçen gün hayranlığımızın biraz daha arttığı anıtsal mavi çinili İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nun ön bahçesinde mermer merdivenlerinin önünde 1961-1962 Eğitim ve Öğretim yılının açılış merasimi için toplanmıştık. Büyük bir heyecan ve coşku içindeydik. Geçtiğimiz Perşembe günü yetenek sınavları sonlanmış, kazananlar üç yıl süreyle bu çatı altında eğitim görme hakkını kazanmışlardı. İvriz’den Resim Semineri için gelen Halit Armutlu da kazananlar içindeydi.

Bayrak merasimine  üç sınıf katılmıştı. Birinci sınıfı oluşturan bizler yetenek sınavları nedeniyle geçen hafta gelmiştik. İkinci ve üçüncü sınıflar Pazar günü gelmişlerdi. Aynı çatı altında barınmakta olan Eğitim Enstitüsü ve Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerinin eğitime başlamaları daha sonraki günlere denk gelmişti.  

Birinci sınıfı oluşturan bizler değişik öğretmen okullarından gelmiştik. Adana Osmaniye Düziçi Öğretmen Okulu’ndan Kadir Karkın, Isparta Gönen’den Şekip Oğuz, Malatya Akçadağ’dan İbrahim Demirel gibi arkadaşlarla tam bir mozaik oluşturmuştu sınıfımız. Büyük bölümü parasız yatılı olan sınıf arkadaşlarımızın dışında, yanılmıyorsam üç ya da dört kız arkadaşımız gündüzlü öğrencilerdi. Adlarını anımsayabildiklerimden Gülay Medetgil ile Betül Öztop Resim Semineri öğrencileri olup, İstanbulluydular. 21 kişilik sınıfımızdaki kızların sayısı erkeklerden bir fazlasıyla 11 kişilerdi.

İvriz’deki Tarım Öğretmenimiz Salih Ziya Büyükaksoy’un oğlu Feridun Büyükaksoy ikinci sınıftaydı. Pazar günü yatakhaneye yerleştikten sonra Halit Armutlu ve benimle ilgilenmiş, okulu daha çok sevmemizi sağlamıştı. Kendimizi yalnız hissetmemiş ve çok çabuk uyum sağlamıştık Çapa Öğretmen Okulu’na…

Değişik İlköğretmen okullarından gelen arkadaşlarla tanışma amaçlı sohbet ederken okul müdürümüz Arif Akçabay, yardımcıları ve gün boyunca dersi olan öğretmenleriyle mavi çinili anıtsal kapıdan görünmüşlerdi. ‘’Günaydın arkadaşlar, yeni eğitim ve öğretim yılı hepimize hayırlı olsun.’’ Dedikten sonra bir işaretiyle okul bandosunun eşliğinde İstiklal Marşı’nı söylemiştik. Sonra da eski öğrencilerden birinin yönetiminde andımız söylenmişti.

Okul Müdürümüz Niyazi Akşit kısa ve öz olan konuşmasında eğitim ve öğretimin temel amaçları konusunda bilgi vermiş, müzik ve resim seminerlerinde kazanacağımız bilgi ve becerilerle ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in bir özdeyişini vurgulamıştı.  ”Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Özdeyişini hatırlattıktan sonra ‘’ Sanat en genel anlamıyla, yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olduğuna göre…’’ hayal gücünüzü okulumuzun Resim ve Müzik Seminerlerini yöneten yetkin öğretmenlerimizle geliştireceğiz demişti.

Bayrak merasiminden sonra sınıflarımıza gitmiştik. Yanılmıyorsam ilk dersimize Enver Naci Gökşen gelmişti. 1916 yılında İstanbul’da doğduğunu,  İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da yaptığını ve 1935 yılında da şu anda çatısı altında bulunduğumuz İstanbul İlköğretmen okulunu bitirdiğini anlattıktan sonra yine bu çatı altında bulunan Eğitim Enstitüsü ile sizlerin Türkçe-Edebiyat derslerinize gireceğim demişti.

Sonraki günlerde ikinci ve üçüncü sınıflardan edindiğimiz bilgilerden, 27 Mart 1891 – 26 Mayıs 1944 tarihleri arasında yayımlanmış fen, magazin, sanat ve edebiyat dergisi olarak Servet’i Fünun ve Yarım Ay dergilerinde çıkan yazı ve hikâyeleri ile edebiyat dünyasına giren biriydi Enver Naci Gökşen. İstanbul’da haftalık olarak yayımlanmış olan dergide 53 yıl boyunca ünlü edebiyatçılar görev yapmışlardı. Üstelik dergi bir edebiyat akımına da adını vermişti.

Enver Naci Gökşen yaptığı tatlı sohbetiyle hepimizin gönlünü kazandıktan sonra ‘’ İdare ile sınıfınız arasındaki ilişkileri sürdürecek bir sınıf başkanı seçmelisiniz, aday var mı?’’ Demişti. Bir süre kimseden ses çıkmayınca parmak kaldırarak ‘’Ben adayım öğretmenim.’’ Demiştim. Başkaca aday çıkmadığından oy birliği ile sınıf başkanı seçilmiştim. Çapa’da kaldığım iki yıl süresince de bu görevimi sürdürmüştüm.

Genelde sınıf başkanlıkları angarya olarak görünse de benim için öyle olmamıştı. Olumlu sonuçlarını görmüştüm. Her şeyden önce okul idaresinde, başta okul müdürü olmak üzere, müdür yardımcılarını ve çalışanlarını tanıma fırsatı bulmuştum. Bu kazanımların dışında hem İlköğretmen Okulu hem de eğitim enstitüsü öğretmenlerini yakından tanımıştım. Bu kazanımlarım Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’na seçilmemde bana yardımcı olacaktı.

1961-62 Eğitim ve Öğretim yılına başlangıcımız mükemmel olmuştu. Burada bulunmaktan çok mutluydum…

Not: Yazının kapak fotoğrafında İbrahim Kazan ile okulun arka bahçesindeyiz.

Share Button