Göç ve İvriz İlköğretmen Okulu Anılarım 30

                                                   23 Mayıs 1961 Salı,  Hacıkırı Köyü Karaisalı Adana…

22 Mayıs 1961 pazartesi günü bayrak töreninden sonra İvriz İlköğretmen Okulu yaz tatiline girmişti. Ara tatilleriyle yaz tatillerinde Ereğli’den bindiğim kara tren, Ulukışla üzerinden geçerek, Adana ile Mersin arasındaki Yenice garına  ulaşırdı. Yenice istasyonunda aktarma yapılır, Adana’dan gelen trene binilerek Tarsus ya da Mersin’e ulaşılırdı.

Kurban Bayramını ailemle birlikte geçirmek için, Ereğli’den saat 14,30’da bindiğim trenle rahat bir yolculuktan sonra aktarma yapacağım Adana Yenice Tren garına saat 19,00 civarında ulaşmıştım.

Yenice tren garında çok beklemeden Adana’dan gelen trene binmiştim. Şansım yaver gitmişti, güneş batmadan önce Tarsus’taki Karabucak Okaliptüs Ormanı Fidanlığı servislerine yetişebilecek tim. Belki de servis şoförü Mahmut Abiye rastlardım.  Beni ailemin yanına, Turan Emeksiz Ağaçlama Sahasına göndermenin bir yolunu bulur. Diye düşünürken hayallere dalmıştım.

Hayallerimin içinde Kurban Bayramının ikinci ya da üçüncü günü Mersin’e gitmek vardı. Kurtuldu ailesini oluşturan Anneannem ve dayılarımla bayramlaşırdım. Akıncı ailesi ile Kurtuldu ailesinin ilk mektepli çocuklarıydık. Okul görmemiş dayılarımın yanında özel bir yerimiz vardı. Yanlarına her gidişimizde mutlaka harçlık verirlerdi. Bir hafta sonra, sınav hazırlıklarımı hızlandırmak için İvriz’e geri dönecektim. İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Müzik Semineri sınavları için hazırlanacak, Eylül ayının ilk haftasında da sınav için İstanbul’a gidecektim. Yol parası ve harçlığa ihtiyacım olacaktı.

Birden yan koltuktaki iki kişinin konuşması beni hem hayallerimden uyandırmış, hem de şaşkına çevirmişti. Konuşanlardan biri diğerine ”Niğde’ye kaçta varırız acaba?” diyordu… Ne demekti Niğde’ye kaçta varırız? Pencereden dışarıya baktığımda trenimiz Toros dağları eteklerinde hızla ilerliyordu. Ben, Tarsus’a gidecek olan tren yerine, yanlışlıkla Kayseri’ye giden Toros ekspresine binmiştim. Her yerde durmazdı. Üstelik Toros dağları eteklerinde pek sık tren garı da bulunmazdı. Mideme kramplar girmeye başlamıştı. Ne yapmıştım ben? Ümitsizce trenin penceresinden dışarı bakıyordum bir istasyona rastlar mıyım diye…

Derken yolcu trenlerinde biletleri denetleyen görevli-kondüktör gelmişti. Biletimi uzatmış, beklemiştim. Kondüktör bana ‘’Bu Tarsus’a giden banliyö treni bileti, Niğde biletiniz nerede?’’ Demişti. Tarsus Turan Emeksiz Ağaçlama Sahasındaki ailemin yanına gitmek üzere Ereğli’den Yenice’ye geldiğimi, aktarma yaparken yanlış trene bindiğimi anlatmıştım biraz da gözyaşı dökerek. Bana acımış ve trenin Karaisalı kasabasına bağlı Hacıkırı garında duracağını söylemişti. Önümüzde yaklaşık 40 km’lik bir yol var. Demişti

Trendeki tüm yolcuların biletleri denetledikten sonra kondüktör tekrar yanıma gelmişti. Benim hikâyemi bir kez daha dinledikten sonra, beni hem oyalamak hem de rahatlatmak için ilk durağa komşu olan Toros eteklerindeki Hacıkırı Köyü ve çevresiyle ilgili bilgiler vermeye başlamıştı. Her zaman, en kötü koşullardan en iyi sonuçları çıkarmaya yatkın bir çocuk olarak kondüktörü ilgiyle dinlemeye başlamıştım.

