HOLLANDA SANATININ ALTIN ÇAĞI

Benim için bir Hayaller ve Fırsatlar Kenti olan İstanbul’a ve Göktürk’teki evimize 8 Mart 2012 tarihinde temelli olarak yerleştik. Ankara’daki büyük evden, buradaki daha küçük eve eşyaları yerleştirmek ve düzenlemek oldukça zor ve zahmetli oldu. Kullanmayacağımız bazı eşyaları atmak ya da vermek  zorunda kaldık. Neticede yerleştik. Aslına bakılırsa, emeklilikte eskisi kadar kazanılmıyor. Bu nedenle, daha küçük ev, daha küçük araba ve en az eşya ideal olanı.

 

Benim için fırsatlar kenti olarak tanımladığım İstanbul’da, öğrencilik yıllarımda gezemediğim semtleri ve en önemlisi de müzeleri gezme fırsatını yakalıyorum bu kente yerleşmekle. Başta Topkapı Sarayı Müzesi olmak üzere İstanbul Modern Sanat Müzesi, Ayasofya, Dolmabahçe, Küçüksu Kasrı, Beylerbeyi Sarayı, Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi’ni gezdim ve ayrıntılı ve belgesel nitelikli yazı dizileriyle tanıtmaya çalıştım.

 

 

İnternete girip, başta İstanbul Modern Sanat Müzesi olmak üzere Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) ve diğerlerine baktığımda; İstanbul için, 2012 Yılının muhteşem bir sanat yılı olacağının farkına vardım. Hollanda ile diplomatik ilişkilerimizin 400. yılı nedeniyle, Sanatta Hollanda Yılı ağır basacak gibi görülüyordu.Kendimi şanslı hissettim. Öğrenciliğimde yeterli zamanı ayıramadığım müzeler bana muhteşem seçkiler sunuyordu.

 

 

Nitekim Türk İlaç Sektöründe 100. kuruluş yıldönümünü kutlayan Abdi İbrahim, Dünyanın en büyük ressamlarından biri olarak kabul edilen Van Gogh’un eserlerini yepyeni bir formatta, Dijital Sanat Sergisi ile kutlarken, SSM de Rembrandt ve Çağdaşları resim sergisiyle karşımıza çıkıyordu.10 Mart 2012 Cumartesi günü soluğu Sakıp Sabancı Müzesi’nde aldım.

 

 

 

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM)

 

Sakıp Sabancı Müzesi’nde daha önce de ”Salvador Dali Resim Sergisi” ile ”Efsane İstanbul-Bir Başkentin 8 000 yılı” sergilerini gezmiştim. Bu kez; 10. yılını kutlayan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) yepyeni bir etkinlikle sevenlerinin karşısına çıktı. Hollanda ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yılının kutlandığı 2012’de, dönemin en kapsamlı sergisini sanatseverlerle buluşturmuş.

 

 

22 Şubat’ta açılmış olan sergide, Amsterdam’daki Rijksmuseum ile Dünyanın önde gelen özel koleksiyonlarına ait olan eserler, Türkiye’de ilk kez izleyicilerle buluşturulmuş. Restorasyon çalışmalarının devam ettiği Amsterdam’daki  Rijksmuseum  2003 yılından beri kapalı. Önümüzdeki altı ay içinde açılması planlanmış. Açıldıktan sonra, belki de 10 yıl süre ile müzedeki eserlerin müze dışına çıkışı olamayacak gibi.

 

 

 

 

 

SSM yetkilileri Rijksmuseum’un kapalı oluşunu fırsata dönüştürmüşler ve Türkiye’deki ziyaretçilerine unutamayacakları ölümsüz bir fırsat sunmuşlar. Sergide, Rembrandt’ın yanı sıra; Hollanda resminin en önemli isimlerinin bulunduğu 59 sanatçıya ait 73 tablo, 19 desen ve 18 obje olmak üzere toplam 110 eser yer almış.

 

 

 

Rembrandt Harmensz Ryan

 

Rembrandt Harmensz Ryan; yalnız Barok devir için değil, Hollanda’nın bütün resim sanatı tarihinde yetiştirdiği en önemli sanatçıdır. Leyden’de bir değirmencinin oğlu olarak dünyaya gelen Rembrandt, Leyden Üniversitesi’nde bir yıl kadar kaldıktan sonra tahsilini ressam olmak için terk etmiş, gelişmesinde daha önemli bir yeri olan Amsterdam’a gitmiştir.

