Göç ve İvriz İlköğretmen Okulu Anılarım 31

                                       24 Mayıs 1961, Tarsus Turan Emeksiz Ağaçlama Sahası…

22 Mayıs Pazartesi günü ayrıldığım İvriz İlköğretmen Okulu’ndan, unutulmazlarım arasına girecek olan, maceralı bir yolculuktan sonra dün akşam geç vakitlerde ailemin yanına gelebilmiştim. Gelebilmiştim ama Torosların eteklerindeki Hacıkırı Köyü ve Alman Köprüsü hala aklımdan çıkmıyordu. Ne yolculuktu ama demiştim kendi kendime…

Pazartesi günü Yenice İstasyonundan Tarsus niyetine, dikkatsizlik sonucu bindiğim Niğde ekspresi ile hiç istemediğim bir yolculuk sonrası ulaştığım Toros eteklerindeki Kıralan (Hacıkırı) Köyü ve çevresi ile 60 yıl öncesine tarihi bir yolculuk yapmıştım. Bu yolculukta ilk bilgileri beni teselli etmek isteyen Toros ekspresindeki kondüktörden, ikincil bilgileri beni Tanrı misafiri olarak bir gece misafir eden Musa Emmiden almıştım. Asıl bilgileri ise Salı günü Alman Köprüsü üzerine araştırma yapmakta olan Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi araştırma öğrencisi Mustafa Abiden öğrenmiştim. 

İvriz’deki alışkanlıklar devam ediyordu ve yaşadığım sürece devam edecekti. Sanki nöbetçi öğretmenimiz Kemal Çuhalılar karyola demirlerine vuruyormuş hissiyle erkenden uyanmıştım. Annemle babam benden de erken uyanmışlardı. Dışarı çıktım. Karanlıkta geldiğim dün akşam dikkatimi çekmemişti. Başta sardunyaların yer aldığı bir çiçek bahçesiyle karşılaştım. Babam önümüzden geçen Berdan nehri kıyısındaki bataklıklardan kestiği sazlarla bahçeyi kumullardan korumak için bir rüzgâr önleme duvarı da yapmıştı.

Evin arka tarafına geçtiğimde bir karpuz tarlasıyla karşılaştım. Babam karpuz kavun da ekmişti. Kavun karpuz tarlasının yanına domates, biber ve salatalık ekmişlerdi. Nehir kenarına yürümüştüm. Babam yine saz biçiyordu. ‘’Kolay gelsin Baba.’’ Dedim. ‘’Allah razı olsun oğlum. İyi uyuyabildin mi?’’ ‘’Uyudum baba, anam nerede? Göremedim.’’ ‘’İneği sağmaya gitmiştir, gelir biraz sonra.’’ Demişti. Demek ki süt, yoğurt, peynir ve tereyağı gibi ihtiyaçlarını görmek için bir inek satın almışlardı.

Babamın yanından ayrılarak çevreyi incelemeye devam ettim. Babam çok becerikli biriydi ama bu kadarını beklemiyordum. Evi ve çevresini kumullardan temizlemiş ve çimlenmesini sağlamıştı. Ayrıca gerekli gördüğü yerlere yaptığı rüzgâr ve kumulları önleme duvarlarının yanı sıra yazın kardeşimle benim yatacağım bir de çardak yapmıştı. Kısaca konakladığı bölgeyi insanca yaşanacak bir hale getirmişti.

Biraz sonra elinde süt bakracıyla gelen annem ‘’Kalktın mı Mehmet?’’ dedikten sonra kahvaltı hazırlığına başlamıştı. Ekmek sorununu babamın aldığı bir çuval unla ve yaptığı küçük bir ekmek fırınıyla çözmüşlerdi. Ayrıca annemin bazlama yapabileceği tandır için de uygun bir ocak yeri yapılmıştı. Bazlama sevdiğimi bilen annem kısa sürede birkaç bazlama pişirdikten sonra sofrayı domates, salatalık ve biberle donatmıştı. Süt pişirmeye başladığında ‘’Git babanı çağır da kahvaltımızı yapalım.’’ Demişti.

Babam kahvaltı ve yemek sırasında pek konuşmayı sevmezdi. Günlük ve mevsimlik işçilik dönemlerimizde yemek esnasında konuşmak zaman kaybı olarak bilinirdi. Oralardan kalma bir alışkanlıktı. Sessizce kahvaltımızı yaptıktan sonra ‘’Anlat bakalım oğlum, okul nasıl gidiyor? Geri dönecek misin? Dönmeyeceksen Derviş Çavuşa söyleyelim sana uygun bir iş bulsun.’’ Demişti. Bayramdan sonra okula geri döneceğimi, İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu sınavları için bütün yaz okulda kalacağımı uygun bir dille anlatmıştım. İstanbul da nereden çıktı dediyse de sen bilirsin oğlum diyerek sohbeti sonlandırmış, ağaçlama sahasını biraz dolaşayım diyerek dışarı çıkmıştı.

