Göç ve İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Anılarım 38

                                                                                       24 Eylül 1961 Pazar, Çapa İstanbul…

18 Eylül Pazartesi günü başladığımız Eğitim ve Öğretim yılının ilk haftası göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Ya da bana öyle gelmişti. Sınıf başkanı olarak, bir taraftan sınıfımızdaki arkadaşları tanımaya çalışırken diğer taraftan da dersimize giren öğretmenleri tanımaya çalışmıştım.

Bütün hayal gücümü harekete geçirmeme rağmen 21 kişilik sınıfımızdan 10 arkadaşımı soyadlarıyla birlikte, 6 arkadaşımı da adlarıyla anımsayabildim. Diğer 4 arkadaşım hakkında hiçbir anımın olmadığının farkına vardım.

Muhsin Eryılmaz, İbrahim Kazan, Halit Armutlu, Kadir Karkın Şekip Oğuz, Lütfiye Oğuz, Ali Özocak, İbrahim Demirel, Gülay Medetgil (gündüzlü), Betül Öztop (gündüzlü), Erol…, İzzet…, Yıldız…, Nezahat…,Aysel…, ve Emel… Anımsayabildiğim sınıf arkadaşlarım.

Okul Müdürümüz ve Tarih öğretmenimiz Arif Akçabay olmak üzere Keman öğretmenimiz Ekrem Zeki Ün, Piyano öğretmenimiz Halil Bedii Yönetken, Resim öğretmenimiz Selahattin Taran’dı.  Türkçe ve Türk Dil Edebiyatı öğretmenimiz Enver Naci Gökşen olurken Fizik öğretmenimiz Meziyet Çağlayan, Kimya öğretmenimiz Münevver Baç’tı. Coğrafya öğretmenimiz Muzaffer Danışman, Matematik öğretmenimiz Tevfik Bey ve diğerleri… Anımsadığım ve anımsayamadığım diğer öğretmenlerimizin tamamı İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu mezunu oldukları gibi Avrupa’da kendi dallarında uzmanlık eğitimi de almışlardı. Şanslı öğrencilerdik.

Buluğ çağındaki bizlerin hangi motiflerle yönlendirilebileceğimizin, hangi örneklerin bizlerin ilgisini yürekten çekeceğinin hesabını yapabilmek ve bunu gerçekliğe dönüştürebilmek büyük bir yetkinlik ve birikim isterdi. Öğretmenlerimizde bu nitelikler fazlasıyla vardı.  Bizlere sahip çıktılar. Kıt olanaklarımızın yolunu açmak için, kimliklerimizi zedelemeden yaptıkları uyarılar ve rehberlikleriyle bizleri hem sosyalleştirdiler hem de kariyer derslerinde yetiştirdiler. Gerçek eğitim ve öğretim buydu.  Aktif öğretmenlik dönemlerinde hep onları örnek almıştım.

Diğer taraftan, Çapa Öğretmen Okulu Resim ve Müzik Semineri uygulaması bizlerin yaşamöyküsü olmaktan öte çok yönlü anlamlar taşımaktaydı. İnsana-öğrenciye verilen önemin, ilgi ve tutkular yaratmanın, bu doğrultuda öğrencileri yönlendirmenin ve olanaklar hazırlayarak yollar açmanın ilginç örnekleriyle karşılaşmış ve mutlu olmuştuk deneyimli öğretmenlerimizin elinde.

Büyük gayretleri ve etkin girişimiyle 1947 yılında kurulan ve müzik öğretmenliği eğitiminde bir ilk olan İstanbul Öğretmen Okulu “Müzik Semineri”, Ekrem Zeki Ün’ün ülkemiz müzik eğitimine yaptığı en önemli hizmetlerden biriydi. Ekrem Zeki Ün’ün İstanbul’da başlattığı bu öncü girişim, daha sonraki yıllarda diğer Öğretmen Okulları’ndaki benzer yapılanmalara model olmuştu.

İki yıl içinde barındığım Çapa Öğretmen Okulu binası geniş saçaklı çatıları, yukardan aşağı inen aydınlık pencereleri,  mavi çinileriyle ön cephesi, muhteşem giriş kapısı, büyük boy aynaları ve kırmızı halılarıyla bizim masal dünyamızdı. Bu masal dünyasında bizi geleceğe hazırlamış olan öğretmenlerimizi hep şükran duygularıyla anımsadık, anımsamaya da devam edeceğiz. Bu dünyadan göçmüş olanlar ışıklar içinde uyusunlar…

815 total views, 5 views today

Share Button