 

 

Amsterdam’da tanıştığı Pieter Lastman ona İtalyan sanatının özelliklerini ve Caravaggio’yu tanıtmış, böylece hiç İtalya’ya gitmediği halde Caravaggio etkisini onun vasıtasıyla almıştır. Amsterdam’da, zengin bir asilzadenin kızı Saskia ile 1932 de evlenmiş, bu evlilikten sonra sanat eserlerini topladığı bir eve sahip olmuştur.

 

 

 

Böylelikle, kentin en ünlü ressamı durumuna gelmiş ve itibar görmüştür. Ancak, taparcasına sevdiği karısının 1942 de ölmesi ve çok alışılmadık bir düşünceye dayanarak yaptığı ısmarlama ‘’Gece Nöbeti’’ adlı eserinin beğenilmemesinin verdiği üzüntü, sosyal yaşamını ve üretimini olumsuz etkilemiştir.

 

 

 

Rembrandt, karısının hatırı sayılır bir miras bırakmış olmasına rağmen, çok kalabalık bir öğrenci grubunu barındıran atölyenin masrafları ve yeterli tablo siparişi alamaması nedeniyle iflas etmiştir. Çok büyük miktarda borca girmiş olan Rembrandt’ın bütün mallarıyla birlikte oluşturduğu paha biçilmez resim koleksiyonu bile açık arttırma ile satılmıştır.

 

 

Karısı Saskia’nın ölümünden bir süre sonra beraber yaşamaya başladığı Hendrickie, O’nu ve karısının ölümünde bir yaşında olan oğlu Titus’a sahip çıktı. Daha küçük bir eve taşındılar ve sosyeteden uzakta, mütevazi bir hayatı seçtiler. Rembrandt bu yıllarda daha çok dini konuları içeren yapıtlar ortaya çıkardı.

 

 

 

Rembrandt denince akla, resimde ışık-gölge sanatı gelir. Rembrandt ışık-gölgeyi çok özel bir tarzda, anlatımın bir aracı olarak kullanmıştır. Işık-gölgeyi, İtalya’nın yetiştirdiği büyük ustalardan Caravaggio da özel bir tarzda kullanmıştı. Işık-gölge arasındaki zıtlıktan, resimlerinin esas konusu olan insanın ruhi durumunu anlatmakta faydalanmış ve bu amaçla kullanmıştır.

 

 

 

Rembrandt’ın resimlerindeki ışık çoğu zaman tek ve belirli bir kaynaktan gelmez. Gökten yeryüzündeki bazı olayları aydınlatmak için gelen bir ilahi ışıktır resimlerinde kullandığı ışık. Rembrandt, ışık-gölge karşıtlığından faydalanarak, çirkin de olsa, gerçekleri değiştirmeden vermeyi sadece yağlı boya eserlerinde değil gravürlerinde de başarmıştır.

 

 

 

Rembrandt’ın en çok ilgisini çeken şey insanların iç dünyasını, iç gerilimini, yaşadığı üzüntülerin kişide meydana getirdiği psikolojik yapısını betimlemekti. Pek güzel olmadığı halde, çirkin yanlarını hiç güzelleştirme çabası olmaksızın, olduğu gibi tesbit eden kendi portrelerinde, gençliğinden itibaren yaşadığı psikolojik durumunu kesintisiz olarak izlemek mümkündür.

 

 

 

Rembrandt, resimlerinde göstermeyi ana gaye edindiği iç dünyayı ifade etmek için hiç bir zaman büyük jestler ve hareketlere gerek duymamıştır. Onun resimleri tiyatrovari ve yapmacıklı değil, samimidir. O, dini konuları da resimlerken, din kitaplarını okur fakat orada bahsi geçenleri kendi hayalinde yaşattığı gibi ele alırdı.

 

 

Rembrandt, o devirde Hollanda’da moda olan grup resimlerinde de çok başarılı olmuştur. Çok sayıda yapmadığı bu tür resimlerin en tanınmışlarından biri Prof. Tulp’un Anatomi Dersi’dir. Rembrandt’ın Leyden’den Amsterdam’a yeni geldiği yıllarda aldığı bir sipariş üzerine yapmış olduğu bu eserde, sekiz kişinin, belki de cerrahlar loncası mensuplarının portrelerini bir grup kompozisyonu içinde başarılı bir şekilde değerlendirmiştir.

 Kaynaklar:

1)   SSM internet sitesi

2)   Müzedeki bilgilendirme panoları

3)   www.felsefeekibi.com/sanat

8,868 total views, 3 views today

Share Button