Kondüktör ilgili bir öğrenci olduğumu görünce ‘’Gündüz gözüyle Ereğli’den bindiğin trenle Toroslardaki onlarca tüneli aştıktan sonra oldukça uzun ve heybetli bir köprü ile Çakıt Vadisi üzerinden geçmiş olmalısın.’’ Demiş ve eklemişti.  Oldukça derin vadinin iki yakasını birleştiren ve günümüze kadar ulaşan bu değerli anıtsal yapıtın adı Varda Köprüsü’dür. Almanlar tarafından yapılmış olduğundan, ‘’Alman Köprüsü’’ olarak bilinmektedir. Köylüler ona Koca Köprü derler. Demişti.

İstanbul-Bağdat-Hicaz Demiryolu hattını tamamlamak için 1907 yılında Almanlar tarafından yapımına başlanan demiryolu köprüsü 1912 yılında hizmete açılmıştı. Hacıkırı’nın yaklaşık 500 metre güneyindeki geçilmez olan oldukça derin vadinin iki yakasını birleştirmek için dört ana ayak üzerine almanlar tarafından kurulmuştu Varda Köprüsü. Köprü yapılırken Hacıkırı tren garı da yapılmıştı.

Kondüktörü dinlerken edindiğim bilgiler rahatlamama neden olmuştu. Yaklaşık yarım saat sonra da Toros Ekspresi Alman Köprüsü üzerinden geçmişti. Köprüyü geçerken Çakıt Vadisinin bir bölümünü alıcı gözüyle izlemiştim. Vadinin dibi görünmüyordu. Sanki dipsiz gibiydi, bana öyle gelmişti. Köprüden yaklaşık 500 metre uzaklıktaki Hacıkırı tren garında durmuştu trenimiz. Kondüktöre teşekkür ettikten sonra inmiştim. Hava kararmaktaydı. İstasyonun batısında, Torosların eteklerinde tek tük ışıklar görünüyordu. Hacıkırı Köyü olmalıydı. Günümüzde Karaisalı İlçesinin Kıralan Mahallesi olarak bilinen bir yerleşim yeri olduğunu öğrenmiştim.

Elimdeki tahta bavulla köyün içine doğru ilerlemiş, kahvehaneye benzettiğim bol ışıklı ve gürültülü bir yere doğru yürümüştüm. Yanılmamıştım, ulaştığım yer kahvehaneydi. Kahvehaneye girdiğimde 8. sınıf öğrencisi olan bir çocuk olarak verdiğim selam pek ilgi görmediyse de, sandalyelerden birine ilişip, bavulumu da yanıma koymuştum. Kâğıt ve domino dedikleri taş oyunlarına dalmış olan kahvehanedekilerin pek ilgisini çekmemiştim.

Oyunlarını bitirenler kalkıp, evlerinin yollarını tutmuşlardı. Kahvehanede bir kaç kişi kalmıştı. Adını sonradan Musa olduğunu öğrendiğim yaşlıca bir köylünün dikkatini çekmiş olmalıyım ki, bana dönüp; ”buralardan değilsin, hayrola?” demişti. Başıma gelenleri anlatmıştım. Bana dönerek, ”senin yatacak yerin olmadığı gibi, karnın da açtır evlat.” demişti. Kendisini onaylayınca, ”Haydi gidelim, bu akşam bende Tanrı misafirim ol.” deyince, evinin yolunu tutmuştuk. Musa emmi karnımı doyurmuş, bana kucak açmış ve yatak sermişti.

Pek rahat uyuyamadığım Torosların eteklerindeki Hacıkırı Köyünde erkenden gözlerimi açmıştım. Yabancısı olduğum bu evde ne yapacağımı bilemezken, odamın kapısını aralayan Musa Emmi  ‘’kalk evlat, kahvaltı edelim.’’ Demişti. Evde eli ayağı tutanlar çoktan bağ bahçeye gitmişlerdi.  Musa Emmi beni uyandırmamıştı. Kahvaltıdan sonra Musa emmiye teşekkür edip, elini öptükten sonra İstasyon hareket memurluğuna gitmiştim. O yıllarda, hareket memurluklarında emanet büroları olurdu. Tahta bavulum ayak bağı olmasın diye emanet bürosuna bırakarak Tarsus için tekrar bilet almıştım. Trenim 16,30’da gelecekti. Perona çıkıp, köyün çevresini gözden geçirmiştim.

