Göç ve İvriz İlköğretmen Okulu Anılarım 23

16 Temmuz 1960 Cumartesi, Karabucak Okaliptüs Ormanı…

Yanyana çapa salladığımız Salih ‘’Tarsus’a Ben Hur adında oldukça ünlü bir film gelmiş. Bu akşam gider miyiz?’’ Demişti. Kardeşimle birlikte ‘’Olur Salih.’’ Demiştik. Salih ve ailesi fidanlık şefliğinin yaklaşık 100 metre güneyinde, büyükçe bir kanal çevresinde konuşlanmış bir gecekonduda yaşamaktaydılar. Fidanlıkta çalışmakta olan ailesi ve Salih’le tanışmamız ve kaynaşmamız kolay olmuştu. Kolay olmuştu çünkü onlar da Balkan göçmenleriydiler.

Yaklaşık bir buçuk ay olmuştu Karabucak Okaliptüs Orman fidanlığında mevsimlik işçi olarak çalışmaya başlayalı. İlk bir ay fidan dikim sahasında çalışmıştık. Çalışma tarzımız ve disiplinimiz Derviş çavuşun takdirini kazanmıştı. Dikim sahasında işimiz bitince önceki aylarda dikimi yapılmış olan fidanların çevresini çapalamaya başlamıştık. Böylelikle fidan çevresindeki zararlı otları temizlediğimiz gibi, kaymak tutan toprak tabakası da kırılmaktaydı. Kırılmaktaydı çünkü kaymaklaşan tabaka fidan kökünün su almasını engel olmakta ve kurutmaktaydı. İvriz İlköğretmen Okulu’ndaki Tarım derslerinde Salih Ziya Büyükaksoy öğretmenimiz böyle anlatmıştı.

Saat 18:00’de günlük çalışma bitmişti. Ben Hur filmi saat 21:00’de başlayacaktı. Salih’le saat 20:00’de buluşmak üzere sözleşmiştik. Eve geldikten bir süre sonra babam da gelmişti. Salih’le birlikte sinemaya gidebilir miydik? Sorumuza olur demişti. Arkasından da ‘’Tarsus’a neyle gidip geleceksiniz?’’ Demişti. Biz de bisikleti kullanabilir miyiz? Demiştik. Olur, yanıtını da almıştık.

Fidanlıkla Tarsus arasındaki ulaşım fidanlığın araçlarıyla sağlanıyordu. Ne var ki fidanlıkça belirlenen saatlerin dışında servis bulunmamaktaydı. Oysa bazı ihtiyaçlarımız için servis saatleri bize uygun düşmemekteydi. Tarsus’a ulaşım sorunu çözmek için babam elden düşme bir bisiklet almıştı. Kardeşimle ben, ikimiz de bisiklet kullanmasını iyi derecede biliyorduk. Öyle ki dönüşümlü kullanarak aynı bisikletle ikimiz birlikte seyahat edebiliyorduk. Salihlerin de bisikletleri vardı. Tarsus’a bisikletlerle gidip gelecektik.

Annemin hazırlamış olduğu akşam yemeğini yedikten sonra en temiz yazlık elbiselerimizi giymiş, büyük bir heyecanla Salih’i beklemeye başlamıştık. İlk kez Tarsus’la tanışacak ve ilk kez Tarsus’ta yazlık bir sinemaya gidecektik. İlkokul dönemimizde Mersin’deki yazlık sinemalarla haşır neşir olmuştuk. Dönemin unutulmaz filmlerini izlemiştik. Bu dönemde de Tarsus’a gelebilecek filmleri izlemek istiyorduk zaman elverdiğince. Derken Salih gelmiş, büyük bir neşe içinde yola koyulmuştuk. Yaklaşık 8 km uzaklıktaki yazlık sinemaya 20 dakikada ulaşmıştık.

Arkadaşımız Salih’in tanıdığı bir yere bisikletlerimizi emanet ettikten sonra sinema kapısına gelmiştik. Duvarlardaki afişlerde çılgınca hareket eden  iki atın çektiği, iki tekerlekli, hafif ve oldukça hızlı gidebilen arabalarda yarışmacılar atlarını biraz daha hızlandırmak için kamçılarını şaklatmaktaydılar. İvriz İlköğretmen Okulu Tarih derslerinde Hüseyin Seçmen iki tekerlekli savaş arabalarının tarihte ilk kez Mısırla Hititler arasındaki Kadeş savaşında kullanıldığını söylemişti. Kadeş Savaşı’nı öyle anlatmıştı ki bizler de adeta savaşın içinde hissetmiştik kendimizi. Kadeş anılarımla afişteki görünüm birleşince filmin oldukça gerilim ve heyecan yaratacağını hissetmiştim.

