Göç ve İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Anılarım 41

                                                                               27 Eylül 1961 Çarşamba, Çapa İstanbul…

Bu gün Ekrem Zeki Ün’ün 4 saat keman dersi var. Çok yoğun bir çalışma temposu olduğundan dersleri Çarşamba sabahına toplanmıştı. İlk iki saat müzik teorisi ve kompozisyon üzerine konuşma yaptığını öğrenmiştik üst sınıflardan. Sonraki iki saat uygulamalı ders olup, keman tutma, yay çekme ve parmakları kullanma üzerine çalışılacaktı. Resim Seminerindeki arkadaşlarımızın da Selahattin Taran ile 4 saat dersleri vardı. Onların da ilk iki saati kuramsal olup, son iki saati uygulamalıydı.

Benimle birlikte  Kadir Karkın, İbrahim Kazan, Yıldız, Nezahat, Emel, İzzet ve adını anımsayamadığım iki arkadaşım daha alt kattaki müzik odasına girdiğimizde üzerinde bir keman bulunan piyanonun başına oturmuş bizi bekliyordu Ekrem Zeki Ün. Halil Bedii Yönetken’le çabuk kaynaşmıştık, Ekrem öğretmenimiz konusunda biraz tedirgindik. Güler yüzle karşılamıştı bizleri. Rahatlamıştık…

Bir süre bizi süzdükten sonra ”teori bilinmeden kompozisyon yazamazsınız.” Diye başlamıştı konuşmasına. İnsanlar yaşadıkları çeşitli toplumsal olayları, acıları, sevinçleri, duygu ve düşüncelerini birbiriyle uyumlu ses ve söz kalıplarıyla ifade etme yolunu tercih etmiş ve bu yolla da olayları anlatmada en etkili ifade yöntemini, müziği bulabilmiştir. İnsanlık tarihi ne kadar eskiyse, müzik tarihi de o kadar eskidir. İnsanlık geliştikçe, müzik de gelişmiştir. İnsan varoluşuyla birlikte, toplu olarak yaşamayı tercih etmiş, hayatın tüm zorluklarında birbirine destek olmuştur. Bu toplu yaşama içgüdüsünün sonucunda, müziksel faaliyetler de gruplar halinde yapılmış, korolar ve fasıl grupları oluşturulmuştur. 

Başlarda haberleşme amacıyla kullanılan tahta ya da kemikten yapılmış borular, giderek toplu icralarda kullanılan müzik aletleri haline gelmiştir. Buna bağlı olarak, toplu icra tarihinin insanın varoluş tarihi kadar eskilere dayandığı da açıkça görülmektedir.

Müzik Teorisi araştırmaya, çözümlemeye, yeni teoriler oluşturmaya ve bunları bir sistematik içinde bilimsel metotlarla değerlendirmeye dayalı bir alandır. Kompozisyon ise eldeki verilerden yola çıkar ve yeni eserler üretir. Yeni eser üretiminde tarihsel ve güncel teorik bilgi sahibi olmak, eldeki verileri yorumlamada ve yaratıcılık sürecinde önemli bir rol oynamaktadır.

Atatürk’ün “Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Projesinde” özel önem verdiği müzik eğitimi ve seslendirme kurumlarının Batılı anlamda yapılandırılması için yetenekli müzik öğrencileri devlet bursuyla Avrupa’ya yollanmıştı. “Ulusal Çağdaş Çoksesli Türk Müziği” yaratmak için öncelikle bestecilerin yetişmesine önem verilmiş olup, Avrupa’ya müzik eğitimi için gönderilen I. kuşak arasında ben de vardım. Demişti Ekrem Zeki Ün.

23 Kasım 1910 tarihinde İstanbul’da doğan Ekrem Zeki Ün İstiklal Marşımızın bestecisi olan Osman Zeki Üngör’ün oğluydu. Babası Osman Zeki kültürel müzik alanında Batı uygarlığına yönelen ilk kemancı ve Saray Orkestrası’nın şefiydi. Dedesi ise Osmanlı Askeri Bandosu bünyesindeki Fasl-ı Cedît’in kurucusu, 1820-1895 yılları arasında yaşamış olan, Santurî Hilmi Beydi.