Taşlık bir araziye sahip köyün kuzey, doğu ve güneybatı kısmında ilk göze çarpanlar  makilik alanlardı. Bodur ağaçlar ve çalılardan oluşan makiler Akdeniz iklimi ağaç türleriydi. Makilik alanlardan sonra çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı ormanlar kendini göstermekteydi. Kalkerli taşlık alanlarda toprağın su bakımından zengin olduğunu tarım öğretmenimiz Salih Ziya Büyükaksoy söylemişti. Coğrafya derslerinde öğrendiklerimi de hatırlamaya çalıştım. Birden Gülek Boğazı ile birlikte Çakıt Vadisi ile içinden geçen Çakıt Çayını anımsamıştım.

Orta Toroslar, Hacıkırı (Kıralan) Köyü’nü üç taraftan bir hilal şeklinde çevirmiş durumdaydı. Köyden yaklaşık 4 km uzaklıkta bulunan Çakıt Çayı, kuzeydoğudan başlayıp, Orta Torosların güney uzantısını takip ederek Kapız adı verilen boğazdan geçtikten sonra  Seyhan Nehrine kavuşmak üzere yoluna devam ediyordu. Öyle söylemişti hemen her gün Çakıt Vadisine paralel tren yolundan yolcu taşıyan Toros ekspresindeki kondüktör.

Gar peronundan ayrılarak güneye doğru ormanlık alanda patika gibi bir yoldan ilerlemiştim. Hacıkırı tren istasyonundan yaklaşık 500 metre sonra bir gerdanlık gibi karşıma çıkmıştı kanyon üzerindeki Alman Köprüsü.  Bir mühendislik harikası köprüyü uzun süre seyretmiş sonra da çevreme bakmıştım. Köprüye çok yakın bir konumda fotoğraf makineli birini görmüştüm. Sürekli fotoğraf çekiyordu. Bir sür sonra yanıma geldiğinde, ‘’Ben Mustafa sen kimsin, ne arıyorsun buralarda?’’ Demişti. Ben de iki gündür başımdan geçenleri anlatmıştım. Bağdat Demiryolu üzerinde araştırma yapan bir üniversite öğrencisi olduğunu öğrenmiştim.

Öğrenmeye meraklı biri olduğumu sezen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi Mustafa Abi köprüyü göstererek Bağdat demiryolu şaheserlerinden biridir. Dedikten sonra devam etmişti. 1888 Yılında Osmanlı İmparatoru Sultan II. Abdülhamit ile Almanya Kralı Kayzer Willheim II tarafından yapılan bir anlaşmayla Bağdat Demiryolu Hattı‘nın inşaatı Almanlara verilmişti. Osmanlı’nın asker, eşya ve yolcu taşıması, Almanların da ihtiyaç duyduğu petrol kaynaklarına ulaşması için bu proje planlanmıştı. Sözleşmeye göre Haydarpaşa’dan Bağdat-Halep-Şam’a kadar demiryolu ağı kurulması öngörülmüştü. 

II. Abdülhamit’in 1888 tarihindeki iradesi ile Anadolu demiryollarının inşası ve işletme hakkı Alman Bankaları ve şirketlerine verilmişti. Demiryolunun geçeceği yerlerde devlete ait olan toprakların mülkiyeti imtiyaz sahiplerine bedelsiz devredilecekti. Konut ve istasyon binası yapılacak topraklara kira ödenmeyecek, kum, çakıl ve taş ocakları bedelsiz kullanılacak, demiryolu yapımı için gerekli keresteler devlet ormanlarından kesilecekti. Mustafa Abi bunları anlatırken Tarih Öğretmenimiz Hüseyin Seçmen’in kapitülasyonlar konusunda söyledikleri aklıma gelmişti.