Babamdan sonra ben de yakın çevreyi bir kez daha görmek için çıkmıştım. Nehir boyunca güneydoğu yönünde yaklaşık 100 metre ilerlediğimde sazlardan yapılmış bir ahırla karşılaşmıştım. Biraz ileride de bir  inekle danası otlamaktaydı. Ahırın arka tarafında da kına yakılmış bir koyun önündeki otları yemekteydi. Babam kurbanlık almıştı demek. Ekonomik durumunu bir hayli toparlamış olmalıydı. Bulgaristan’dan ayrıldıktan 10 yıl sonra babamı rahatlamış ve mutlu olarak görmüştüm.

Yarın, 25 Mayıs 1961 Perşembe, Kurban Bayramı başlıyordu. Bayram nedeniyle Konya Maarif Kolejinde parasız yatılı okumakta olan kardeşim Mustafa’nın da gelmesi gerekiyordu. Nitekim akşamüzeri Şoför Mahmut abi dönemeçte görününce Mustafa’yı getiriyor diye düşünmüştüm. Gerçek de Mustafa’yı getirmişti. Mustafa ile sarmaş dolaş olduktan sonra Mahmut Abiye sarılarak teşekkür etmiştim. Dere kenarında saz biçmekte olan babam da gelmiş, Mahmut Abiye teşekkür ettikten sonra ‘’Hoş geldin Mustafa.’’ Demişti.  Babamın elini öpen kardeşim elindeki tahta bavulla, kapı eşiğinde bekleyen annemin yanına giderek elini öpmüştü. Babamın kestiği soğuk karpuzu yerken nefeslenen Mahmut Abi izin isteyerek Karabucak fidanlığına geri dönmüştü.

Akşam namazını birlikte kılmıştık. Babam imamlık görevini yaparken ben müezzin olmuş ve ezan okumuştum. Babam dini bütün ve samimi inananlardan biriydi. Kul hakkı yemekten korkardı. Çalışmanın ibadet olduğuna söylerdi. Bu dünyanın geçici olduğunu, asıl öbür dünyaya hazırlanılması gerektiğine inanırdı. Ahrete, cennet ve cehenneme samimi olarak inandığı içindir ki haram yemekten korkan korkardı. Allah nezdinde iyi bir kul olduğuna inandığı içindir ki karşılaştığı her zorlukta Allah’ın takdiri böyleymiş der, tevekkül gösterirdi. İnançlarının hayatına anlam kazandırdığını düşünenlerden biriydi. Hayata böyle tutunduğunu görmüştüm.

Akşam namazından sonra yemeğimizi yemiş, okullarımızdan bahsetmiştik babama. Bizi dinlemiş, ‘’Okullarınızın ve eğitimin size kazandıracaklarını sakın aklınızdan çıkarmayın.’’ Dedikten sonra Bulgaristan, Karagözler Köyü, Sakar Balkan, askerlik anıları ve göç yolculukları üzerinde uzunca bir süre konuşmuştu. Kardeşimle ben de sabır ve sessizce dinlemiştik. Dinlemiştik çünkü bize ‘’kurtuluşunuz eğitimde’’ demek istemişti uzun hikâyesinde…

Perşembe sabahı erkenden kalkarak, Bayram namazı için Kulak Köyüne gitmiştik. Köylüler kardeşim ve bana hoş geldiniz demişler ve bayram namazı için birlikte saf tutmuştuk. Namazdan sonra ‘’ Kıymetli Kardeşlerim! Kurban bayramı, huzurun, esenliğin, kardeşliğin, birlik ve beraberliğin bayramıdır. Her türlü farklılığı bir kenara bırakıp kederde ve sevinçte bir araya gelenlerin, kendini ve Rabbini bilenlerin, tefekkür ve tezekkür edenlerin, gönülden Rabbine teslim olanların bayramıdır. Bu bayram, zihinlerini kötülüklerden arındıranların, gönüllerini manevi kirlerden temizleyenlerin, günahlardan uzak duranların bayramıdır.’’ Sözleriyle iyi başlamış olan imam sonrasında kurban konusunda saçmalamıştı.

Köylülerle bayramlaştıktan sonra eve dönülmüş, babamın birkaç ay önce aldığı kurbanlık koyun kesilmişti. Bulgaristan’dan ayrıldıktan 10 yıl sonra ilk kez kurban kesiyordu babam.  Yüce Allah’ın rahmetine yaklaşmak için ibadet niyeti ile kurban kestiğine inanan babam mutluydu. Öyle sanıyorum ki inanışlarının yerini alacak başka bir şey verilmedikçe, babam ve babam gibilere cenneti dünyada yaratmadıkça öyle kalacaklardı. İnançlarına saygı duymayı öğrenmeliydik, öğrenmiştim.

Kurban etleri yenildikten sonra Mersin’e, anneannem ve dayılarımın yanına gitmek için izin istemiştim. Pazar günü İvriz İlköğretmen Okulu’na geri dönecektim. İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Müzik Semineri sınavlarına hazırlanmalıydım…

Share Button