emin-ozgan-ile-33

1961 yılında Emin Özgan ile İvriz’de.

1958 yılı Temmuz ayının ikici yarısı olmalı… Hava sıcak mı sıcak, çevremiz kum ve kum, evlerimizin altı ise ucu bucağı olmayan mağaralar. 1953 yılında ilkokul birinci sınıfa başladığım bu yerleşim yerinde bir kök ağaç bile yoktu. Nasıl olsun ki… Hıristiyanların, dini sembollerine ve temsilleri olan ikonalarına Bizanslılar tarafından en şiddetli saldırıların olduğu dönemde sığındıkları Kapadokya bölgesinin bir parçasıydı bulunduğum köy ve bu köydeki mağaralar. Kendilerini düşmanlarından, özellikle İkonoklazm olarak adlandırılanlardan korumaları ve saklanmaları gerekiyordu. Oysa ağaçlar yaşam belirtileriydi, olmamaları gerekirdi. Böyle bir yerleşim yerinden, Misli ya da Misti’den söz ediyorum. Günümüzün Konaklı Belediyesi… Roma ve Bizans İmparatorluk çağlarını yaşayan Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluk dönemlerinden geçerek günümüze gelen uygarlık merkezi Kapadokya Bölgesinde bulunan Niğde’nin tarihi köylerinden/kasabalarından biridir Misli.

İlkokul bitmişti…1926 yılına kadar bir Rum Köyü olan Misli’de yapılacak bir iş olmadığı gibi, köyde yağacağımız bir etkinlik de yoktu. Ekilmiş tarla tapanımız da olmadığından, rahmetli babam da Mersin’e iş bulmak amacıyla gitmişti sekiz ay önce. Oysa geçen yıl dördüncü sınıfı okuduğumuz Mersin Kuvayi Milliye İlkokulu tatile girdikten sonra kendimize iş bulmuştuk. Sabahları erkenden aldığımız simitleri sattıktan sonra, evde ürettiğimiz tatlıların satışını da yapıyorduk. Ne olduysa, hazine yetkililerinin ‘’Köyünüze dönün’’ çağrısından sonra oldu.

1951 yılında, Bulgaristan muhaciri olarak iskân edildiğimiz bu köyde bize, Rumlardan kalma ve hazine arazisi durumunda olan yerlerden,  ekim dikim için 150 dönüm civarında tarla verilmişti. Patates üretiminin verimli olduğu bu tarlalarda, bilmediğimizden, buğday yetiştirmeye kalkmıştı rahmetli babam. Kurak geçen bir yaz sonrasında harmandan kaldırdığımız, ektiğimizden daha az olmuştu. Önümüzdeki kış aylarında saman yiyemeyeceğimizden, Çukurova’nın verimli ve işçi dostu olan Osmaniye’ye gidilmiş, iş bulunmuştu. Biz de ilkokul ikinci sınıfa başlamıştık kardeşimle. Yılsonuna doğru hastalanan rahmetli annemin Mersin Devlet Hastanesi’ne sevki üzerine de Mersin’e göçmüş, ilkokul üçüncü ve dördüncü sınıfı Kuvayi Milliye İlkokulunda okumuştuk. Böylelikle, Misli Köyü’nden üç yıl uzakta kalmıştık. Oysa köyde bize verilen hazine arazilerinin mülkiyetine sahip olabilmek için, en az beş yıl köyde kalıp işlememiz gerekiyormuş. Hazine yetkililerinin uyarısıyla köye dönmemize rağmen, yine de bize tahsis edilen topraklara hazine el koydu sonraki yıllarda.

Babamın Mersin’de çalışmakta olduğu bu sıcak, bunaltıcı ve can sıkıcı günde tek değişiklik okul arkadaşım Osman’ın annesi rahmetli Hatice teyzenin bize uğraması oldu. Bir taraftan kırktığı koyunlardan elde ettiği yapağıyı eğirirken, diğer taraftan da yaklaşan dini bayramlardan biri üzerine annemle sohbet ediyordu. 10 lirasının olduğunu, köye uğramasını beklediği seyyar satıcıdan kumaş alarak Osman’ına bayramlık bir pantolon dikeceğini söylüyordu. Hatice teyzenin annemle yaptığı bu sohbet her nasılsa aklımda kalmıştı. İyi ki kalmıştı…

Akşamüzeri, Hatice teyze bizden ayrıldıktan bir süre sonra, Niğde’den gelen köy otobüsünden çıkan bir tanıdık sarı bir zarf getirdi bize. Zarfı açtığımızda, bir sonraki gün, Niğde’de yapılacak olan İvriz İlköğretmen Okulu yatılılık yazılı sınavlarına davet ediliyorduk. Yaşamım boyunca minnet ve rahmetle andığım ilkokul öğretmenimiz Beyazıt Tuna, kardeşim ve benim adıma sınav başvurusunda bulunmuştu. Ne var ki, Niğde’de iki gün sürecek olan sınavlar için, Niğde’ye gidecek otobüs paramız olmadığı gibi konaklayacak yerimiz de yoktu.

Mersin’deki rahmetli babama ulaşma ve ondan parasal yardım isteme olanağı yoktu. Henüz hasadın yapılmadığı, harmanların kaldırılmadığı köydeki tanıdıklarda yardım alabileceğimiz kimse de yoktu. Rahmetli annemle saatlerce düşündük ama bir çözüm üretemedik. Tam sınavlara katılmaktan vazgeçmiştik ki gündüz bizi ziyaret eden Hatice teyze ile annem arasındaki sohbeti anımsadım. Hatice teyzede ‘’Osman’ımın pantolon parası’’ 10 lira vardı. Gidip istesek mi? Dedim anneme.

Gecenin bir yarısında gittik Hatice teyzeye ‘’Osman’ımın pantolon parası’’nı istemeye. Bizi dinledikten sonra, hiç ikiletmeden verdi parayı ve İvriz İlköğretmen Okulu’nun kapısı açıldı bana…

Rahmetli ilkokul öğretmenim Beyazıt Tuna ve Hatice teyzeye şükranlarımı sunarken, mekânlarının da Cennet olmasını dilerim.

955 total views, 3 views today

Share