Haydarpaşa’dan başlayarak Eskişehir, Konya, Ereğli, Pozantı, Adana güzergâhını izleyen Bağdat Demiryolu Hattı’nın en önemli ve zor geçiş bölgesi Belemedik-Hacıkırı rotasıydı. Belemedik, Almanların Berlin-Bağdat demir yolu ulaşımı için Toros tünellerinin hemen girişinde kurulmuş bir yerleşim yeri olup,  izleyenleri büyüleyen bir güzelliğe sahipti.

Konya’dan Adana’ya doğru ilerlemekte olan Projenin yapımında Pozantı’dan sonra gelen Belemedik tren istasyonunda  binlerce Alman ve Türk görev yapmıştı. Alman mühendislerince Berlin-Bağdat Demiryolu, Toros Dağlarında 100 yıl öncesinin teknolojisiyle 20 yılda tamamlanmıştı. Bölgede çalışan Almanlar adeta bir kasaba oluşturmuşlar; hastane, kilise, okul, sinema ve hatta cami inşa etmişlerdi.

1905 yılında Almanlar tarafından Belemedik-Hacıkırı arasında 12 kilometre uzunluğunda, 22 tünel açılmıştı. Toros tünellerinin en zorluları Belemedik-Hacıkırı istasyonu arasındaki 15 km’lik bölümünü oluşturuyormuş. Bu bölümde 12 tünel bulunuyormuş. 15 km’lik demir yolunda 12 tünel olunca  tüneller arasındaki uzaklık yok denecek kadar az olmuş. Yani neredeyse bu bölüm tamamen tünelden oluşuyor. Bir tünelden çıkıp diğerine girerken bazen kısa olan dört tüneli iç içe görmek mümkünmüş.

Belemek tren istasyonundan itibaren 15 km’lik demiryolunda yapılan 12 tünelden sonra Hacıkırı tren istasyonu yapılmıştı. Hacıkırı ile Yenice arasındaki oldukça derin Çakıt vadisinin aşılması gerekiyordu. Bu çalışmalar kapsamında oldukça derin vadinin iki ucunu birbirine bağlayarak ulaşımı  daha kolay ve  risksiz hale getirmek  için Varda Köprüsü inşa etmişlerdi. 

Bağdat Demiryolu Hattı‘nın bu zorlu aşamasını yıllar süren çalışma sonucu başarıyla tamamlayan Almanlar, özellikle iki derin vadiyi birleştiren Alman Köprüsü yapımında büyük insan kayıpları vermişlerdi. Belemedik ’teki yüksek bir tepede bulunan alana mezarlık oluşturarak, hayatını kaybeden vatandaşlarını buraya defnetmişlerdi.

Mustafa Abinin anlattıklarına göre bir mühendislik harikası olan demiryolu köprüsü Almanlar tarafından, çelik kafes taş örme tekniği ile yapılmıştı. Dört ana ayak üzerinde kurulu, 172 metre uzunluğunda olan köprünün, orta ayak yüksekliği 99 metreymiş. Köprünün ayakları çelik mesnet türünde olup, dış kaplaması taş örme tekniği ile yapılmış. Köprü ayaklarının bakımı için de dört adet ayağın içinde bakım merdivenleri bulunmaktaymış. Araştırma yapan Mustafa abi böyle anlatmıştı.

Ne gündü ama… Dikkatsizlik sonucu bindiğim ve hiç istemediğim bir yolculuk sonrası ulaştığım Toros eteklerindeki Kıralan Köyü ve çevresi ile 600 yıl öncesine tarihi bir yolculuk yapmıştım. Bu yolculukta ilk bilgileri Toros ekspresindeki kondüktörden, ikincil bilgileri beni Tanrı misafiri olarak bir gece misafir eden Musa Emmiden, asıl bilgileri de Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi araştırma öğrencisi Mustafa Abiden almıştım.  Mustafa Abiye teşekkür ettikten sonra Çakıt Vadisi boyunca gezinerek tren saatime kadar olan zamanı doldurmuştum. Tam saatinde gelen Kayseri-Adana hattındaki Toros ekspresine binerek aileme kavuşma yolculuğumu başlatmıştım…

759 total views, 11 views today

Share Button