Filmin afişine göre yönetmenliğini William Wyler’ın ve yapımcılığını ise Sam Zimbalist’in üstlendiği 1959 yapımı efsane film Ben Hur’un başrolünde Charles Heston rol alırken kendisine Jack Hawkins eşlik etmişti. Müzikler Miklos Rozsa’ya aitti. Dünya çapında üne kavuşmasını sağlamıştı. Antik Yunan’da müzik ve drama birbirine çok yakın bir ilişki içindeydiler. Müzik öğretmenimiz Kemal Çuhalılar öyle söylemişti. Aynı ilişki, yüzyıllar sonra perdede devinen görüntülere ona eşlik eden müzik arasında da sürmüştü. Sinema perdesindeki devinimle uygun müzik birleştiğinde insanların duygusal sisteminde çok şeyi harekete geçiyordu. İnsanların çoğu geriliyor, ağlıyor, ayağa fırlıyor ya da neşeleniyor bazen de küfrediyordu.

Afişlerin başından ayrılıp, kişi başı 50 kuruş ödeyerek sinemaya girmiştik. Açık hava sinemasında ışıklar kararmış ve giriş müziği ile birlikte Roma ordularının engellenemeyen yürüyüşü Kudüs kapılarına dayanmıştı. Yahudi Aristokrat sınıfın temsilcisi Prens Judah Ben Hur, kenti savaşarak korumaya girişen maiyetindeki topluluklara sürekli olarak uzlaşma yolunu telkin ediyordu. Ediyordu çünkü mevcut haliyle ne Kudüs ve etrafındaki toplulukların; ne de bu toplulukları belirli düzeyde birleştirmeyi başarmış tek tanrılı Yahudi dininin Roma’yı durduracak gücü yoktu.  Romalı askerlerin engelsiz biçimde kentte girişi, filmin en etkileyici sahnelerindendi. Roma askerleri içinde general rütbesinde çocukluk arkadaşı ve üvey kardeşi Mesalla da vardı.

Roma İmparatoru Tiberius’un Kudüs’e gönderdiği sömürge valisi ile az ihtimal de olsa temas kurmak için Mesalla olağanüstü bir fırsat diye düşünmüştü ben Hur. Mesalla, yıllar önce Kudüs’ü terk etmiş ve rüştünü ispatlamak üzere Roma ordusunda kıdemli bir asker olmayı başarmıştı. Ne var ki Mesalla’nın yükselme ihtirası kardeş ve arkadaşlık duygularını yok etmişti. Üstelik bir suikast girişimi sonrasında haksız yere suçlanan Ben Hur Kudüs’ten sürülmüş, Sayda limanında Romalı savaş gemilerinden birine zincirlenmiş bir kürek mahkûmu olmuştu.

Bir deniz savaşı sırasında, filo komutanı Quintus Arrius’u kurtarmış olan ben Hur, onun tarafından evlat edinilmişti. Yıllar sonra vatanına dönüp Messala’yla hesaplaşmak ve ailesini bulmak üzere özgür biri olarak yola çıkıyordu. Sonunda iki eski çocukluk arkadaşı araba yarışında karşı karşıya geliyordu. Karşılaştıkları araba yarışı sahnesi sinema tarihinin akıldan çıkmayan sahneleri arasında yer almıştı. Biraz uzun sürmekle birlikte sadece araba yarışı için bile seyredilebilecek bir filmdi Ben Hur. Sonraki yıllarda tekrar seyredecektim.

Filmin ana konusuna gelince, Ben-Hur isimli bir Yahudi Prensin Roma İmparatorluğu’nun zalim görkemine başkaldırışıydı. Çocukluk arkadaşı Messala güç zehirlenmesi yaşayan bir Roma kumandanı olmuştu. Film, ikisinin çatışmasında, bir tür güç-özgürlük savaşını anlatmaktaydı.

Ben Hur filmini seyrederken Tarsus açık hava sinemasında zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamıştık. Yaklaşık 4 saat zaman geçmiş, Cumartesi gününden Pazar gününe giriş yapmıştık. Gözlerimizden uyku akmaya başlamıştı ama bisikletlerimize binip Karabucak’a yollandığımızda esen meltem rüzgârları kendimize getirmişti. Nasılsa 20 dakika sonra ormandaki çardakta yataklarımız bizi bekliyordu. İyi ki gelmiştik… Tarsus’la yıllarca unutulmayacak bir tanışma gerçekleştirmiştik… Daha ne oldun du?

760 total views, 3 views today

Share Button