Göç ve İvriz İlköğretmen Okulu Anılarım 22

2 Temmuz 1960 Cumartesi, Tarsus Karabucak Okaliptüs Ormanı…

Okaliptüs ağaçlarının yaprakları arasından dans ederek gelen ve hafifçe dalgalanmakta olan cibinlikten geçerek gözüme giren güneş ışınlarıyla uyanmıştım. Yerden yaklaşık bir buçuk metre yükseklikte bir çardakta yatıyorduk kardeşimle. Temmuz ayına girmiş olmamıza rağmen ormanın serinliği ve cibinliğin korunaklı yapısı rahat uyumamızı sağlamıştı. Çardaklarda cibinliksiz olmazdı. Öyleydi çünkü Karabucak bataklığında kurulmuş olan ormanda hatırı sayılır sayıda sivrisinek vardı.

Gerinerek doğrulmuştum çardakta. İşe geç kalıyoruz düşüncesiyle kardeşim Mustafa’yı uyandırmak istemiştim. Tam uyandıracaktım ki birden aklıma gelmişti. Bu gün tatildeydik. Mevsimlik işçilere bir günlük tatil verilmişti. Bir aylık çalışmalarının karşılığı olan ücretlerini alacaklar ve evlerinin eksikliklerini tamamlayacaklardı. İçimi tatlı bir sevinç kaplamıştı. Babam, kardeşim ve ben de 27’şer günlük yevmiye alacaktık. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir miydi? Kardeşimi uyandırmaktan vazgeçmiştim.

Yaklaşık bir ay önce geldiğimiz Karabucak ’ta, kanal kıyısında konut olarak bulduğumuz tavuk kümesini kısmen yaşanır hale getirmiştik. Arkasından komşumuz Halil Amcanın yardımıyla Karabucak İşletme Şefliği ile mevsimlik işçiler arasındaki bağlantıyı sağlayan Tarsuslu Derviş Çavuşla tanışmıştık. 5 Haziran 1960 Pazar günü de tüplü okaliptüs fidanlarının dikim sahasında işe başlamıştık. Dikim sahası önceden hazırlanmıştı, üstelik Karabucak bataklık bölgesinin taban suyu da yüzeye oldukça yakındı. Öyle ki bazı bölgelerde kaynaklar oluşmuş ve su fışkırmaktaydı. Dikim için oldukça uygundu yani.

Dikimin yapılacağı saha taş ve yabancı otlardan temizlenmişti.  Bize düşen görev fidanlık seralarından getirilmiş olan tüplü okaliptüs fidanlarını usulüne uygun dikmekti. İvriz İlköğretmen Okulu tarım derslerinde edindiğimiz bilgiler burada çok işime yarayacaktı. Bu düşüncelerle Tarım Öğretmenimiz Salih Ziya Büyükaksoy’u anımsamış ve içimden teşekkür etmiştim.

Dikim sahasında fidanların dikilecekleri yerler önceden işaretlenmişti. Bir tarafına da arabalar dolusu hayvan gübresi yığılmıştı. İlk fidanlarımızı dikmek için harekete geçmiştik. İşaretlene yere, okaliptüs ağacı fidanının içinde yer aldığı kesenin boyundan daha derin bir çukur kazmıştım. Çukuru kazarken üstten alınan toprakla dipten çıkarılan toprakları ayrı yerlerde biriktirmiştim. Toprağı bu şekilde ayırmak fidanın sağlıklı yetişmesi için oldukça önemliydi, Salih Ziya Büyükaksoy böyle söylemişti. Çukuru tamamladıktan sonra da içine bir kürek kadar hayvan gübresi koymuştum. Kardeşim de beni gözlemiş ve aynen uygulamıştı.

İşe başlamamızın ilk günü olması nedeniyle Derviş Çavuş dikkatle bizi izlemişti. Uygulama yöntemimizi beğenmiş olmalı ki ‘’Aferin çocuklar’’ Demişti. Ben de ona İvriz İlköğretmen Okulu tarım derslerinden ve Salih Ziya Büyükaksoy’dan söz etmiştim. Bu konuşmadan sonraki günler ve aylarda Derviş Çavuşla tatlı bir diyaloğumuz olmuştu. Bir ölçüde bizleri korumuştu da. Derviş Çavuş diğer işçilerin yanına gidince dikim işlemine devam etmiştim.

Tüplü fidanı yan yatacak şekilde yere koymuş ve içinde yer aldığı plastik kesenin tabanını keskin bir bıçak yardımıyla kesip, fidanı çıkarmıştım. Fidanı hazırladığım çukura dik olarak koymuş, etrafına önce kürekle üst toprağı sonra da alt toprağı atmıştım. Toprakla fidanın dengesini sağladıktan sonra fidan etrafındaki toprak birikintisine fidanı ezmeden ayaklarımla bastırmıştım. Arkamızdan gelen bir başka mevsimlik işçi de dikilen fidanlara can suyu vermişti.

Babam çok becerikli biriydi, üstelik İvriz İlköğretmen Okulu bana da bir hayli el becerisi kazandırmıştı. İlk birkaç gün tavuk kümesinden bozma odamızı kullandıktan sonra babam ‘’Haydi çocuklar ikinizin yatacağı bir çardak yapalım.’’ Demişti. Ormanda kereste ve çardak yapabileceğimiz malzeme çoktu. Tek ihtiyacımız çivi, çekiç, testere ve kerpeten gibi malzemelerdi. Komşumuz Halil Amca bu konuda yardımcı olmuş ve bir hafta içinde, bu sabah uyandığım çardak yapılmıştı.

Okaliptüs ağaçlarının yapraklarıyla oynaştıktan sonra cibinlikten geçerek gözüme ulaşan güneş ışınlarını bir süre daha izledikten sonra kardeşimi uyandırmıştım. Kahvaltımızı etmeli ve 27’şer günlük ücretlerimizi almak için İşletme Şefliği muhasebesine gitmeliydik. Şerife Teyzeyle Halil Amcanın kızı Zeynep muhasebede çalışmaktaydı. Muhasebe servisinin şefi İsmet Bey’dir demişti Zeynep. Ayrıca orman mühendisleri Yaşar Bey ve Muzaffer Beyin yanı sıra grup müdürü Yusuf Beyden söz etmiş, ulaşımda önemli bir yeri olan şoförlerden, Adem Usta ile Mahmut Ustadan da söz etmişti.

Kahvaltıdan sonra babam ve kardeşimle muhasebeye gitmiştik. Muhasebede çalışan Zeynep bizi Muhasebe Şefi İsmet Beyle tanıştırmıştı. İsmet bey bizlerin hal ve hatırını sorduktan sonra önündeki evraklara bakarak babama 135 Lira, kardeşim ve bana da 108’er Lira ödeme yapmıştı. Ailemizin bütçesine 351 Lira girmişti. O yıllarda oldukça iyi bir paraydı, sonuç ailemizin yüzünü güldürmüştü… Daha ne olsun du?  Hayat güzeldi be kardeşim, yaşamaya ve yaşatmaya değerdi…

890 total views, 1 views today

Share Button