Müzisyen bir ailede doğup büyüyen Ekrem Zeki Ün, dört yaşında ilk keman derslerini babasından alarak müziğe başlamıştı. İlk ve orta öğretimini İstanbul’da tamamlayan sanatçı, 1924 yılında 14 yaşındayken Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yurt dışı müzik öğrenimi için açılan sınavı birincilikle kazanarak Fransa’ya gönderilmişti. Altı yıl boyunca kaldığı Paris’te Ecole Normale de Musique’de keman eğitimi görmüştü.

Öğrencilik yıllarında özellikle izlenimci ressamların tablolarına ilgi duymuş ve resim ile müzik arasındaki ilişkiyi incelemişti. İlk beste çalışmalarına başladığı bu dönemde, doğadaki unsurların kişide oluşturduğu izlenimleri yansıtmayı amaçlayan izlenimciliğin etkilerini yansıtan eserler yazmıştı.

1930 yılında yurda dönen Ün, babasının müdürlük yaptığı Musiki Öğretmen Okulu’na öğretmen olmuştu. 1936 yılında devlet Konservatuvarı olan Ankara Mamak’taki bu okul 1924 te Atatürk’ün önerisiyle, müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. Tiyatro, müzik ve opera bölümleri bulunan okul bünyesine 1950’de bale bölümü de eklenmişti.

1934 yılında İstanbul’a yerleşerek öğretmenliğini sürdürmüştü. 1938 yılında ünlü piyanist Verda Ün ile evlenmişti. 1945 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı’nda keman öğretmenliğine getirilmiş ve konservatuar öğrenci orkestrasını yönetmeye başlamıştı. Ayrıca İstanbul Şehir Orkestrası konuk şef olarak yöneten Ekrem Zeki Ün,  Cemal Reşit Rey’in çalışmalarına destek olmuştu.

Hayatını çalışmaya ve üretmeye adamış, yaratıcı ve besteci, eğitimci ve yorumcu, öncü bir sanat adamıydı Ekrem Zeki Ün. Yapıtlarını sürekli bir arayışın ürünleri olarak veren Ün, bestelediği her yeni yapıtında kendini yenilemeyi öngörerek önceki yaratılarını beğenmediğini açıklamıştı. Özeleştirel yaklaşımdan güç almıştı.

Ekrem Zeki Ün kendini; düşünen, entelektüel öğrenciler yetiştirmeye adamış Türkiye’nin en önemli keman üstatlarından ve kompozitörlerinden biriydi. Onun amacı sadece kemancı yetiştirmek değildi. Kemanın yanı sıra zihni ve kişiliği aydın güçlü bir kişilik yetiştirmekti. Tam da Atatürk’ün istediği gibi…

 Bir eser üzerinde çalışırken eseri sadece teknik kapasitesi ya da ne kadar zor olduğuyla değerlendiremezsiniz. Sadece o eseri ya da notaları çalmanız onu yorumlamaya yetmez. Demişti kuramsal derslerinde. Donanımınız mükemmel olmalı. Bir eseri yorumlayabilmeniz için onun yazıldığı koşulları bilmelisiniz. Sosyolojik ve politik açılardan o devirde neler olduğunu, bestecinin hayatını, besteleme tarzını ve hatta aynı devirde yasayan diğer bestecilerin eserlerini, giyim-kuşam, edebiyat vd. gibi konularda tam bilgiye sahip olmalısınız. Bütün bu bilgileri sentezleme biçiminiz, yeteneğinizle de birleşince bir yorumcu olarak sizi üstat yapar.

Bitmek tükenmek bilmeyen çalışma azmi, yorumcu, eğitimci, besteci, araştırmacı ve yenilikçi kimliği, Türk müziğine hizmet tutkusu ile müzik kültürü ve tarihimize eşsiz katkılarda bulunmuştu. Müzik sanatı ve eğitimimizi şekillendirmiş en önemli sanatçılardan biri olan Ekrem Zeki Ün, ardında çok sayıda eser, izinde ilerleyen yetiştirdiği pek çok sanatçı ve eğitimci bırakarak 24 Mart 1987’de Dublin’de, 77 yaşında hayata veda etti.

473 total views, 1 views today

Share Button